Carriers (2006): Umudun Yolunda, Ölüme Karşı

Neslihan Güngör
Neslihan Güngör
07 Temmuz 2012

Pandemik kıyamet sonrası filmlerin en belirgin özelliklerinden biri de, tüm asap bozucu atmosferlerine rağmen, insanın gündelik yaşantısının hay-i huyu içerisinde kendine sormayı ihmal ettiği birçok soruyu gün yüzüne çıkarmasıdır.

Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ölümcül virüslerin insanlığı tehdit ettiği bu ortamda, filmin kahramanları inatla hayatı savunmak adına hareket ederler. Bu hareket tarzı bile başlı başına bir karşı duruştur. Sorularsa açıkça belirtilmesi de felsefenin temel aldığı problemlerin yansımasıdır.

İnsan ilişkilerinin bulaşma riski yüzünden neredeyse sıfırlandığı, fakat yine de dayanışmanın ön plana çıktığı türe güzel bir örnek oluşturan David ve  Àlex Pastor’ün 2006 yapımı Carriers filmi, ilginç bir çeviri mantığıyla Veba olarak kazandırılmış dilimize.

Bu yüzden  Albert Camus’ nün 1947’ de yayımlanan, Cezayir’ in Oran şehrinde geçen romanı Veba’ yı anmadan geçmek olmaz. Camus, karantina yüzünden şehre sıkışıp kalan insanlar üzerinden müthiş anlatımıyla bir insanlık halini tespit eder. Romanın kahramanlarından birini şöyle konuşturacaktır;

“Ah, keşke bir deprem olsaydı! Tam bir sarsıntı… Ve bu iş biterdi. Ölüler, diriler sayılır ve oyun biterdi. Ama şu domuz hastalık! Hastalığa yakalanmamış olanlar bile onu içlerinde taşıyorlar.”

Carriers filminde de da aynı insanlık halinin anlatımından bahsetmek mümkün.

Film çocukken tatillerine geçirmek üzere kaldıkları sahile ulaşmaya çalışan bir ağabey- kardeş ve onların kız arkadaşlarının yol hikayesi. Şehirdeki hemen herkesin virüsten etkilenip kısa sürede öldüğü bu ortamda yolculuk, hastalıktan kaçmaktan çok, çocukluğun güvenli evrenine doğru bir geri dönüş aslında.

Elbette tüm yol hikayelerinde olduğu gibi karakterlerin yol boyunca geçirdikleri değişime de tanık oluyoruz. Gelişen olaylarla beraber ne kaçılan çocukluğun öyle anımsandığı gibi mutlu ne de kahramanlarımızın hareket ettikleri tarzda kişiliklere sahip olduklarını anlamaya başlıyoruz. İlk başlarda herkese kötü davranan ağabey Danny’ nin aslında paramparça olmuş bir aileden kardeşini kurtarmak adına böyle bir tavra büründüğünü, son derece hümanist bir tavır çizen kardeşin ise, hayatta baş edemediği her şey için ağabeyine sığınarak bu durumu yarattığını gözlemlemek mümkün.

Ağabey-kardeş ilişkisinin yanı sıra, yolda karşılarına çıkan hasta kız çocuğu ve onunla virüse karşı bir serum geliştirildiği umuduyla yollara düşen babası iyi işlenmiş karakterler. Filmde bu ilişki rahatlıkla abartılıp duygu sömürüsüne kaçabilecekken, bu kolaycı yönelime yüz verilmemiş.

Özellikle babanın birkaç gün sonra ölecek kızıyla beraber geride bırakıldıkları ve başarısız serumun mucidi olan doktorun hayatta kalan bir avuç çocukla olan durumunu çizen sahneler oldukça başarılı.

Filmin bir diğer dikkat çeken tarafı ise, sokaklarda ağızlarından kanlar saçarak kurban arayan enfekte insanlara rastlanmaması. Evet, onları görüyoruz fakat daha çok ana öykü olan yol ve kendisiyle yüzleşme hallerini besler nitelikte yan öğeler olarak.

Türün sevenleri için bu önemli bir detay. Çünkü kamera geçişleri ve kullanılan müzikle sağlanan yapay bir gerilim yok filmde. Daha çok karakterlerin birbirleriyle ve kendileriyle giriştikleri hesaplaşmadan kaynaklı, salgın ve ölümün karşısında çaresiz kalmaktan dolayı seyirciye yansıyan bir rahatsızlık hissi söz konusu olan.

Ara sıra rastlanan hasta insanlar ve hayatta kalmak başvurulan şiddette olmasa, film pekala bir hafta sonu, deniz kıyısına gitmek üzere yola çıkan bir grup gencin hikayesi olarak algılanabilir. Çünkü filmde ne karanlık bir atmosfer, ne de sinsice avlanan zombi görüntülü insanlar var. Aksine pırıl pırıl bir ışık ve güzel bir çevreyle, durumun korkunçluğu ve boyutu daha çok belirlenmiş.

Ağır şartlar altında, sevdiklerimiz için nelerden vazgeçebiliriz? Ölüm bu şartlar içerisinde alışılagelmiş halinden farklı bir şekle mi bürünür? Bir masumun canına kıymak her zaman lanetlenen bir eylem midir? Ya da yaşamaktan kendi iradesiyle vazgeçmek?

Hem soru sormaktan kaçınmayan  izleyici, hem de bu tarz filmlerin sevenleri için yerinde bir alternatif Carriers.

Hele bir de üstüne Veba okunup, Camus’ nün kelimeleri arasında kaybolarak, Doktor Rieux ve Rahip Paneloux ile beraber “ışığın ve insanın şiirini” zihninizde yeniden yazmaya başlarsanız.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5