Custody (2017): Kurtulana Dek

Xavier Legrand, ilk uzun metrajı Velayet‘in başından sonuna dek çok basit bir şekilde oldukça malum bir derdin üzerine gidiyor: Her alanda, her türüyle karşımıza çıkan erkek şiddeti. Filmin uluslararası İngilizce adı ve dilimizde kullanılan eş çevirisiyle “Velayet” ismi tercihinin ise, orijinal adı olan Jusqu’à la garde’ın bu derdi doğrudan işaret eden “güvende olana kadar” ya da “sonuna dek” anlamlarının üzerini örttüğü söyleyenebilir. Aslında film her ne kadar yeni boşanmış bir çiftin 11 yaşındaki oğulları Julien için görülen velayet davasıyla açılsa da yansıtıldığı gibi klasik anlamda bir aile draması değil. Genelde velayet filmlerinde, iki tarafın da haklı yönlerinin gösterilerek süreç boyunca arada harcanan çocuklar ve geride kalan derin yaralar üzerinden verdiği ahlâkçı ajitasyon burada henüz ilk kısımda filmin üzerinden silkeleniyor ve daha derin bir yarayla uğraşıyor. Bu yönüyle Velayet’i, son yıllarda özellikle Fransa’dan çıkan örneklerde gördüğümüz lafı dolandırmadan konuşan, izleyeni yüzleşmeye davet eden canlı ve genç sinemanın bir parçası olarak görebiliriz.

Film söz konusu velayet davası sahnesiyle açılıyor ve biz de ilk aşamada tüm akışını değişen bakış açıları üzerine kuran bu anlatıya hakimin gözünden ortak oluyoruz. Miriam ve Antoine’ın, Josephine ve Julien adında iki çocukları var. Kısa bir süre sonra 18 yaşını dolduracak Josephine’in bu davanın kapsamının dışında tutulması 11 yaşındaki Julien’ı da filmin odağına çekiyor. Antoine, haftasonları oğlunu görebileceği eşit paylaşımlı bir velayet isterken Miriam, Antoine’ın kendisine ve çocuklarına şiddet uyguladığı gerekçesiyle tam velayet talebinde bulunmakta. Ortada bizzat Julien’ın, babasıyla görüşmek istemediğini dile getirdiği bir ifade bulunmasına rağmen Antoine ve avukatı bu şiddet iddialarını reddedip annesi Miriam tarafından uydurulduğunu savunuyorlar. Tıpkı hakim gibi, ne kadarının yalan olduğundan habersiz bir konumda tanıştığımız kahramanlarımızın dava ertesindeki sürecini izlerken de ortak olduğumuz ‘göz’ sürekli değişiyor. Legrand’ın Venedik’te kendisine ödül getiren yönetmenliğinin can alıcı dinamosu da biraz burada saklı.

Legrand’ın ilk yönetmenlik tecrübesi olan 2013 tarihli kısası Avant que de tout perdre (Her Şeyi Kaybetmeden Önce) ise Velayet’teki aynı ailenin boşanma öncesi dönemini konu ediniyordu. Oscar adaylığına kadar ulaşan bol ödüllü bu kısa filmde aynı karakterler (Julien rolündeki Thomas Gioria hariç) aynı oyuncular tarafından canlandırılırken Miriam’ın ayrılık kararı aldığı süreci izliyorduk. Aslında üç kısa metraj filmle ayrılık, boşanma ve velayet kısımlarını sahneleme niyetiyle bu projeyi tasarladığını söyleyen yönetmen konunun üzerine daha derin bir çalışma gerçekleştirdikçe en doğru ifadenin bir uzun metrajda toparlanmasıyla sunulabileceğine karar vermiş. Zaten Velayet’i izlerken de hissedebileceğimiz bu karar bir yerde filmin dert edindiği konuya daha net bir bakış getirebilmesini de sağlıyor. Az önce bahsettiğim söylem farklılığının yanı sıra yazım tekniği olarak içine katmayı tercih ettiği gerilim kalıbı da filmi bilindik dağılan aile romantizminden ayıran etkenlerin başında geliyor. Öyle ki, açılıştaki mahkeme sahnesinin ertesinde gelen kesmeyle davadan Antoine’ın talep ettiği şekilde eşit paylaşımlı bir velayet kararı çıktığını öğreniyoruz. Şiddet iddialarının kanıt yetersizliğiyle mahkeme tarafından reddedilmesi sonucu çıkan bu karar, ısrarla ailenin peşini bırakmayan Antoine’ın elinde kazanılmış resmî bir koza dönüşüyor ve film bu andan itibaren nereye varabileceğini kestiremediğimiz gergin bir kaçışın içine sürüklüyor seyircisini. Çünkü anlatının gidişatını, babasıyla görüşmekten kaçınan Julien’ın, kendi başına da gelebilecek benzer bir aile olasılığının korkusuna sahip Josephine’in, çocuklarının ve kendisinin ne zaman rahat bir nefes alabileceğini bilemeyen Miriam’ın ve hatta bizzat tehlike unsuru olan Antoine’ın bile gözünden izleyerek takip ediyoruz.

Antoine’ın kaybettiği liderlik sonucu karşı koyamadığı ilkel hırsıyla gerçekten şiddete başvurabildiğini de çok geçmeden görüyoruz. Film bunu bir sürpriz gibi saklamayıp erkenden göstererek aslında erkeklik gururuyla öfke saçan kaybetmiş baba figürünü anlatının canavarına dönüştürüyor. Bunu yaparken ise üzerine değinilmesi gereken bir dozaja sahip. Antoine’ın uyguladığı şiddet, stereotip bir kötü adamın sergilediği gökten inme eylemlerden ibaret değil. Film kendisine sırt dönmek yerine bize tüm olayları onun gözünden de takip etme fırsatı tanıyor. Bu esnada kendi hataları sonucu sahip olduğu ve sevdiği her şeyin ellerinin arasından kaydığını kabullenmiş ancak tüm bunların affedilebileceğine ya da “elinin kiri” olarak görülebileceğine inanmak isteyen bir adam görüyoruz. Filmin, canavarını seyircisine bu kadar yakın tutma tercihi hem ayakları yere basan gerilimin etkisini yükseltiyor, hem de asıl derdi olan erkek şiddetinin kaynağına daha temiz bir bakış getiriyor.

Bu konu üzerine bir senaryo kaleme almaya kendisini itenin, hâlihazırda içinde yaşadığımız günümüz toplumunun bir parçası olarak duyduğu korku ve sorumluluk olduğundan söz ediyor Legrand. Filmin içinde belirgin bir imaj olarak kullanılan arkasına saklanılan kapıların ya da apartman kültürüne ait kapı dürbünü imgesinin işaret ettiği toplumsal bir sorumluluğu dert ediniyor. Film için verdiği röportajlarda buna değinen yönetmen “Fransa’da bugünkü şartlarda her iki buçuk günde bir kadın eşi tarafından çocuklarının gözü önünde öldürülüyor ve bunların haberlere cinayet değil aile kavgası olarak yansıdığını görüyoruz” diyerek Velayet’in sahip olduğu, seyircisini harekete geçiren tavrın temelini açıklıyor. Aileyi kutsayan kültürün ve bu kültürden beslenen eskimiş aile dramalarının zaaflarını (hatta tehlikesini) göz önüne sererken yan kapımızda yaşananlara karşı sorumluluğumuzu hatırlatan, günümüzün diline sahip, ses çıkaran bir sinema yapıyor. Gerektiğinde bir janrın kalıplarına başvurmaktan dahi çekinmeden istediği sonuca ulaşabilen bilinçli yönetmenliğiyle Velayet, genç bir sinemanın lafını sakınmayan sıkı bir örneği olarak kayda değer bir boşluğu dolduruyor.

Kaan Denk
twitter

***

Yönetmen: Xavier Legrand
Senaryo: Xavier Legrand
Oyuncular: Léa Drucker, Denis Ménochet, Thomas Gioria
Yapım: Fransa, 2017
Süre: 93′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5