Cannes Günlükleri #10 (Capernaum, Knife + Heart, Mandy, Ayka)

Capernaum / Capharnaüm (Yön: Nadine Labaki) / Yarışma

Filminin yarışmaya alındığını öğrendiği anı internet üzerinden yayımlayarak geçtiğimiz haftalarda sinema gündemine bomba gibi düşen Nadine Labaki, Cannes’da izleyicinin ve basının en az yarısını gözyaşlarına boğan bir filmle karşımızda. Capernaum, Lübnan’da ailesine dava açan bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Zain, onu dünyaya getirdikleri için ebeveynlerine çok öfkeli.

Labaki’nin bir hikâye anlatırken tutturduğu ton çok net ve ara renklere asla uğramayan cinsten. Yönetmenimiz, on iki yaşındaki Zain ve onu sahiplenen Etiyopyalı mülteci bir kadının yaşadıkları üzerinden Lübnan’ın arka sokaklarındaki sefaletin, zavallılığın nabzını tutarken gösterebileceği her şeyi pornografikleştirmenin derdinde, akılda kalıcı ve ayakları yere basan bir yoksulluk tablosu çizmektense. Öyle dramatik olsun, öyle mesafesiz olsun istiyor ki sinemayı sinema yapan çoğu şeyden vazgeçiyor. Gösterim sonrası gelen tepkilere bakılırsa da amacında başarılı olmuş, gösterirken yaşattığı acı sebebiyle ‘düşündürmemenin’ meyvelerini toplamış gibi görünüyor açıkçası.

Capernaum’a duyacağınız ilgi sinemayla kişisel olarak kurduğunuz ilişkiye bakıyor aslında. Bir filmden detaycılık ve incelik sizin için ikinci plandaysa filmin son yirmi dakikasında gözyaşlarına boğulabilirsiniz. Bizim bu filmde gördüğümüz tek şey ise Batıdan takdir görme isteği. Bu filmi yılın sonunda bir Oscar kucaklarken görürseniz şaşırmayın. (1/5)

Knife + Heart / Un couteau dans le coeur (Yön: Yann Gonzales) / Yarışma

Fassbinder’in, Argento’nun, De Palma’nın bir araya geldiğine mi şaşıralım yoksa queer bir giallonun Cannes ana yarışmasında aniden karşımıza çıkmasına mı? Bu bilinçli ucuzluğu, etrafında gezindiği ‘aşırı’ stilizasyonu, beraberinde getirdiği büyük entelektüel boşluğu acaba kucaklayalım mı? Sinemanın kendisi üzerine; röntgenlemek, kurgulamak, manipüle etmek üzerine ilginç bir tuhaf bir film izlediğimizi düşünmeye başlasak mı? İnanın sıcağı sıcağına yazarken bu film hakkında ne hissetmemiz gerektiğini henüz bilmiyoruz.

Yann Gonzales, ikinci filminde, hiçbir şeyi kanıtlamasa bile çok ilginç bir yönetmen olduğunu kanıtlıyor. Knife + Heart, defoları hızlıca tespit edilebilen, mükemmel olmaya asla çabalamayan bir film. Çok stilize ama çok pasaklı; yer yer gıcık, hatta sinir bozucu ama kayıtsız kalınamayan yanları, bir şeytan tüyü var. Tıpkı öykündüğü pek çok film gibi yani… Bir eleştirmence ciddiye alınıp otopsi masasına yatırılırsa Cannes Akdeniz’inin buz gibi sularıyla tanışmaya mahkûm. Fakat kesinlikle göz ardı edemediğimiz tarafı, içinde bulunan yoğun, amansız sinema tutkusu. Hikâyenin genel akışında elle tutulur bir tansiyon, sağlam bir iskelet kuramasa da filmin zaman zaman dönüştüğü şey çok ama çok heyecan verici.

Hiç şüphe yok ki Knife + Heart, tıpkı kendisiyle benzer bir yoldan giden Neon Demon gibi, içinde bulunduğu Cannes programının en çok nefret edilen filmlerinden biri, belki de birincisi olacak. Fakat biz, hiçbir ilginç fikir üretmeyen, primitif bir sinemayla takdir toplama amacında olan filmlerdense –ikinci yarısında ritmini büyük ölçüde kaybediyor olsa da- riskler almaktan hiç çekinmeyen bu filmi heyecanla karşılamayı seçeceğiz. (3/5)

Mandy (Yön: Panos Cosmatos) / Quinzaine

Bu yılki Quinzaine programının izleyeni başka bir dünyaya sürükleyip bırakan bir başka filmi de Panos Cosmatos’un Mandy’si. Mandy, amiyane tabirle bir 80’ler pornosu… Akıp gitmeyi reddeden, zamanı durduran, atmosferiyle boğan, izlerken kan ter içinde bırakan çok ama çok acayip, ‘trash-metal’ik bir sinema deneyimi…

Hayatının aşkını katleden bir tarikatın peşine düşen Nicholas Cage, 80’ler sinemasındaki personasına bir kez daha can verirken son yıllarda hiç görünmediği kadar formda görünüyor bu filmde. Cosmatos filminde sinema tarafından unutulmuş, öteye bırakılmış, en iyi ihtimalle nostaljikleştirilerek araçsallaştırılmış olan film unsurlarını raftan indirip tekrardan yorumluyor, marjinal bir tavırla elden geçiriyor. Tahmin edersiniz ki Mandy, bütün bunları yaparken eğer ki kapısının dışında kalırsanız tahammül edebileceğiniz bir film değil. Talepkar, zorlu, yorucu… Zaten bu mevzubahis dışlayıcı tarafı, yani, kolay yollardan gitmeyi seçmemesi, muhteris ve inatçı tarafı, filmin güçlü yanı.

Cannes’da bu yıl sinemanın bir anlamda iki ucunu, birbiriyle çatışma halinde olduklarını iddia edebilecek bir şekilde görmeye devam ediyoruz. Bir tarafta Climax, Knife + Heart ya da Under the Silver Lake gibi medyumun kendisiyle uğraşan filmler, diğer tarafta ise At War, Capernaum ya da Everybody Knows gibi eski alışkanlıklara sığınanlar. Mandy, postmodernistlerin safına güç katıyor. Yakaladığınız yerde görün deriz. (3,5/5)

Ayka (Yön: Sergey Dvortsevoy) / Yarışma 

Cannes’da bu yıl bize dünyanın ne kadar da kötü bir yer olduğunu anlatan pek çok film izledik. Yarışmanın son gününe programlanan Ayka da onlardan biri. Doğurduğu çocuğunu bir hastanede bırakıp kaçan, yoksul, borç harç içinde bir Kırgız kadınının hayatta kalma hikayesini anlatıyor.

10 yıl önce çektiği Tulpan ile Cannes’da Belirli Bir Bakış’ı kazanan ve o günden bu yana ortalıklarda görünmeyen Sergey Dvortsevoy, ‘gerçeklik’ hissini izleyicinin iliklerine geçiren bir film yapmış. Filmdeki görsel ve işitsel kompozisyon, kan dondurucu bir oradalık hissini çağırıyor ve izleyen ansızın perdenin içinde buluyor kendini. Ayka, bir devletin farklı kılıklara bürünerek gelen şiddetini kendini savunmak için işgücünden başka hiçbir şeyi olmayan bir kadın üzerinden anlatırken, hiç taviz vermiyor. Dvortsevoy, benzer meselelerle ilgilenen pek çok yönetmenin aksine, çok soğukkanlı, çok mesafeli. Senaryo matematiğinin her noktada aynı kusursuzlukta işlememesi sebebiyle -özellikle ‘veteriner’ bölümü çok tasarlanmış duruyor- Ayka mükemmel bir film değil. Ancak sosyal gerçekçi ekolün bu yıl izlediğimiz en iyi örneklerinden.

Unutmadan bir de şunu eklemeli: Filmin başrolünde oynayan Samal Yeslyamova bu yıl Cannes’da izlediğimiz en etkileyici kadın oyuncu performansını sunuyor Ayka’da. İlk saniyeden son saniyeye bir oyuncu için fiziksel bir test olan bir rolü muazzam bir tutarlılıkla canlandırıyor oyuncu. (3/5)

Kaan Karsan
twitter