Dario Argento’nun Kadın Düşmanı Olduğuna Emin misiniz?

Fırat Ataç
Fırat Ataç
17 Mayıs 2013

Dario Argento, özellikle 70’lerin sonu ve 80’ler boyunca öncüllerinden aldığı giallo terbiyesini benzersiz sinema tutkusuyla birleştirip fevkalade filmler çekti. Sinemasının zirvede olduğu yılların çeyrek asır sonrasında oldukça popüler bir tamlama halini alan ‘şiddetin estetize edilmesi‘ onun filmleri için yetersiz bir tanım olarak kaldı. Argento, duyularımızla oynaması yetmezmiş gibi üzerine methiyeler düzmekten bir türlü vazgeçemediğimiz renk cümbüşü görsel tasvirleriyle de giallo ve doğaüstü korkuyu farklı bir konuma getirdi. James Gracey‘in ülkemizde Dario Argento: Korku ve Gerilim Filmlerinde İtalyan Dokunuşu adıyla yayınlanan kitabında söylediği gibi; ”Bir Argento filmi izlemek tamamen içsel bir tecrübenin farkına varmak” anlamına geliyordu.

dario1

Aynı kitapta geçen bir başka paragraf ise Argento filmleriyle ilgili en çok tepki çeken tercihe yaklaşmamız açısından bize yardımcı olabilir: ”Çekici kadın kurbanlar soyut dehşetin içine akarken, hepsi kendi savunmasızlığının farkında, özlemle arkalarına bakarlar. Her cinayet neredeyse şehvetli bir biçimde, seks sahnelerini andırırcasına filme alınır. Kanlı kaosların rahatsız edici orgazmında doruğa çıkan kan ve beden çılgınlığı…

Ustanın bazı anlarda şiddeti uç noktalara taşımasına rağmen üzerinde en çok durulan, dert edinilen sevdası kadın ölümlerine yaklaşımıdır. Filmlerine dair yapılan derin okumalarda, ‘cinayet aletlerini fallik objeler olarak kullanması ve bu objeleri filmin hikayesinde yaratılan alt metin doğrultusunda kadınlarına yöneltmesi’ çokça ön plana çıkarılmış olsa da Argento, ‘Hiç okuma yapmaya gerek yok‘ dercesine o ünlü açıklamasını yapmıştır: ”Kadınları severim, özellikle güzel olanları…Güzel bir yüzleri ve görünüşleri varsa, çirkin bir kız ya da adamı izlemek yerine onların cinayete kurban gidişlerini izlemeyi tercih ederim.

dario-argento-sul-set-del-film-la-terza-madre-41259

Kendine aynı suçlamayla gelinen diğer yönetmenlerin durumu kurtarma çalışmalarının aksine bu bir güven gösterisiydi ve Argento kendi bildiği yoldan hiçbir zaman sapmadı. Hatta gialloların olmazsa olmazı siyah deri eldivenleri kendi eline geçirdi, çoğu filminde katilin görüş açısından izlediğimiz cinayetleri bizzat kendi işledi. Peki bu durum Argento’yu kadın düşmanı yapmaya yeter mi?

Korku sineması her daim kadınlara karşı biraz acımasız olmuş ama genelde ‘sona kalan kız’ geleneğini sürdürmesiyle onlara hakkını vermeyi bilmiştir. Bu durum çoğu İtalyan geriliminde olduğu gibi giallonun Amerikanlaşması sonucu ortaya çıkan slasherlarda da açıkça görünür. Konuyu bakire kızın kurtulması merkezli, gülüp geçtiğimiz aşırı muhafazakar kanaldan Argento evrenine çektiğimizde sağlam karakterli, güçlü ve problemlerin çözümünde aktif rol oynayan kadın karakterlerle karşılaşırız. Neredeyse hepsi bir sanat dalıyla ilgilenen bu kadınlar, entelektüel açıdan erkek karakterlerden çok daha üstündür. Filmleri tüm kararlarını kendi veren kişilikli kadınlar tarafından yönlendirilir ve sonuca ulaşır.

deepred3big

Argento’nun kültleşmiş kadın oyuncusu ve aynı zamanda sevdiceği olan Daria Nicolodi‘nin Profondo Rosso‘da canlandırdığı Gianna’yı ele alalım. Gianna, kendini haber yaptığı cinayet soruşturmasının içinde bulan bir gazetecidir. Perdede ilk belirdiği andan itibaren karizmasını hisseder, gidişatın mutlak söz sahibi olacağını anlarız. Planlar yapar, süreci yönlendirir, tanığımız Marcus’u yangından kurtarır ve onu bilek güreşinde mağlup eder. Suspiria‘daki Suzy, Inferno’daki Rose, Tenebre‘deki Anne, Phenomena‘daki Jennifer, Opera‘daki Betty, La terza madre‘deki Sarah ve daha adını anmadığımız niceleri de sadece ‘sona kalan kız’ olmanın ötesinde ciddi birikimlere, becerilere ve tesir güçlerine sahiptirler.

Bütün bu örnekler Argento filmlerinin ne olursa olsun kadınlarını kurban statüsüne yerleştirdiği anlamına da gelmiyor tabi ki. La sindrome di Stendhal‘da intikamının peşinden koşarken akıl sağlığını kaybeden Anna ve ustanın en büyük filmlerinden birinde – izlemeyenlerin keyfini kaçırmak istemem- sürpriz katil olarak ortaya çıkan bir diğer karakter, Dario Argento’nun siyah deri eldiven giymiş ellerinin cinsiyetsiz olduğunu bize kanıtlar niteliktedir. Yönetmenin filmlerine hakim seyirciler, kadın ölümlerinin daha fazla olduğunu gözlemlemekle birlikte, erkek kurban sayısının da azımsanmayacak çoklukta olduğunu göreceklerdir. Bu ufak farklılık da Argento’nun kadınlar hakkındaki cümlesinin içini dolduracak bir farklılıktır sadece.

asia-argento-e-dario-argento-sul-set-de-la-terza-madre-47480

Kariyerinin son yılları hariç sürekli tartışılan bir yönetmen olmak Dario Argento’nun hoşuna giden bir durum. Özel hayatı ve aile kurumundaki gerginliklerini, erken dönem filmlerinde kahraman olarak tanıttığı eşi Daria Nicolodi’ye 80’lerin ortasından itibaren acı verici sonlar hazırlayarak attığı kendisi hakkında bir diğer ciddi suçlama. Aynı şey kendisiyle sorunlar yaşadığı dönemlerde kızı Asia Argento‘yu La sindrome di Stendhal ve Trauma‘daki ağır fiziksel şiddete maruz bırakması konusunda da geçerli. Tüm bunlar Argento’nun hep sessiz kaldığı ve konuşulmasından hoşnut göründüğü şeyler olarak geçmişteki yerlerini aldı. Kendisinin nasıl bir ruh halinde olduğundan çok kelimelerle anlatılamayacak özgünlükteki sinemasıyla ilgilenen benim gibi seyirciler ise, ustanın filmlerine biraz daha dikkat kesilip kadın düşmanından çok feministe yakın duran bir anlayış benimsediğini göreceklerdir. Tabi bu ‘illa ki bir sonuç çıkarmak ve yönetmeni bu yönden tanımlamak’ isteyenler için geçerli…

Fırat ATAÇ

firat_atac@hotmail.com / twitter