Central do Brasil (1998): İki Yalnız İnsanın Birlikteliği

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
10 Nisan 2012

Walter Salles’in 1998 yılında Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan filmi Central do Brasil (Merkez İstasyonu) hiç evlenmemiş, yaşlı ve yalnız yaşayan bir kadınla beklenmedik bir kaza sonucu kimsesiz kalan küçük bir çocuğun çelişkili ilişkisi üzerine kurulmuş bir hikâye yapısına sahip.

Isadora emekli bir ilkokul öğretmenidir, emeklilik maaşı yetmediği ,kendi deyimiyle “Ay sonunu getirebilmek, için” Rio’da bir tren istasyonunda yabancıların mektuplarını yazarak geçinmektedir. Bir gün yanında küçük bir çocukla bir kadın gelir yanına ve kocasına bir mektup yazmak istediğini söyler. Isadora, kadının mektubunu yazar ancak tıpkı diğer mektuplar gibi göndermez ve hepsini biriktirdiği çekmecesinin içine koyar. Ertesi gün tekrar gelen kadın, Isadora’ya mektubu gönderip göndermediğini sorar. Mektubu yollamaktan vazgeçmiştir, yeni bir mektup yazdıracaktır. Kocasına yazdırdığı ikinci mektuba yanında getirdiği küçük çocuğunu, onu görmek için yaşadığı yere göndereceğini yazarak başlar. Isadora şaşırır, çünkü daha önceki mektupta adamın ayyaş ve sorumsuz bir herif olduğundan yakınılmıştır. Yazma işlemi bittikten sonra istasyondan çıkan ana oğul korkunç bir kazayla yüz yüze gelirler. Bir otobüsün çarpması sonucu gerçekleşen kazada anne yaşamını yitirir, küçük çocuk Josué tek başına kalır. Ne gidebileceği bir ev, ne de sığınabileceği biri vardır. Her gün milyonlarca insanın gelip geçtiği bu istasyonda, kalabalığın ortasında çaresizdir. Onu tanıyan tek işi Isadora’ysa yalnız yaşadığı hayatında sorumluluk almak istemediği için çocuğa yanaşmaz, çocuk babasına mektup yazmak için yanına geldiğinde bile parası olmadığı için ona sırt çevirir. Ancak her ne kadar duygusuz gözükse de kalbi küçük bir çocuğu orada yalnız bırakmaya el vermez. Ertesi gün, istasyonda bir sivil polisin hırsızlık yapan bir genci bu yüzden öldürdüğünü görünce kararını değiştirir ve çocuğu yaşadığı eve çağırır. Ancak Josué’nun, zaten yolunda gitmeyen hayatını daha fazla kaygı, endişe ve sorunun içine sokacağını ilk gün anlar. Küçük çocuğu bir çocuk avcısına para karşılığı satar. Brezilya’dan topladıkları küçük çocukları Avrupa ve Amerika’daki zengin ailelere sattıklarını söyleyen bu adam ve ortağının o çocuklara ne yaptıkları meçhuldür. Çocuk hakkında endişelenip, yaptığından ötürü vicdan azabı duymaya başlayınca Josué’yu oradan kaçırır. Artık peşlerinde bir çocuk mafyası vardır. Çareyi Josué’yu babasına ulaştırmak için çıkacakları yolculukta ararlar. Ancak hiçbir şey beklendiği gibi gitmez. Bu noktadan sonra bir yolculuk hikâyesine dönen film, özelikle Diarios de Motocicleta (Motorsiklet Günlüğü, 2004) filmiyle tanınan Walter Salles’in filmografisine bir yolculuk filmi daha eklemiş olur böylece.

Merkez İstasyonu, sinemada çok fazla kullanılan bir çatışma unsuru üzerine kuruyor hikayesini: iki farklı insanın zorunlu birliktelikleri. Buradaki karakterler kişilikleri ve toplumsal kimlikleriyle birbirlerinden çok farklılar. Örneğin Isadora daha önce hiç evlilik yapmamış, sadece kendinden genç bir komşusuyla (bu kadınla ilişkisinin ne boyutta olduğunu bir türlü anlatmıyor ve seyircide soru işareti bırakıyor film) arkadaşlık yapan, aksi ve yaşlı bir kadındır. Josué ise yaşından ötürü sorumluluk gerektiren, sevimli bir çocuk. Tek ortak yanları yolculukta öğrendiğimiz kadarıyla Isadora’nın da babası tarafından terk edilmiş olmasıdır. O da daha sonra tıpkı Josué gibi küçük yaşta annesini kaybetmiş ve oldukça acıklı bir hayat geçirmiştir. İşin ilginç tarafı bu kendinden başka kimseye hayrı olmayan, istasyonda yabancılardan para karşılığı yazdığı mektupları bile göndermeyip yırtan kadının, Josué’u babasına ulaştırmak için giriştiği mücadeledir. Bu yolculuk sırasında ikili başka bir şey daha keşfedecektir; aslında birbirlerinden başka hiç kimseye sahip değildirler. Bu ortak nokta da onların iyi bir arkadaş olmalarını sağlar.

Ancak bu sevimli konunun içine ne yazık ki çok fazla rastlantı yerleştirilmiş filmde. Ve bu rastlantıların gerçekliği (!) hikâyenin akışını fena halde zedeliyor. Sanki bir olay yaratabilmek için uydurulmuş bu rastlantılar filmin olay örgüsünün sahte olduğu izlenimi veriyor seyirciye. Ve bu da filmi inandırıcılıktan uzaklaştırıyor. Filmin bir diğer olumsuz özelliğiyse çok fazla diyaloga yer vermesi ve filmin bazı önemli durumlarını bile diyalogla anlatmaya çalışması. Sinemadan oldukça uzak bir şey olan bu anlatım şekli bir süre sonra filmi birçok insanın konuştuğu bir tiyatro oyununa çeviriyor. Filmin başında çeşitli objelerle güçlendirilmeye çalışılan görsel anlatım; (küçük çocuğun topacı, mektuplar, televizyon gibi) filmin sonunda yerini tamamen konuşmalara bırakıyor ve birçok şey havada kalıyor. Filmin o harika müzikleri bile filmin son sahnelerindeki atmosferi kurtarmaya yetmiyor.

Central do Brasil, iki yalnız insanın tüm farklıklarına rağmen birlikte kalma mücadelesi. Aynı zamanda Water Salles’den vura kıra da olsa hoş bir yolculuk hikâyesi.

 

Alican Yıldırım

yildirim1895@gmail.com

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5