The Iron Lady (2011): Politik Halüsinasyonlar

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
17 Ocak 2012

Markette zar zor bir paket tereyağı alıp onu kasadan geçirmeye çalışan yaşlı bir kadın, yavaş yavaş evinin yolunu tutar. Kadının kim olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok ancak kasiyer ve marketteki diğer müşterinin umursamaz tavırları kadının önemsiz biri olduğunu düşünmemize neden oluyor. O sırada kasada gördüğü gazetedeki bir habere verdiği tepki kadının geçmişte yaşadığı acı bir olaydan ötürü şuan sıkıntı yaşadığını düşünüyoruz. Tereyağını alıyor ve evine yollanıyor. Film buraya kadar klasik bir Amerikan bağımsız filmi durumunda. Sonraki sahneleri tahmin edebilirsiniz; kadın evine gider muhtemelen eski ve köhne bir evi vardır, yaşadığı vahim olaydan sonra hayata küsmüştür, yalnız yaşıyordur. Hikayenin ortasına doğru bir kızı ya da oğlu olduğu ortaya çıkar. Çocuk kadını arar, bulur. Sonra uzun süre birbirinden habersiz bu anne çocuğun birbirlerine tanıma süreçlerini işler film.

Ama sonraki sahne böyle devam etmiyor! Önce ayrıntı planlarla, kahvaltılıkları görüyoruz; kızartılan ekmekler, ekmeklere kadının getirdiği yağın sürülmesi. İlk Şok! Kadının yaşadığı ev gayet iyi bir görünüme sahip. Kendi giyimi değişmiş, marketteki pespaye halinden eser yok. Yalnız da yaşamıyor üstelik, bir kocası var. Kocasıyla kısa bir kahvaltı sohbetinden sonra içeri biri girip kadınla konuşuyor. İçeri giren kadının gözünden yaşlı kadının oturduğu masaya baktığımızda ikinci şoku yaşıyoruz: Yaşlı adam yok!

Ve film kadının gördüğü halüsinasyonların geçmiş hayatının anlatımı için kullanılmasıyla devam ediyor. Ne kadar garip bir ters köşe değil mi? Ve ne kadar bilindik bir hikaye anlatım şekli. Filmin sonrası için bir başka şokla bu durumun düzeltilmesini bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Şaka gibi ama filmin hikayesi; baş karakter, daha sonra Britanya’daki ilk kadın başbakan olup uyguladığı sert kararlarla “Demir Leydi” lakabını alacak, Margaret’ın geçmişi ve bugününün paralel kurguda işlenmesiyle anlatılıyor. Margaret siyaset hayatı boyunca yaşadığı sıkıntılı durumlardan ve stresten ötürü artık bunamaya başlamış yaşlı bir kadındır. Kocasını da birkaç sene önce kaybetmesi onu kontrol edemediği bir hayatın içine sokmuştur. Yaşamı boyunca mücadele eden ve kendi istediği hayatı yaşayan güçlü kadının bu çaresiz hali onu yaşamdan daha çok koparmakta ve kocasının halüsinasyonu ile geçmişe bağlamaktadır.

Margaret’in nasıl Margaret Thatcher olduğunu geçmişinde yaşadığı olaylarla görmeye başlarız. Bunlar Margaret’in aklına esip hatırlamasıyla hikayeye sokulan ve tek amaçları hikayenin “Demir Leydi”nin hayatıyla olan ilgisini kurmak olan zorlama sahnelerdir. Örneğin Margaret yazdığı kitapları imzalarken bir anda genç kızlığını hatırlar. Onunla çok çalıştığı için alay eden genç kızlar bildik bir sinema klişesi olarak tekrar suratımıza çarpar. Verdiği bir davet için yemek salonuna girmeden önce kapının koluna bakıp geçmişte bununla bağlantılı olarak yaşadığı bir başka anıyı hatırlar. Bir süre çarpmaya devam eder bu klişeler. Geçmişe dönüşler ve geçmişteki karakterin anlatımı o kadar beceriksizcedir ki film boyunca “Demir Leydi”yi ve siyasi yaşamını haklı çıkarmaya çalışan taraflı anlatım şekli buralarda sekteye uğrar, seyircinin kendisiyle özdeşim kuramayacağı kadar itici bir karakterdir genç Margaret.

Flashback’lerden şimdiki zamana dönüş bazı sahnelerde o kadar kötüdür ki sinemanın tüm gerilim filmi klişelerinin kullanıldığını düşünürsünüz. Televizyonda oynatılan videodaki görüntüden çıkıp evin içinde koşturan çocuk, bir salonda dans eden çiftin, şimdiki zamanda yaşlı Margaret’in salonunda dans etmesi gibi.

Filmin klasik bir anlatımla ilerlemesi bize son dönemde izlediğimiz benzer filmleri hatırlatıyor: The King’s Speech ya da Queen gibi. Ancak her iki filmde de olmayan taraflı anlatım şekli Demir Leydi’de var ne yazık ki. Margaret Thatcher’ın siyasi yaşamında aldığı tüm kararların o ya da bu şekilde Britanya’yı daha iyi bir yer yaptığının altı çiziliyor. Margaret ülkenin içine düştüğü ekonomik dar boğazda, milyonlarca insanın işsiz kalmasına neden olsa da haklı bir başbakan. Onun aldığı kararlar ekonomiyi sonunda dar boğazdan kurtarıyor. Acaba bu yüzden mi İngiliz Ekonomisi batmaktan kurtuluyor yoksa dünya konjonktüründen mi bunun yanıtı yok. Sokaklarda polis şiddetiyle öldürülen yüzlerce insan film için rock müzik eşliğinde gösterilen bir eylem görüntüsünden ibaret sadece. Filmin belki de siyasi açıdan en komik taraflarından biriyse İngiltere-Arjantin savaşını haklı çıkarmaya çalışması ve Margaret’in savaşın gerekliliğiyle ilgili attığı uzun nutuğu zoom’layarak bize izletmesi. Daha sonra başarılı (!) olan bu savaşın Margaret’in siyasi yaşamını değiştirdiği söylenerek savaşa anlam bulunmaya çalışılıyor. Filmde havada kalan ve gerçekle uyumsuz diğer yanlarsa Margaret’in zengin bir işadamının oğluyla evlenip siyasete atılmış olması, filmde bu basit ve komik bir evlenme teklifiyle vurgulanıyor, ama film boyunca anlatılan hikaye bu kısa olayı da yalanlıyor. Flm boyunca Margaret’in siyasi yaşamının tamamen kendi mücadelesiyle başladığı ve sürdüğü söyleniyor. Halbuki siyasete atılması için ona çevre ve maddi imkanı sağlayan, film boyunca “aptal” gibi gösterilen kocası. Bir de Margaret’in siyasi yaşamından ötürü ihmal ettiği ailesinin film boyunca başımıza kakılması, hatta halüsinasyon kocanın Margaret’a bu konuda attığı nutuklar filmde eğreti duran bir başka unsur.

Iron Lady’de göz dolduran tek şey Meryl Streep. Artık altmış yaşını deviren başarılı oyuncu göz dolduran bir performans sergiliyor. Bu sadece yaşlı Margaret için geçerli değil, Margaret’in daha genç yaşlardaki halinde de bunu görmek mümkün. Karakterin yaşları arasındaki uzun zaman atlamalarına rağmen bunu ifade etmekte hiçbir sıkıntı yaşamıyor oyuncu. Meryl Streep’e yapılan makyajın da harika olduğunu belirtmekte yarar var. Farklı zamanlardaki farklı sahnelerde yüz makyajı o kadar kusursuz ki gerçeklik hissini hiç azaltmıyor.

Film boyunca hâkim olan soğuk renkler filmin geçtiği zamanla ilişkilendirilebilir belki ama en azından farklı duygusal durumları anlatmakta yardımcı olmaları için kullanılabilirdi, bu fırsatı da kaçırmış film.

Kısaca göz doldurucu bir oyunculuk performansı için izlemeye değer, diğer tüm özellikleri için vasatın altında bir film, Demir Leydi.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5