Dancer in the Dark (2000): İtirazım Var

Ahmet Tuğcu
Ahmet Tuğcu
13 Kasım 2012

Selma Jezkova on yaşındaki çocuğuyla birlikte yaşam şartlarının ve sağlık hizmetlerinin kendi ülkesine kıyasla daha iyi olduğunu düşündüğü rüyalar ülkesi (!) Amerika’ya gelir. Zor maddi şartların yanında bir de hayatını zorlaştıran genetiksel bir hastalığa sahiptir. Bu hastalık sebebiyle gün geçtikte görme yetisini kaybetmektedir. Ayrıca bu hastalığın kalıtsallığı nedeniyle bir gün oğlunun da bu dertten muzdarip olacağını bilmektedir. Tüm çabası, çalışıp oğlunun ameliyat masraflarını çıkarmak üzerinedir. Lâkin daha iyi şartlar için geldiği ülke aslında hiç de tahmin ettiği gibi bir yer değildir. Yaşam koşulları, çalışma şartları hatta insan hakları kendi ülkesinden de kötü durumdadır. Polis teşkilatı ve mahkemeler gibi adalet ve eşitlik sağlanması açısından söz sahibi merciler ciddi anlamda yozlaşmış, insanlar tüketim ve paradan başka bir şey düşünemez hâle gelmiştir. Selma tüm yalnızlığıyla amansız mücadelesini bu korkunç düzene karşı verecektir.

Suç, masumiyet, birey ve toplum filmin arka planını oluşturan dört temel unsurdur. Trier, uçak korkusu sebebiyle hiç göremediği Amerika’yı konu alan filminde, her zamanki gibi, klişeleşmiş bir sistem eleştirisi yapmak yerine toplumun davranışlarına ve yozlaşmasına odaklanmıştır. Bu sebeple filmi yalnızca yabancıların Amerika’da yaşarken karşılaştığı zorluklar çerçevesinde değerlendirmek onu dar bir çerçeveye hapsetmek anlamına gelecektir ki, bu hiç adil olmaz. Bir insanı suça sevk eden temel sebepler nedir? Daha doğru bir ifadeyle bir insanı hangi neden suça yöneltebilir ki? Bu soruların cevabının günümüzdeki kolaylığından dert yanan usta yönetmen, her zamanki gibi doğruları sert bir şekilde vuruyor seyircinin yüzüne. Ve bir nevi ilk uzun metrajlı filmi Forbrydelsens Element’e selam yolluyor.

Bir insan yaşadığı ülkede kendini güvende hissetmediğinde yardım talep edeceği ilk kurum polis teşkilatıdır. Masumu suçludan korumak için en ideal görevdir bakıldığında, bu sebeple suç ve masumiyet üzerine kurulmuş bir yapımda polisin yer almaması sürpriz olurdu doğrusu. Selma’nın komşusu olan polis memuru Bill, aslında polis teşkilatını değil, insanlığın geldiği noktayı gösteren temsili bir karakterdir. Yaptıkları veya yapmadıklarıyla toplumun aynası niteliğindedir.  Aynı şekilde tüketim hastalığına yakalanmış ve hayatı alışverişten ibaret gören kadın karakterin toplumun bir yüzünü yansıttığı gibi…

“In a musical, nothing dreadful ever happens” deyiveriyor bir sahnede Selma, filmin felsefesini daha iyi yansıtabilmek için. Aslında Amerika müzikal gibidir, dışarıdan bakıldığında her şey günlük gülistanlık zannedilir ama gerçekler hiç de öyle değildir dercesine… Film için her sahnede müzikal ruhuna tamamen tezat bir görüntü çizdiği söylenebilir. Selma karakterini canlandıran Björk’ün performansıyla devleştiği, içinde müzikal de bulunduran ağır bir dram olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır Dancer in the Dark’ı.

Senaryonun içeriğinden ve Trier’in tarzından bahsedip, filmin diğer Trier yapımlarından temel bir farkla ayrıldığından bahsetmemek olmaz.  Yönetmenin her filmin sonunda aynı soru gelir insanın aklına; bu adamın bir derdi var, ama ne? Film bittiğinde senaryoda ağır basan, espri, dram, trajedi hepsi bir kenara itilir ve verilmek istenen mesaj düşünülür. Mesela, Breaking the Waves öyle bir aşk hikâyesi içerir ki, sette çalışanlar çekim esnasında ağlamıştır. Fakat film bittiğinde hikâye de bitiverir. Akılda kalan, film esnasında seyirciye alenen veya kapalı şekilde yöneltilen sorulardır. İşte ilk kez Dancer in the Dark’ta duygusal öğeler, mantıksal öğelere ağır basmıştır. Türk dizi ve sinema sektöründen aşina olduğumuz duygu sömürüsü ilk kez bu denli keskin şekilde kullanılmıştır Trier tarafından. Tabii bunu, bizim dizi-film kültürümüzde yaygın olduğu şekilde seyirciyi ağlatmak filmi başarılı kılar düşüncesiyle yapmamıştır. Fakat vermek istediği tüm mesajlar ağır dramın altında ezilmiştir adeta. Herkes harika oyunculuğuyla ön plana çıkan Björk, nam-ı diğer Selma’nın derdinle dertlenmiştir. Film bittiğinde soru sormaya mecalimiz kalmamıştır belki de…

Tek bir söz yankılanır dudaklarda…

İtirazım var!

AAT

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5