Cannes Günlükleri #2 (Yomeddine, Donbass, Rafiki)

Yomeddine (Yön: A.B. Shawky) / Yarışma

Cannes bu yıl resmi seçkisini açıkladığında programdaki kapalı kutu filmlerden biri de ilk filmiyle kendini Cannes’nın ana yarışmasında bulan A. B. Shawky’nin Yomeddine’siydi. Cüzzamlı bir adamın, küçük ve kimsesiz bir çocukla birlikte ailesini aramak üzere çıktığı yolculuğu anlatan film ne yazık ki genç bir dehayı müjdelemiyor.

Toplumun dışlanmışlarının yaşadığı ücra bir yaşam alanından kente yapılan yolculuğu anlatan film başkarakteri Beshay’ın bu süreçte yolda gördüğü tepkiler üzerinden bir öteki kuruyor ve ana çatışmasını da bu adamın kendini yola kabul ettirme ya da ettirememe ikilemi üzerine inşa ediyor. Shawky’nin filminde bir anlamda Lynch’in Elephant Man’i Mısır’ın ücralarında kendi insanlığını ve diğerleri gibi yaşama hakkını haykıracağı bir serüvene atılıyor. Yönetmenin öncelikli olarak yapmaya çabaladığı şey, karakterinin yaşadığı tecrübeyi büyük bir drama dönüştürmeden, daha çok mizahi bir yaklaşımla aktarmak… Gelgelelim ne mizah tam olarak çalışıyor ne de film soğukkanlılığını bütün süresince koruyabiliyor.

Ekşi-tatlı bir yol hikayesi formülünü satır satır uygulayan Shawky, yol filmlerinin bütün klişelerini teker teker karakterlerinin önüne atarken akıllara tek bir soru düşüyor elbette: Bu kadar parıltıdan, nüanstan yoksun bir filmin ana yarışmada ne işi var? Yomeddine, öfke duyulacak ya da hepten çöpe atılacak bir film değil elbette, kimi anlarında içinden çıktığı topluma dair derinlikli olmasa da ilginç şeyler söylüyor ve gösterildiği süreçte kendi alıcısını da bulacaktır; ancak dünya sinemasının son yıllarda içine düştüğü yaratıcılık krizinde filmlerden biraz olsun riskli hamleler beklemek, ezberlerimize bu kadar da hitap etmemelerini istemek hakkımız. (1,5/5)

Donbass (Yön: Sergei Loznitsa) / Belirli Bir Bakış

Bir önceki filmi A Gentle Creature ile Cannes’dan hem bolca tepki hem de övgü alan Sergei Loznitsa’nın Belirli Bir Bakış bölümünün açılışını yapan yeni filmi Donbass, Ukrayna iç savaşının şiddetiyle yoğrulan bir kasabanın karakterleri arasında epizodik bir yolculuğa çıkarıyor izleyicisini. Loznitsa, tıpkı bir önceki filminde olduğu gibi, toplumun ve devletin yozlaşmışlığı üzerinden karamsar bir 21. yüzyıl Doğu Avrupası tablosu çiziyor.

Donbass’te elle tutabildiğimiz bir karakter ya da bir hikâye yok. Loznitsa, izleyene sadece bazı parçalar vererek onları birleştirmemizi, sunmak istediği karamsar resme ulaşmamızı istiyor. Gelgelelim filmin içerisindeki bütün epizodlar birbirinin tekrarı gibi. İnsanlığını kaybetmiş insanlar, artık bir ezbere, günlük hayatın doğal bir parçasına dönüşmüş şiddet ve onu buyurgan kılan yozlaşmışlık… Kulağa ne kadar ilginç geliyorsa o kadar ilginç, ne kadar taze geliyorsa o kadar taze ancak.

Yönetmen bütün bu bayağı tekrarcılığının yanında bir de böyle bir toplumun filmini yapmanın ironisiyle de son derece nüanssız bir şekilde hemhal olarak filmine ‘refleksif’ bir boyut kazandırıyor ama nafile. Donbass’dan geriye sadece bütün filmografisini aynı notalara, aynı bozulmuşluğun aynı sinemasına adayarak kendi hikâye anlatıcılığını da yozlaştıran bir yönetmenin can sıkıcılığı kalıyor. (1,5/5)

Rafiki (Yön: Wanuri Kahiu) / Belirli Bir Bakış

Muhafazakâr bir toplumda diğerlerine benzemeden var olmaya çabalayan, birbirine aşık iki genç kadın ve onları kendilerine benzetmek için aşağılayıp linç eden insanlar… Rafiki, daha önce benzerlerini defalarca gördüğümüz, bir azınlık olarak ‘var olma’ hikayesi. Cannes’da halkla ilişkileri ‘Kenya’nın ilk lezbiyen filmi’ etiketiyle yapılan filmin ne yazık ki bundan gayrı ilgiye mazhar bir tarafı yok.

Rafiki’nin yükünü sırtında taşıyan iki genç kadının belirli bir ekran albenisine sahip olduğunu iddia edebiliriz aslında. Çok da iyi çizilmemiş, daha doğru deyişle makul bir şekilde boyutlandırılamamış karakterlerini belli ölçüde ilginç kılmayı başarıyorlar. Gelgelelim Rafiki’nin senaryosu öyle vasat ki 82 dakikalık süresi boyunca bir nüans taşıyan hiçbir noktaya temas edemiyor. Hikâyeyi eşiklerden geçiren bütün yan karakterler sıradan arketipler olmaktan ibaret. Wanuri Kahiu’nun hikâyenin sıradanlığını elektriklendirmeye çabalayan enerjik yönetmenliği dahi formüllere dayalı. Sözün özü Rafiki’nin mayasında olan takdire mazhar “amatör ruh”, ortaya yalnızca primitif bir büyüme hikayesi çıkarabilmiş durumda.

Kahiu’nun çekmek istediği filmin farkındayız. Rafiki, sürekli olarak ‘olmuş’ coming of age filmlerini hatırlatan ancak kendi başına ayakta durmayı başaramayan bir hayli yavan, sıradan bir film. (1,5/5)

Kaan Karsan
twitter