Documentarist 2013: Belgesel Deyip Geçme, Tanı…

Salihcan Sezer
Salihcan Sezer
27 Mayıs 2013

Yaz başlar, yerli festivaller kabuk bağlar, sinemaya sabun köpüğü dolarken; kendini hızla sevdiren, yılın bu dönemlerinde ağırladığımız bir güzel dost uzaklardan çıkagelir ve çevreyi havasızlığın bastığını görüp penceresini açar. Kısmen lirik bu başlangıç cümlesinin hakkını fazlasıyla veren festival, altıncı senesinde izleyicilerine yine esaslı bir program sunuyor. Etkinlikler, söyleşiler ve elbet filmlerin bulunduğu festival; 1-6 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek. Başındaki objektifle ‘objektife yakalanan’ Serra Yılmaz, gözlerinde seyre/almaya açık bir ifadeyle festivalin afişinde arz-ı endam ederken, Amerikalı yapımcı-yönetmen Alan Berliner de onur konuğu olarak filmleriyle Documentarist İstanbul’a katılacak.

Festivaldeki filmler seçkisi 11 ana başlıktan oluşuyor. Bu başlıklardan Türkiye Panoraması’nda, metraj anlamında kısadan uzuna çok çarpıcı belgeseller bulunuyor. Anne-babaların lgbtt bireyi(lezbiyen-gay-biseksüel-travesti-transeksüel kısaltması) olan evlatlarıyla yaşadıkları ilişkileri ebeveynlerin ağzından anlatan Benim Çocuğum, İf İstanbul’dan itibaren gösterildiği her mecrada büyük ilgiyle karşılanmıştı. ‘Kaçıranlar ve yeniden izlemek isteyenler için’ iyi bir fırsat. Yine bu seride en çok dikkat çekenlerden Buka Baranê’yse (Kürtçe’de yağmurun gelini yahut gökkuşağı demek), Hakkari’de bir köy ilkokulunda okuyan çocukların gözaltılar, işkenceler, dağa çıkmalarla geçen zor yıllarının ardından karşılaşmalarını anlatan önemli bir yapım. Kürt meselesini kadraja alan Ase, Fecira gibi filmlerle; (vatandaş olan ya da olmayan, her ne şekilde olursa olsun ‘bizden’ kılınması gerekirken dışlanan) Ermeniler’in, Domlar’ın, Süryaniler’in sorunlarını, acılarını yahut sıkıntılarını dile getiren filmler programda ‘hür, hep beraber ve kardeşçesine’ yer alıyor. Kimlik, alt/üst kimlik, vatandaşlık, azınlık, ötekileştirme gibi çok ince ve hassas mevzulara dair yine algı açıcı filmler izleyeceğimize inanıyorum bu noktada. Ayrıca göç, ekolojik denge, yoksulluk gibi evrensel meseleler yerel hikayelerle anlatılırken; İstanbul’u çalkalayan kentsel dönüşüm süreciyle ilgili Ekümenopolis’ten sonra iyice patlayan yapımlar yine bu seride gösterim şansı bulacak.

doc1

Güncel mevzuların baskın olduğu Uluslararası Panorama’da; din, pedofili, trans bireylerin iş yaşantılarına dair dikkate değer belgeseller mevcut. Ancak içlerinden, Oslo canisi Anders Brevik’in katliamları sırasında orada bulunan beş kişinin hikayesinin anlatıldığı Yanlış Zamanda, Yanlış Yerde filmi serinin en merak edilen yapımlardan… Rum asıllı bir vatandaşın tanıklığıyla, 1955’teki 6-7 Eylül olaylarından önce kentte nüfusu 150.000’e dayanan Rum kökenli cemaatin günümüzde 2000 kişiye kadar düşmesini konu alan Elveda İstanbul, Türk-Alman ortak yapımı olduğundan bu başlıkta yer alıyor. Kurgu ya da gerçek, bol ‘renkli devrimler’e sahne olan Arap Dünyası’yla ilgili bölümdeyse; arka planında son derece acılı, kanlı ve karanlık geçen bir dönem, belgesellerle aktarılıyor izleyiciye. Bu tür festivallerin gerçekten de ‘olmazsa olmaz’ı Kadının Adı Yok bölümünde; Pippa Bacca cinayetini, kadına yönelik şiddeti ve cinsel suçları işleyen filmler yer alıyor. Yaşlılık Çağı ensesinde ölümü, yalnızlığı ve kırık umutları barındıran hüzünlü hikayelerin bir seçkisi olmakla birlikte; ismiyle içeriğini özet geçen bir başka bölüm Tükettiğimiz Dünya’da ise el birliğiyle yıktığımız, dağıttığımız kentlerin, toprakların, tohumların izi sürülüyor. Müzik Belgeselleri içinde Akademi dahil olmak üzere 2013’te belgeselle alakalı dağıtılan ödüllerin azılı müptelası Bir Şarkının Peşinde, Detroit’li bir folk şarkıcısının Güney Afrika’da hit olmasını anlatan(dünya ne kadar da büyük!) sıradışı hikayesiyle az sayıda kopyayla vizyona girmişti. Filmi sinemada görmek isteyenler için hoş bir alternatif. Ayrıca Fas, Mısır, Estonya, Hollanda, Brezilya gibi Dünya’nın dört bir yanından müzikle ilgili belgesellere ulaşmak da mümkün. Hazır topu Brezilya’ya atmışken(ülkemizde ‘sambacılar’ olarak adlandırıldıklarını bilseler, bu konuda belgesel çekerler miydi?), festivalin 1966’dan günümüze uzanan çeşitli Brezilya Belgeselleri’nden bir seçkiyi programına aldığını da ekleyelim.

Geçtiğimiz yaz hayatını kaybeden, ölümünden sonra yeniden hatırlanıp, İstanbul Modern’de toplu bir gösterim ve yaptığı video enstalasyonuyla anılan, 12 Maymun’un esin kaynağı La Jetee’nin yaratıcısı ve Sans Soleil’in yönetmeni Chris Marker; Andrey Tarkovski’ye adadığı bir filmle Anılarına bölümünde karşımıza çıkıyor. Yan yana söylenince hoş bir kafiye kazanan Les Blank ve Herz Frank ise yine bu bölümde birer filmleriyle yad ediliyor.

doc2

Film seçkisi için oldukça heyecan verici yahut merak uyandırıcı diyebiliriz elbet ancak bir küçük eleştiri olarak müzik bölümü hariç tüm toplamda ciddiyetini biraz aşırı bulduğumu da eklemeliyim kendi adıma. Evvelki senelere nazaran kültürel meseleler, sanatsal akımlar/olaylar veya özgün yapımlar, yaratıcılar kısmı üstüne pek düşülmemiş gibi. Picasso’nun Guernica adlı savaş karşıtı tablosuna bakan bir generalin ‘‘bu, sizin eseriniz mi?’’ sorusuna, ressamın ‘‘hayır, sizin eseriniz’’ diye karşılık verdiği o bilinen hikayedeki gibi; belgesellerin de çoğu zaman aslında bir tür deşarj ihtiyacından yahut arınmadan(katharsis) meydana çıktığını biliyoruz. Dolayısıyla her durumda bir meselesi, derdi olan filmlere yer verilecekti elbet. Ancak mayınlı bölgelerin, kırmızı çizgilerin dışında da ‘sulandırılmayan’ farkındalıkların üzerine gidilebilirdi diye düşünüyorum. Asık suratlılıkla ciddiyeti, sırıtkanlıkla güleryüzlülüğü birbirine karıştırmıyorsak şayet; bu küçük, hatta zararsız dip not da bir anlam ifade edecektir. Bunun dışında gerçekten nefes açabilmek için temiz hava sunan Documentarist 2013 hakkında

Ekşi Sinema’daki ayrıntılı bilgiler için tıklayınız.

Documentarist resmi sitesindeki bilgiler için tıklayınız.

***

Salihcan Sezer

salihcanzer@gmail.com