Carnival of Souls (1962): Merhabalı Elveda

Kaan Karsan
Kaan Karsan
15 Şubat 2013

Carnival of Souls’u parçalar halinde değerlendirmeye kalkarsak bir hurda yığınıyla karşılaşabiliriz. Ancak Harvey’nin ayrıksı yapıtı, yapım olarak kendisini andıran birçok eserden türlü hinlikleriyle sıyrılarak, kendi başlığı altında, yalnız başına incelenmeyi hak ediyor.

1962 yılında Carnival of Souls’un yapımı tamamlanmıştı. Herk Harvey, bir süre sonra bir gişe hezimetine dönüşecek olan filmiyle beraber festivalleri gezip seyirci karşısına çıkıyordu. Kendisine sıkça sorulan soru ise aslında oldukça beklendik bir soruydu: “Neden tüm kariyeriniz boyunca yalnızca tek bir film çektiniz?”. Tüm kariyerini spot ışıklarının uzağında ancak sinemanın içinde geçiren Harvey’nin bu soruya verdiği cevap ise sorunun kendisinden çok daha ilginçti: “Yanlışınız var, ben 400’ün üzerinde film yaptım.”

Carnival of Souls, Herk Harvey’nin uzun sinema yolculuğu boyunca sunduğu tek uzun metrajlı filmi… Bu olguya sorulacak olan bir ‘neden’ sorusunun ise pek bir değeri yok elbette ki. Belki de Carnival of Souls’un günden güne değerlenmesinin başlıca sebebi de bu. Zira tamamen anlık bir heyecandan peyda olan filmin halen eşsiz olarak anılması, Harvey’nin dehasının nadir örneklerinden biri olmasından ileri geliyor. İki haftalık bir sürecin neticesinde, deyim yerindeyse göz açıp kapayıncaya kadar tamamlanan film ‘gerilim’ türünün düşük bütçelere de göz kırpan hatta düşük bütçeler sayesinde etkisini katlayan bir tür olduğunu tek başına ispatlıyor.

carnival of souls1

Carnival of Souls kurgunun nimetlerinden bolca faydalanan bir araba kazası sahnesiyle açılıyor. Sinema tarihinin en güçlü ve en yalnız kadın karakterlerinden biri olan Mary Henry, filmin açılış sahnesiyle beraber rekabetçi ve kendine güvenir hallerini görücüye çıkarırken öz-ruhuna hâkim nihilizmi perdedeki fotoğrafına bir güzel iliştiriyor. Bir köprüyolun üzerinden nehre yuvarlanan ve akıntıda kaybolan arabanın içerisinden kurtulan, geri dönebilen tek kişi var. O da yararcı, sakin, bilinçli ve dünyanın bencilliğine koşut giden, uyumlu bir Mary Henry… Harvey’nin Mary Henry üzerinde muhtelif oyunlar oynayacağı filmi de bulanık tonunu bu sahneyle beraber hissettirmeye başlıyor.

Mary yaşadığı bu büyük şokun ardından yeni işine kavuşacağı bir kasabaya doğru yol alıyor. Yavaş yavaş benliğine hâkim olmaya başlayacak olan varsanımlar da bu yolculukta ona eşlik ediyorlar. Mary, bir kilisede org çalarak hayatını kazanmasına rağmen dini ritüellerle bir bağ kurmaktan kaçınan, işini yalnızca kendine sağlayacağı maddi fayda için yapan bir karakter. İş hayatındaki pragmatist tercihleri Mary’nin varoluş biçiminin kısa bir özeti gibi aslında. Zira Mary, etrafındaki insanlarla yararsız ilişkiler tohumlamaktan şiddetle kaçınıyor ve tüm hayatını basit bir formül üzerine kurarak duygusal yönünü törpülemek adına çırpınıyor. Kendisi üzerinde hiçbir tesiri olmadığı için kesin bir dille reddettiği kapı komşusu John’u kâbuslarla dolu bir gecenin ardından odasına kabul etmesi de bu yüzden. Mary, günlük hayatını yaşamasını engelleyen taze hayalperestliğiyle kendisini tanımlamasına yardımcı olan tüm özelliklerini birer birer yitiriyor ve artık yalnız kalmasının mümkün olmadığını anlıyor.

carnival of souls

Herk Harvey filmini bu kadar tartışmalı bir finalle sonlandırmıyor olsaydı Mary’nin yaşadığı bu mecburi dönüşüm daha bilimsel okumalara ön ayak olabilirdi. Şayet Harvey, izlediğimiz 75 dakikayı güzel bir sihirle hiçleştirmemeyi seçseydi, insanoğlunun doğası gereği ‘yalnız’ ve ‘bencil’ olamadığını dillendirerek fikirlerimizi vicdani olarak daha rahat bir mevkide konumlandırabilirdik. Şart kipinin de güzelliği burada ya… Harvey, uzun bir süre boyunca ahlaki ve psikolojik bir sınamaya tabi tuttuğu karakterini çok daha dipteki bir noktaya sürükleyerek gerilim türünün günümüzde de halen belirgin olan kimi uzantılarını şekillendiriyor ve filminin fiziksel yapısını metafiziksel bir çerçeveye taşıyor. Psikiyatrist ve hasta arasındaki diyalogların ‘mutlak değer’i bir anda kaybolup gidiyor. Herk Harvey ‘aslında’ kelimesiyle başladığı sürprizli cümlesini kaotik geriliminin içerisine yedirirken filmine anlam katıp aynı anda filmini anlamsızlaştırmayı başarıyor.

Daha da derinine inilebilecek bu tercihler yumağının yüzeyinde ise belki de hepsinden daha şaşırtıcı olan bir sinemasal sahtelik var. Harvey, kurduğu tüm mizansenlerin ucuzluğunu ve basitliğini seyircisine hissettirmeyi başarıyor. Carnival of Souls’un samimi ve şipşak bir yapım olduğunu bir an olsun bizlere unutturmuyor. Kâh kendi gününe değil evveline öykünerek sessiz sinema dönemine selam çakıyor; kâh kamerasını riskli manevralarla zamanının ötesine taşıyor. Uzun lafın kısası Herk Harvey filmini makyajlarken hiçbir sabit metodunun olmadığını belirgin bir şekilde gösteriyor.

Carnival of Souls’un genel duruşu sebebiyle A-sınıf bir film olduğundan dem vurmamız epeyce zor. Ancak Harvey’nin ayrıksı yapıtı, yapım olarak kendisini andıran birçok eserden türlü hinlikleriyle sıyrılarak, kendi başlığı altında, yalnız başına incelenmeyi hak ediyor. Zaten bu filmin, Harvey’nin çıktığı bir seyahat esnasında heybetinden etkilendiği bir binanın tesiriyle çekildiği malum. Yani filmde ürkmemize sebebiyet veren sanrıların yönetmenimizin ruhunda gerçekten yer ettiğinden şüphelenebiliriz. Belki de Carnival of Souls’un bir türlü cümle içerisinde kullanamadığımız avantajı da budur. Neden olmasın?

Not: Yazı ilk kez Arka Pencere‘de yayımlanmıştır.

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5