Contact (1997): Bütün Mesele Olarak, İnanmak ya da İnanmamak…

Kaan Karsan
Kaan Karsan
21 Kasım 2012

İnanç Nedir?

‘İnanmak’ ya da ‘inanç’ tarihte vardığımız noktada ekseriyetle din ile ya da doğaüstü kavramlarla bağdaştırılan bir tarif olsa da takdir edersiniz ki bundan çok daha fazlasını içine alıyor aslında. Öyle ki ‘inanmak’ nesnesiz bir cümle içerisinde kullanıldığında net bir şekilde tanrıya olan inancı işaret ederken ‘inanmamak’ ise bunun karşıt görüşü olmuş vaziyette. Dünyada çoğunluğun yönelimlerine bağlı olarak genelleştirilmiş kimi ifadeler var. Zaten insanoğlunun ilk gününden bu güne süregelen çoğunluk-azınlık çatışmalarının başlıca nedeni de mevzubahis tabular. Din, doğası gereği çoğunluğu içine alırken; bilim de yine doğası gereği bir ‘azınlığın’ güvenci olmuş durumda. Asıl konumuza doğru yönelirken tam olarak da bu noktadan harekete geçmeliyiz. Contact, hiçbir anında ‘inanç’ odağından sapmadan bilimi yücelten ve çığır açıcı bir dış temasın dünyada nasıl bir yankı uyandıracağı üzerinden anbean dönüşen dünyanın peşine düşen bir film.

Contact, makro boyutlara ulaşacak olan öyküsüne mikro bir odaktan başlıyor. Çocukluğundan beri astronomiye meraklı, tüm ideallerini dünya dışı bir varlıkla iletişime geçmesi üzerine kuran, çok güçlü bir kadın: Eleanor Arroway… Küçük yaşta annesini ve babasını kaybeden Eleanor’un hayata karşı oldukça pozitivist bir bakış açısı var. Bu pozitivist bakış açısına bir tezat oluşturuyormuş gibi görünen, oysaki tam aksine bu bakışı destekleyen bir de inancı var. Bu da, bu evrende, mutlaka ama mutlaka, bir yerlerde başka bir akıllı yaşam formunun olduğu yönünde… Tam bu noktada filmin uyarlandığı romanın yazarı Carl Sagan’ın romanda ve filmde de geçen hayat görüşünü dillendirmeliyiz: “İçinde yaşadığımız evren oldukça büyük bir yer. Eğer burada yaşayan sadece biz olsaydık, bu çok büyük bir alan israfı olurdu.”. İşte Eleanor’un neredeyse ‘bilimsel’ olan inancı da tam olarak bu alıntıdan harekete geçiyor. Zira ‘akıllı yaşam formu’, en kadar oluşması aklın hayalin almadığı tesadüflere ihtiyaç duyan bir varlık tasviri olsa da, içinde yaşadığımız bu dev evren bu tip büyük bir tesadüfün meydana gelmesi ihtimalini oldukça yüksek kılıyor. Eleanor, tutkuyla bağlandığı ve zamanla bir beklentiye dönüşen bu inancının peşinden gidiyor. Ve bir gün, bu romanın ve filmin de nedeni olan, o mesaj dünyaya ulaşıyor.

Ebedi Acizliğiyle İnsanoğlu

Contact’i önemli yapan ve onu diğer bilimkurgulardan ayrı bir yere koyan tüm özellikleri de tam olarak bu noktadan sonra peyda olmaya başlıyor. Zira bu tip durumlarda her daim ‘kahraman’ olan insanın aslında sahip olduğu tüm acizlikler birer birer gözlerimizin önüne seriliyor. İnsanoğlunun, dünyaya ulaşan bu mesajı ne takip edebilmesine ne de kolayca çözebilmesine imkân var. Kendini hem evrenin hem de yerkürenin en akıllı varlığı sanan, hükmeden ve bunu bir alışkanlık haline getiren, üstüne üstlük her başarısıyla hiç dindiremediği açlığını da körükleyen ‘çok akıllı’ insanoğlu, elleri ve kolları bağlı bir biçimde, devasa bir şaşkınlığa ve korkuya kapılıyor.

Kimsenin aklına gelmeyen bu olağanüstü durum, dünyanın ritüelleriyle yaşayan tüm sistematiklerini bozuyor. Örneğin, din, her ‘yeniliğe’ karşı aldığı klasikleşmiş tavrıyla bu durumun bir kıyamet alameti olduğunu söylerken işin boyutunu bir ‘cadı avı’ başlatacak kadar ileriye götürebiliyor. Bunun neticesinde, iki çeşit insan tipi oluşuyor. Kendi yaşadıkları döneme denk gelmesi nedeniyle yaşanan bu evrenler-arası krizi büyük bir fırsat olarak değerlendirenler ve kendi içgüdüsel düşmanlıkları nedeniyle durumu zenofobik bir yaklaşımla karşılayarak yaşadıkları içinde yaşadıkları yüzyıla küfredenler… Yani, Carl Sagan’ın Contact’i bilimkurgunun elimizdeki gerçeklik içerisindeki tezahürünü ortaya çıkarıyor. Günümüzün ahlaki yapısı, günümüzün inançları ve günümüzün statükosu yaşanan bu beklenmedik duruma, beklendiği gibi toplumsal açıdan girdaplı bir yaklaşımda bulunuyor.

Din Üzerine Deneyler

Aslında inanç düzeyinde hiçbir vakit çarpıştırılamayacak olan iki kavram da bir şekilde yine karşı karşıya gelmeyi başarıyorlar. Din ve bilim, ikisinin de varoluşundan bu yana süregelen tartışmalarını bu kez filmin büyük sürprizi üzerinden alevlendiriyorlar. Bahsettiğimiz gibi, bir tarafta gücünü kutsallıktan, kutsallığın yarattığı kitaplarından alan ve kendini kendine refere ederek hayatta kalan bir olgu olan din var. Dinin varlığı, bir anlamda tamamen duygusal. Diğer tarafta ise en büyük isteği kendini daha çok yanlışlamak olan ve bu şekilde daha ileriye gidilebileceğine inanan, kendi hatalarıyla barışık bir bilim var. Bilim ise deney ve gözlem dışında hiçbir şeye inanmıyor, hatta bu inançsızlığı doğası gereği kendine şart koşuyor.

Duygusal ve deneysel iki olgu, elmayla armut misali ve tamamen insanın düşmanlık içgüdüsü gereği karşı karşıya geliyorlar. Contact’in bu konudaki söylemi ise büsbütün ‘doğal’. Dini temsil eden tarafı da öyküsü içerisinde varolabilecek en güçlü karakterlerle donatıp adil bir tartışma platformu yaratıyor. Belki de konu üzerine yapılmış en bilimsel filmlerden biri olan Contact, dine dahi bilimse bir bakış açısıyla yaklaşıyor ve onu kendi deney grubuna alıyor. Kendi görüşünü daha kolay bir şekilde kabul ettirebilmek adına ucuz yöntemlere başvurmadan ve mevzunun doğasında varolan diyalektiksel çatışmayı bükmeden her şeyi sosyal gerçekçi bir biçimde gözlemliyor. Uzun lafın kısası, Contact, din üzerinde muhtelif deneyler yapan bir film.

İnanmak ya da İnanmamak

Günümüz dünyasının bize sunduğu iki seçenek de filmin içerisinde oldukça ironik bir şekilde beliriyor. İnanmak ya da inanmamak, işte bütün mesele bu… Eleanor karakteri, kendine ve doğaya olan inancı sayesinde dayatılan inanca boyun eğmiyor. Bu, onun ‘kahramanlaşma’ öyküsünde bile yolundaki büyük bir engel olarak karşısına çıkıyor. Filmin oldukça tartışmalı finali de temelde tam olarak bu noktaya temas ediyor. Zira artık tanımı günden güne daha da yanlış hale gelen ‘inanç’ kavramı hiçbir zaman kitlesel olamaz. İnanç kişiseldir ve mutlaka kişiden kişiye değişmeli ve yorumlanmalıdır. Carl Sagan’ın öyküsünde kitlesel inancın mutlaka korumacı ve ‘kapalı’ anlayışlar oluşturacağı satırlara gizleniyor.

Contact, temelde başka bir akıllı form üzerine kafa yoran bir film değil. Tam aksine dışa değil içe dönük bir film. ‘Eğer olsaydı ne olurdu’ sorusu üzerinden insanoğlunun olası savunmacılığına ve acizliğine odaklanıyor ve bunu tümüyle gerçekçi ve incelikli bir bakışla perdeye taşıyor. Contact, insanı olduğu gibi sevdiğinden ve çok sevdiğinden ötürü belki de insanoğlu hakkındaki en acı gerçekleri hiç çekinmeden söylüyor. Beklendiği gibi her şeyin neticesinde izleyenine de acımıyor ve ona da hiçbir zaman aklından çıkaramayacağı bir belirsizlik hediye ediyor.

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5