Cannes Günlükleri #6 (Happy as Lazzaro, Arctic, Girl)

Happy as Lazzaro / Lazzaro Fellice (Yön: Alice Rohrwacher) / Yarışma

Bir önceki filmi The Wonders ile hayal ile gerçek arasında bir dünya kuran, çok özgün bir üslubu müjdeleyen ve genç yaşında Cannes’da Büyük Jüri Ödülü’nü kucaklayan Alice Rohrwacher’in uzun süredir merakla beklenen filmi Happy as Lazzaro nihayet görücüye çıktı. Amerikalı ve İngiliz eleştirmenlerin olağanüstü olumlu tepkilerine bakılırsa, yönetmenin takipçileri hayal kırıklığına uğramayacak gibi görünüyor. Fakat biz onlarla aynı noktada değiliz.

Rohrwacher filminde büyük ihtimalle 80’lerde zengin bir ailenin yanında köle gibi çalışan ve bu illegal durumun farkında olmayan bir aileyi merkezine alıyor. Başkahramanımız Lazzaro, naif, aklı dolaylı düşüncelere çalışmayan, iyilikten başka hiçbir şey düşünmeyen genç bir erkek. Bunun üzerine ekleyeceğimiz her cümle filmin sürpriz gelişmelerini ele verecektir; bu sebeple biraz arka sokaklardan gidelim. Happy as Lazzaro, Yeni Gerçekçilik filmleri gibi başlıyor ortasında yaşanan ani bir gelişmeyle bir Büyülü Gerçekçilik filmine dönüyor. Hamurunda melodramlık var…  Yoksulluğun geçmişi, şimdiki zamanı, köleler, mülteciler, garibanlar ve onları sömürenler.

Yönetmenin alabildiğine ‘tertemiz’ karakterleri sanki bu dünyadan değil gibiler. Öte yandan yaşadıkları dünya, ‘bu’ dünya. Acımasız, sert, onları öğütmeye çalışan bir yer. Rohrwacher, iyiyle kötülük arasındaki kontrastı vurgulamak için o kadar basit yollar seçiyor ki, bize kalırsa bu filminde The Wonders’daki o nüanslı, ‘bambaşka’ dokunuşundan eser yok. Ken Loach’ın son filmlerinde yaptığı türden bir düzlükten bahsediyoruz. Hem de İngiliz ustanın aksine, 16mm tercihinden başlayan ve filmin her tarafına sirayet eden büyük bir gösteriş söz konusu. Ciğerimize ve kalbimize yumruk atmak için hiçbir fırsatı geri çevirmeyen film, bir tek zekamızla ilgilenmiyor bize kalırsa. Teslim olana, ikna olana hitap ediyor. (1,5/5)

Arctic (Yön: Joe Penna) / Yarışma Dışı

Sanıyoruz ki yapımcılara ve birlikte çalıştıkları şirketlere bir kota getirilmiş durumda: Bir yıl bir ya da iki tane doğada yalnız başına hayatta kalmaya çalışan bir ‘adam’ öyküsü çekilecek! Kendinden önce çekilmiş bütün ‘survival’ filmlerinin ortalaması olan, bağlı olduğu alt türe hiçbir şey katmayan ve finaliyle gayriihtiyari bir şekilde bir komediye bağlanan Arctic’i başka türlü anlamlandırmak zor.

Mads Mikkelsel’in oldukça fiziksel, zor bir rol üstlendiği ve her zamanki gibi rolün altından kalkmayı başardığı filmin en hatta tek güçlü tarafı da başrol oyuncusunun performansı. Bunun dışında kutuplarda, karın kışın içinde hayatta kalmaya çabalayan adamın hikayesinde her şey izleyicinin ezberlerine göre sıralanıyor. Hele ki karakterin doğayla savaştığı bölgeye bir de helikopter düşünce ve Mikkelsen’in kurtarmaya çalıştığı genç ve güzel kadın hikâyeye eklenince işler iyice ucuzlaşıyor.

Cannes’da bu yıl içinde bulunduğumuz güne kadar sinemanın son on yılını tekrar eden filmler izledik ve Arctic de bu bağlamda tecrübemize oldukça tutarlı bir ekleme oldu. Ulusal kanallarda gecenin bir köründe yayımlanan filmlerin çok az daha pahalısını izlemek isteyen varsa önerilir. CGI harikası kutup ayısına dikkat! (1,5/5)

Girl (Yön: Lukas Dhont) / Belirli Bir Bakış

Bu yıl Cannes’da Belirli Bir Bakış’ın, eleştirmen nezdinde en çok beğenilen filmlerinden biri Girl oldu. Bir erkeğin bedeninde yaşayan bir kızın, vücuduyla verdiği mücadeleyi anlatan film, bir refah ülkesinde yaşayan, orta sınıf aileye mensup bir çocuğun cinsel kimlik problemleriyle nasıl başa çıktığının portresini bazen sert, bazen yumuşak bir yaklaşımla çiziyor.

Bir ilk film olan Girl, yönetmenliğine bakılınca bu tarafını belli etmeyen bir film. Tutarlı bir görsel yapısı, iyi bir oyuncu yönetimi var. Fakat çok tasarlanmış, çok hesaplanmış senaryosu sanki bir sanatçıdan ziyade bir zanaatkar yaklaşımı içeriyor. Dhont, karakterine hiçbir merhamet göstermiyor, müthiş bir ciddiyetle, sanki mikroskop altına almışçasına, ona bir numunelik gibi bakıyor. Bunun yanında, filmin finalde seyirciyi şoke etmek amacıyla alelacele vardığı nokta, “sarsıcı bir fikir buldum, altını da bir filmle doldurdum” yaklaşımının yılmaz bir temsilcisi gibi.

Girl’in en övgüye değer tarafı ise başrolünde oynayan Valentijn Dhaenens’ın harika performansı. Lukas Dhont’un filmi, anlattığı hikâyeye dair samimi bir bakışa sahip olduğuna bizi ikna edemese de, ilk performansıyla bir yıldız adayı olarak müjdeleyebileceğimiz bir oyuncuyla tanıştırıyor bizleri. Buna da şükür demeli. (2/5)

Kaan Karsan
twitter