District 9 (2009): Tel Örgülerin ve Bölgelerin Dışında

Neslihan Güngör
Neslihan Güngör
24 Temmuz 2012

İnsan uzaylı ilişkisine Holywood sinemasının yaklaşımı az sayıda sıra dışı örnek hariç tutulursa sınırları oldukça keskin bir yaklaşımla belirlenmiştir.

Uzaylı “yaratıklar” ya oldukça sevimli ve yardıma muhtaç ya da üst bir uygarlıktan gelen ve çeşitli gerekçelerle –bilimsel deneyler, dünyayı işgal, bir kaynağın ele geçirilmesi vb.- kan dökmekten çekinmeyen varlıklardır.

Hal böyle olunca, her koşul altında insanlık dünyayı uzaylı istilasından kurtaran kahraman (!) Amerikan ordusu (tüm diğer ülkeler de bu güçlü müttefik gelene kadar bir direniş göstermeyi akıl edemezler) ve ortalık karışmışken iki arada bir derede romantizmin doruklarında dolaşan kahramanlar kaçınılmaz olur.

Neyse ki Neill Blomkamp ilk uzun metraj filmi olan District Nine ile algıda yer etmiş bu şablonu yerle bir ediyor.

Film sadece uzay gemisinin Washington ya da New York yerine Johannesburg semaları üzerinde belirmesiyle ve bir belgesel havasında açılmasıyla ayrılmıyor diğerlerinden. District 9, Güney Amerika’ da çokta uzak tarihlerde yaşanmamış olan bir utancın hem sayının kendisinin, hem de durumun tersine çevrilmesinden almış adını. District 6’ dan.

Apartheid döneminin başlarında farklı milliyetlerden insanların rahatça birada yaşadığı bölge, hükümet tarafından  11 Şubat 1966’ da sadece beyazların yaşadığı bir yere dönüştürülmüş. Ancak 38 yıl sonra yerlerinden edilen insanlar Nelson Mandela’ nın da katılımıyla geri dönmeye başlamışlar.

Filmi sadece sıra dışı bir yolla ilerleyen başarılı bir bilimkurgu olarak görmemek için bu bilgilerin anımsanmasının, sadece anımsamak değil,  benzer durumların yaşanmaması  kaygısıyla hiç unutulmaması gerekiyor.

Distric 9’ ın bir diğer başarılı yönü, ana uzay gemisinin güç aparatı düştüğü için dünyada kalmaya mecbur olan uzaylıların çizilme şekli. Onlar insanların bilinmeyene karşı hissedilen korkunun itkisiyle düşündükleri gibi, ne tehlikeliler –sadece evlerine dönmek gibi bir dertleri var-  ne de ileri bir uygarlığın kristalize temsilcileriler.

2.5 milyonluk Alien gettosunda yaşayan, kedi mamasına bayılan, sıla hasreti çeken, kolay öfkelenen, insanların tabiriyle devasa, duygulu karidesler.

Kendine benzemeyeni tehlikeli gören mantığın beyaz perde üzerinden yansımasıyla yürüyor film. Uzaylılar bırakın genel kitle tarafından kabul görmeyi, çoğunluğunu siyahlarınve göçmenlerin oluşturduğu yerel halk tarafından da dışlanıyorlar.

“Uzaylılar giremez” tabelaları ve onlara dönük linç girişimleriyle Yahudi Gettolarını ve Ku Klux  Klan faaliyetlerini anımsatan bu ortamda, hükümetin uzaylılara yaklaşımı iyi niyetten son derece uzak bir biçimde anlatılıyor.

Derme çatma barakalarda son derece sağlıksız koşullarda yaşayan uzaylılar, Nijeryalıların kurduğu yasadışı düzende ayakta kalmaya çalışırken, hükümetin onlarla  olan yegane ilişkisinin, MPU adlı askeri destekli bilimsel araştırma girişimi tarafından yapılan, uzaylı vücutları üzerinde yapılan DNA araştırmalarından öteye geçmediğini görüyoruz.

Bu yok sayma tavrı 9. Bölge’ nin tahliye çalışmasının başına getirilen, kendisi de bir göçmen olan Wikus Van De Merwe sayesinde kırılıyor filmde. Sharlto Copley’ in ilk oyunculuk denemesinde harikalar yarattığı karakter, çocuksu halleri ve naif tavrıyla belki de tüm film boyunca uzaylıları gerçekten gören tek kişi.

Kamera bir kez daha 9 Bölgede dolaşırken Wikus ve ekibinin tahliye emrini imzalattıkları uzaylıların yapılmaya çalışılanın yasadışı olduğunu anlamayacak kadar şartlardan bihaber bir kedi mamasına olası her belgeyi imzalayacak kadar naif ve kötü şartları kanıksamış durumdalar.

Wikus’ un tahliye sırasında kazara maruz kaldığı sıvının sonuçlarıyla film ilerlerken, kendisinin toplum nezdinde yargısız infazında yine bilindik bir eski senaryo yürürlüğe konuluyor. Bir uzaylıyla cinsel ilişki sırasında virüs kaptığı yalanı…

Wikus günah keçisidir ve tüm günah keçileri gibi kabul edilmeyen tarafta durarak aynı kaderi paylaşmaya mahkum olmuştur.

Kaçıp sığınabileceği tek yerin boşalmaya çalıştıkları Dokuzuncu Bölge oluşu, baba ve çocuk uzaylı ilişkisinin sıcaklığı,  kahraman tarafından kurtarılma ihtiyacının yok sayılması gibi detaylarla film Hollywood klişelerinden tamamen yüz çeviren bir hatta ilerliyor.

Film hem başarılı oyunculuklar ve sağlam senaryosuyla, hem de ırkçılığa karşı geliştirdiği söylemi bir alt metin olarak yerli yerinde kullanışıyla defalarca izlemeye değer.

Sadece klişelerin istilasında duru bir su gibi tertemiz aktığı için değil, zihnimizde kurduğumuz bölgeleri, gerçekdışı önyargıları yıkıp atmak için.

Kendi uzaylılarımıza sahip çıkmak ve onlara dosdoğru bakmak adına…

Neslihan Güngör

gungorness@hotmail.com

Twitter

Filmin yönetmeniyle ilgili bir yazı için; http://eksisinema.com/yeni-nesil-heyecan-verici-15-genc-yonetmen/

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5