Cannes Günlükleri #5 (The Killing of a Sacred Deer, Happy End)

The Killing of a Sacred Deer (Yön: Yorgor Lanthimos) / Yarışma 

2000’li yılların sonlarında Yunan sinemasına yeni bir nefes kazandıran Yorgos Lanthimos’un ikinci İngilizce filmi The Killing of a Sacred Deer, referansları bol keseden vererek konuşacak olursak Haneke’nin Funny Games‘ini, Pasolini’nin Teorema‘sını ve Kubrick’in Eyes Wide Shut‘ını bir araya getiren mayınlı mı mayınlı, hiçbir kalıba sığmayan, hatta pek çok anlamda ‘delirmiş’ bir aile yergisi. Finalinin hemen akabinde Cannes’ın en büyük salonu Lumiere’de birbirine karışan yuhalama ve alkış seslerinin sebebi Lanthimos’un yeni model mayın tarlası.

Sakin ve sakil bir “aile sırları” hikayesi gibi başlayan The Killing of a Sacred Deer, kısa sürede Lanthimos’un klasikleşmiş temalarına yine klasikleşmiş ayrıksı diliyle sahne olmaya başlıyor. Başarılı bir doktor, üst sınıf bir aile, duygusuz ve mekanikleşmiş aile içi iletişim, beklenmedik bir temas ve gerçeklikten kopma hali. Lanthimos, yine, yeniden, sıfırdan bir dünya kurarak (ve bunu sanki çok kolaymış gibi yaparak) neredeyse her anı taze bir rahatsızlıkla tasarlanmış bir kabus yaratmanın peşinde. Zannımızca bunu The Lobster‘da bunu makul ancak ancak belli oranlarda başarabilmişti… The Killing of a Sacred Deer‘da ise bunu sanki daha bir ustalıkla, daha büyük bir yetkinlikle başarıyor.

Ardı ardına sıralanmış çok kuvvetli sinemasal anlarla, aileye ve topluma dair dünyanın en orijinal söylemini kurmuyor olsa bile çok iyi fikirlerle izleyeni sürekli olarak diken üstünde tutan film, içinden yolu geçen bütün oyuncuların kusursuz performanslarıyla da ayrıca övülmeyi hak ediyor. Filmin süresi uzadıkça ve meramı iyiden iyiye açığa çıktıkça, kabuslar kendini bir miktar tekrar etmeye başlayıp filmin etkisini biraz olsun azaltsa da, The Killing of a Sacred Deer, Lanthimos’dan bugüne değin her daim beklenen tuhaf ve formda filmlerden biri nihayetinde. Aşırı rahatsız edici, her nasılsa bir o kadar eğlenceli. (3,5/5)

Happy End (Yön: Michael Haneke) / Yarışma 

Yaşayan en büyük ve ne kadar yaşlanırsa yaşlansın formunu hiç kaybetmeyen yönetmenlerden Michael Haneke’nin festivalin sanıyoruz ki pek çok kişiye göre en büyük merak konusu olan yeni filmi Happy End, sınıfı gereği yozlaşmış ve gerçekle bağlarını koparmış burjuva bir ailenin ‘fotoğraf’ albümünü sunuyor bizlere. Happy End‘de Haneke merkeze aldığı ailenin her üyesinin peşinden ayrı ayrı gidiyor, hepsinin ruh hallerine dair bir yapbozu bir araya getiren parçalar sunuyor izleyenlerine. Bu filmde karakterler yekpare olarak karşımıza çıkmıyorlar, ortada hepsinden bazı parçalar ve bu parçalar bir makro-organizma, ürkütücü bir şirket gibi varlığını sürdüren burjuva ailesine dair zamanla bütünlenen ipuçları veriyorlar.

Filmden ilk anda anlaşılan şey şu ki, Haneke geçen yıllarda dünyanın kapkaranlık gidişatına karşı soğukkanlılığını bir miktar yitirmiş. Zira kendisinin bu kadar direkt ve merama yönelik bir sinema yaptığını görmeyeli epey olmuştu. Bunu olumlu veya olumsuz bir gelişme olarak algı filtresinden geçirmek mümkün. Öte yandan film dili olarak her zamanki gibi oldukça ilginç, etraflıca takibe muhtaç ve girift bir yapı kuran yönetmen, bu kez sonuca vardığı anlarda her zamanki derinliğinden biraz uzaklaşıyor. Özellikle filmin final bölümündeki ‘karşılaşma’, Haneke’den beklenmeyecek denli kör gözüm parmağına, yönetmenin sinemasında kendisine konforlu bir yer bulamayacak kadar başka dünyadan sanki. Filmin tuhaf mı tuhaf ve alabildiğine rahatsız edici muziplikleri ise sinemada son zamanların en acayip ‘kara komedi’ unsurlarını görücüye çıkarıyor.

Happy End, açıklığı ve netliğiyle Haneke filmografisinde kendine ayrıksı bir konum ediniyor olsa da yine epeyce mizahi bir şekilde Amour başta olmak üzere yönetmenin pek çok filmine referanslar taşıyan bir eser. Bu tarafıyla filmin ilginç mi ilginç bir anıştırma damarı olduğunu da belirtmek gerekiyor. Nihayetinde Happy End‘i güncel politik bağlamda çok daha fazla önemseyecek bir söylem de mutlaka kurulacaktır, ancak, bizim için Haneke, sinemadaki mühimliğini en çok derinliği üzerinden kazanmış bir yönetmendi. Yönetmenin kendi tarihine bakılınca herhangi bir tazeliğinden ve cin fikirlerinden bahsedilemeyecek Happy End, bu sebeple filmografisinin zayıf sayılabilecek filmlerinden biri bize kalırsa.  (2,5/5) 

Kaan Karsan
twitter