Cannes Günlükleri #7 (The Beguiled, Jeune Femme)

The Beguiled (Yön: Sofia Coppola) – Yarışma

Sevenlerini Lost in Translation’dan bu yana irili ufaklı hayal kırıklıklarıyla sınayan Sofia Coppola, zamanında (Thomas Cullinan’ın romanından) Don Siegel’ın sinemaya uyarladığı The Beguiled’in yeniden çevrimiyle geri dönüyor. 1971 yapımı filmin çok tipik bir ‘erkek bakışı’ üzerine kurulu olduğu bir sır değildi. Coppola’nın filminin –kağıt üzerinde de uygulamada da- en ilginç tarafı da bir erkek fantezisini bir kadın fantezisine çevirmesi ve bu iki yaklaşım arasındaki dev farkları şahane bir muziplikle görünür kılıyor olması.

Amerikan İç Savaşı’nda yaralanıp soluğu ‘düşman topraklarındaki’ kızların kaldığı bir yatılı okulda alan bir erkek, ansızın bir cazibe merkezi haline geliyor The Beguiled’da. Günler geçtikçe kadınlar ve erkek arasındaki mesafe daralıyor, cinsel tansiyon artıyor, Coppola’nın tercihleriyle neredeyse bir tür korku/komedi tonu ortaya çıkıyor. Filmin çok iyi hesaplanmış, sınırlarını çok iyi bilen, odağını hiç kaybetmeyen ve harika bir diyalog zamanlamasına sahip bir senaryosu var. Coppola bu sayede bir yandan cinsel iktidar ilişkilerini kendini hiç ciddiye almayan bir tavırla inceliyor hem de neredeyse tür filmi şablonuna uyan bir yapı ortaya çıkarıyor. Filmin politik arka planı hiçbir zaman aslen ilgilendiği mesele haline gelmiyor olsa da hiç eğreti ve çekirdeğinden bağımsız hale gelmiyor. Bunun yanında oyuncu kadrosu son yıllarda gördüğümüz en iyi ‘ensemble’lardan (toplu oyuncu performansı) birini ortaya çıkarıyor. Bütün bu sinema unsurlarını böylesi bir gerilim ve ritim duygusuyla bir arada tutabilmek azımsanamayacak bir meziyet.

‘Göstermek’ ya da ‘risk almak’ konusunda kariyeri dahlinde genel olarak hiçbir çekincesi olmayan Sofia Coppola’nın yeni filmine dair tek şüphemiz şu: Acaba film birkaç tık daha fazla delirebilir miydi? Filmi izlerken mükemmel bir yetkinlikle çekilmiş ve patlayıcı etkiye sahip final bölümünden önce, gözlerimiz biraz daha çılgınlık ve delişmenlik aramadı desek yalan söylemiş oluruz. Zannımızca feminen erotizmin ve cinsel tansiyonun dozu, filmin ihtiyaç duyduğunun sanki biraz altında kalıyor. Ancak şu kesin ki, The Beguiled bu yılın yarışma seçkisinin en parlak filmlerinden biri ve müthiş bir eğlence. Buradan ödülsüz döndüğü bir senaryoyu aklımıza getirmek dahi istemiyoruz. (3,5/5)

Jeune Femme (Yön: Léonor Serraile) – Belirli Bir Bakış

Genç yönetmen Léonor Serraile’in tamamı kadınlardan oluşan bir ekiple çektiği ilk filmi Jeune Femme, galasını Belirli Bir Bakış seçkisinin çatısı altında yaparken sektöre yeni katılan taze bir yazar-yönetmeni kutlamak isteyen Fransız medyasının ilgisi elbette ki büyüktü. Serraile, ilk filminde sevgilisinden ayrıldıktan sonra Paris’te yapayalnız kalan ve ‘bir baltaya sap’ olmaya çabalamaya koyulan bir kadının trajikomik hikayesini anlatmanın peşinde. Jeune Femme, sıradan fikirlerle dolu, daha önce benzerlerini (ve çok daha iyilerini) çok kereler izlediğimiz, risksiz bir film. Hafif sıklet haliyle Belirli Bir Bakış’taki varlığı da biraz Fransız kontenjanına yorulabilir sanki.

Jeune Femme, başrol oyuncusu Laetitia Dosch’un aurasına ve enerjisine güvenen bir tür skeçler silsilesi gibi. Sevgilisinden ayrılan kadın, iş bulmaya çalışan kadın, hayatını tekrar rayına oturtmaya çalışan kadın, yeni insanlarla tanışan, yeni şeyler deneyen kadın… Bu karakterin yolculuğu pek çok virajla karşılaşıp farklı yönlere doğru yol alıyor, Serraile de enerjik, ‘deli dolu’ kamerasıyla karakterini takip ediyor. Filmi büsbütün sıradan ve parıltısız kılan sorun şu ki, film boyunca yeni ya da ilgiye değer herhangi bir fikir yok. Yönetmen tarafından çokça güvenilen başkarakter bile gereğinden fazla tanıdık ve nüanstan yoksun.

Léonor Serraile’in ilk filmiyle Cannes’da açılış yapması ve uluslararası ilgiyle hemhal olması kendisi adına büyük bir şans. Belki bu sayede, daha riskli, daha cüretkar işler yapabilmesi adına önü açılmıştır genç yönetmenin. (1,5/5)

Kaan Karsan
twitter

Araç çubuğuna atla