Closed Circuit (2013): CSI Londra’nın Süper Avukatları

Salihcan Sezer
Salihcan Sezer
30 Ağustos 2013

Gri, kasvetli, yağmurlu Londra; polisiyeler için her daim cazip bir doğal ortam. Closed Circuit; kül rengi pardösüler, soldan şoförlü siyah taksiler ve kozmopolit kent kültürüyle ‘ışık, kamera, motor!’a hazır bu setin son misafiri. En azından akrabalarını defalarca ağırladığımız kesin olan bu misafire gayet aşinayız desek yeridir. Zira babadan oğla bir nesil gibiler. Yani karşımızdaki familyanın adeta soyadı; ‘aman derinlere inme tehlikeli yerlere çıkarsın, bırakmazsan pişman olursun, onları alt edemez, sistemi yenemezsin, harcanır gidersin’ oğulları… Üstelik son derece tipik, neyin ne olduğu hemencecik belli. Siyahlarla beyazlar net bir şekilde ayrıştırılmış, renkliler ise hiç yok, yahut sepette unutulmuşlar.

Kalabalık bir semt pazarının bomba yüklü panelvanla patlatılmasıyla açılan film; şüphelinin bir Türk mülteci olması ve onun yargılanması çerçevesinde gelişen aksiyonlu-atraksiyonlu olayları aktarıyor. Şüphelinin biri gizli, biri açık oturumda görevlendirilmiş iki avukatı vardır. Aynı zamanda eski sevgili olan avukatların yasalarca birbiriyle hiçbir iletişimi olmaması gerekirken; araya hisler girecek, bu durum da ikisinin önüne geç(e)medikleri zaafı olacaktır. Terörün ‘üçüncü dünya ülkesi’ kaynaklı olduğunu göstermeliyiz, algıyı ve sıkıntıyı ‘dış mihraka’ ötelemeliyiz kabilinden seçilmiş Türklere ek; İngiliz Gizli Servisi’nin(MI5) de çözüm sürecine katılmasıyla beraber ortaya karışık, keşmekeş bir suç dosyası çıkıyor. Davanın derinlerine indikçe de avukatlarımızın çevresindeki çember daralıyor, hatta üzerine üzerine geliyor, ‘aman derinlere inme’ diyen sistem adamı da ara sıra gözüküp ucuz ve uyuz (ama tehlikeli) tehditlerini savuruyor.

Closed Circuit

Filmin konusu kısaca böyleyken, gelelim dipsiz kuyuda debelenen çiftimize. Avukatlarımızın ikisi de zehir gibi maşallah; her ayrıntıya hakim, bilgi ve sezisi yüksek, zeki, çevik, ahlaklı. Avukatlıktan öte dedektiflik yapıyor, neredeyse birer Sherlock Holmes olup çıkıyorlar. Her sahnede yapmaları gereken en ahlaklı ve akıllı davranışı yaptıklarından filmde yapay bir dekor hava oluşuyor. Tam da bu noktada: ‘Her ustalık soğukluk yaratır’ sözünü anmakta yarar var. Zira genelde o fenomen dedektifleri bile insani kusurlarından, abuk davranışlarından dolayı severiz, o anlarda daha bir yakınlık duyarız aslında. Misal Monk dizisindeki Adrian Monk’un olayları çözme kabiliyetini saygıyla karşılar, takıntılarıyla eğleniriz. Bu filmdeki karakterlerin tek insani refleksi, izleyiciye bir nevi kusur gibi aksettirilen birbirlerine karşı zayıf hisleri…  Elbette karakterlere bayılmak zorunda değiliz; ancak filmin bütününe bakarak değerlendirdiğimizde, sinema sanatında da bu kadar kuruluğa, yaratıcılık ve mizah yoksunluğuna yer yok.

Closed Circuit’in iyi yaptığı bazı şeyler de var tabii. Tonla yabancı filmde bahsedilen Türkler; hep bir radikal Ortadoğulu, kadınları kara çarşaflı, Arap kültürüyle yoğurulmuş, mesela teşekkür edeceği yerde ‘şükran’ vs. diyen iyice oryantal karikatürlerden seçiliyordu. Bu filmde baş örtüsü takış biçiminden aksana son derece başarılı bir alan/karakter çalışması yapılmış. Yine de ırksal bir karalama olmasa da terör eylemleriyle, karanlık meselelerle ilgili etnik köken seçiminde kullanılmak pek de hoş değil doğrusu. Aslında bu konudaki büyük suçlamalar başka mecralara akıyorken ve şu anda deşifre etmeyi hiç istemezken; filme adını veren Closed Circuit televizyonlarının günlük hayata etkisinin tadında verildiği söylenebilir. 2005 Temmuz’unda, Londra’da gerçekleşen terörist saldırıların kentin bir çok yerinde konuşlandırılmış bu kameraların soruşturma kapsamında gayet faydalı ve aydınlatıcı olması bu filmin fikrinin çıkış noktası olurken; gözetimin aynı zamanda özgürlüğe/özel hayata müdahale biçiminin getirdiği tedirginlik ve paranoya da özellikle ifşa edilmiş. Bu noktada da; filmle ilgili en klişe göndermelerden biri de belki, içinden ‘büyük birader’ geçen o ünlü kitap olacaktır.

closed1

Ezcümle; kendisini değil ama polisiye kurmacasını hayli ciddiye alan bir film var karşımızda. Hatta buna hayranlık duyuyor. Hayranlığı öyle gözlerini kamaştırmış, neredeyse kör etmiş ki; hikayenin dışında gelişen psikolojiyle/duygularla pek ilgilenmiyor film. Öldürülenler, zarar görenler, yan karakterlerin acıları yahut dertleri zerre kadar umurunda değil. ‘‘Benim bir kurmaca hikayem var, ben ona bakarım, takılmayın başka şeylere önemsizler, sizin pek düşünmenize de gerek yok zaten, takip edin sadece’’ tavrıyla değerinden çok kaybediyor. Bu haliyle film; uyku tutmayan gece yarılarında iyi gidebilecek televizyon filmlerini yahut CSI kodluları, Cold Case gibi polisiye dizilerin akılda kalmayacak sezon finallerini anımsatıyor.

 Türkçe Adı: Kapalı Devre

Yönetmen: John Crowley

Senaryo: Steven Knight

 Yapım: İngiltere, 2013

Oyuncular: : Eric Bana, Rebecca Hall, Ciarian Hinds , Jim Broadbent, Riz Ahmed

Süre: 96′ 

***

Salihcan Sezer

salihcanzer@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5