Cannes Günlükleri #5 (Three Faces, Climax, The World is Yours)

Three Faces (Yön: Cafer Penahi) / Yarışma

İran’da uzun bir süre ev hapsine tutulan, daha sonra yurtdışına çıkma yasağıyla devlet tarafından esaret altında tutulan Cafer Penahi’nin yeni filmi Three Faces, yönetmenin yakın dönem filmlerinin hepsine benzer bir şekilde film yapamamak üzerine bir film. Penahi, Three Faces’da bir oyuncusuyla (Behnaz Caferi) birlikte aldıkları intihar içerikli bir video mesaj üzerine bir yolculuğa çıkıyor.

Yine metaforlarla ve sembollerle doldurduğu filminde yönetmen bir tür dedektiflik öyküsünü olağan teması gerçek-kurgu çatışması üzerinden anlatırken, yılın modasına uyuyor ve kariyerinde bugüne kadar her daim dahlinde kaldı yaratıcı alanın dışına çıkamıyor. Penahi’nin sürekli olarak aynı sinemayı aynı hikayelerle yapma ısrarının elbette ki daha anlaşılır, anlam verilebilir bir taraf var. Zira yıllardır kendisine uygulanan sansür sebebiyle filmlerini kısıtlanmış hatta yasaklanmış bir alanda yapmak zorunda olan yönetmen, aynı noktada direnerek bir savaş veriyor. Ancak filmlerinin bir takipçisi için eskisi kadar heyecan vermediğini ve bu tekrarcılığın izleyen nezdinde örseleyici bir etkisi olduğunu da belirtmek gerek. Artık yönetmenin bir hikâyeye nasıl yaklaşacağını, karakterlerini ve kendisini nasıl engellerle yüzleştireceğini ezberlemiş gibiyiz.

Ekibini havaalanından Cannes’a uğurlayan ve yasak sebebiyle gösterime katılamayan yönetmenin filminin, salondaki boş koltuğunu dakikalarca alkışlayan Batı gözü tarafından yine coşkuyla karşılandığını ekleyelim. (2/5)

Climax (Yön: Gaspar Noe) / Quinzaine

Filminin prömiyerinden çok kısa bir süre önce çıkardığı posterle gündeme bomba gibi düşen Gaspar Noe, ‘delidir ne yapsa yeridir’ ekolünden gelen filmlerini kendisiyle sürekli olarak bir savaşım içerisinde olan izleyicisine ve film eleştirmenlerine sunmaya devam ediyor. Bu kez haberler bizim nezdimizde çok iyi. Son iki filmiyle (Enter the Void ve Love) tuhaf ve içi boş bir ciddiyete bürünen yönetmen, kendi sinema aklına daha çok yakışan manevralarla geri dönmüş durumda.

Climax’ta sergiledikleri dans gösterisinin peşi sıra bir parti veren ve partide sangrianın içerisine karıştırılmış bir uyuşturucu madde sebebiyle gerçeklikle olan bağlarını dakikadan dakikaya yitiren dansçıların delirmesi anlatılıyor. Noe, filminin henüz ilk dakikalarında dansçılara dair bir belgeseli gösterirken kadrajı Climax’ın süresi dahlinde referans göstereceği filmlerin VHS kopyalarıyla donatıyor. Sürprizleri çok da kaçırmayacak şekilde şöyle söyleyelim: Bu referans kütüphanesinde Suspiria’dan Possession’a, Salo’dan Vibroboy’a varan bir yelpazede, Climax’ın tuhaf dünyasını acayip bir karışım şeklinde oluşturacak başyapıtlar var.

Noe’nin yeni filmi müthiş bir koreografinin ürünü… Müzikal gibi başlayıp zamanla bir korku filmine dönüşen Climax’ta, yönetmen yine kendine özgü aşırılıkları teker teker, genelde plan sekanslar ya da birbirine paralel kurguyla ve anlık siyaha kesmelerle bağlanmış planlar eşliğinde sıralıyor. Filmin ritmi ve görsel yapısı, karakterlerin dakikadan dakikaya yaşadıkları zihinsel değişime göre şekilleniyor ve kelimelerle anlatması çok güç, belki de sadece sinema diliyle ifade edilebilecek uçurumlara doğru sürükleniyor. Nefret etmesi de çok kolay ancak bize kalırsa Climax şu ana kadar gösterilmiş en acayip, en heyecan verici filmlerden biri. (4/5)

The World is Yours / Le monde est à toi (Yön: Romain Gavras) / Quinzaine

Çektiği harika video kliplerle uluslararası üne sahip olan Romain Gavras’ın Fransa’nın Isabelle Adjani ve Vincent Cassell gibi star oyuncularıyla çektiği The World is Yours, anaakım bir suç-soygun filmi. Politik olarak yanlış tonundan gücünü alan mizahıyla yönetmenin ‘klip estetiği’ dokunuşlarını birleştiren film, anaakım seyirci için gayet keyifli olsa da nihayetinde kalıcı olmayı başaramayacak, bayağı ve vasat bir film.

Gavras filminde suç komedisi janrında çoktan karikatürleşmiş ve ilginçliğini yitirmiş arketipik karakterlerden bir kombin yaparak her anı tahmin edilebilir bir serüvene imza atıyor. Illuminati’ye takıntılı bir adam, tek hayali düzgün bir hayata kavuşmak olan iyi çocuk, güvenilmez güzel kadın, kendini oğlunun hayatını mahvetmeye adamış bir anne ve çok daha fazlası. The World is Yours’dan ancak olağan beklentilere karşılık bekleyen bir izleyici kitlesinin keyif alması mümkün.

Özellikle M.I.A. için çektiği kliplerle olay yaratan Gavras’ın filminin keyifli anları da yine klip estetiğiyle bezenmiş bölümlere denk düşüyor, şaşırtıcı olmayacak şekilde. Müziği bir mizah unsuru olarak kullanan yönetmen, müzikli anlarda kendini daha rahat ifade etmenin yollarını buluyor sanki. Müzik bittiğinde ve karakterler birbiriyle sözcükler yoluyla iletişim kurmaya kalktığında ise film sıradanlaşıyor ve tökezlemeye başlıyor. Nihayetinde izlenip unutulacak, vasat senaryosuyla akılda kalmayı başaramayacak bir film The World is Yours. (2/5)

Kaan Karsan
twitter