Cannes 2019 Günlükleri #3 (Atlantique, And Then We Danced, Sorry We Missed You)

Atlantique (Yön: Mati Diop) / Yarışma

Kısa filmleriyle sinema çevrelerinde büyük bir başarı ve tanınırlık elde eden Mati Diop’un uzun zamandır merakla beklenen uzun metrajlı ilk filmi Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yaptı. Senegal asıllı Fransız yönetmen ilk filminde dört başı mamur işe imza atamamış olsa da bölüm bölüm akıllara kazınan, bir şekilde iddiasının altından kalkan bir filmle karşımızda.

Atlantique, çok tuhaf bir ‘yasak’ aşk hikayesini merkezine alıyor ve çeşitli türlere referanslar taşıyarak özgün bir atmosfer kuruyor. ‘Atmosfer’ olarak tanımladığımız şey de zaten filmin en büyük kozu. Diop’un en büyük maharetleri filmin en karanlık sahnelerde ortaya çıkıyor. Görüntü yönetmenliği ve ses kurgusuyla sinemanın ana araçlarını bazı anlarda bir virtüöz gibi kullanan yönetmen, çok tuhaf, tanımadığımız bir zombi filmine imza atıyor. Gelgelelim filmin en yüksek anları birbirinden biraz uzak ve onları bir arada tutan köprüler vardıkları yerler denli etkileyici değil. Yani karşımızda çok iyi anları olan fakat bu anları makul bir şekilde bir arada tutamayan bir film var. Yine de Atlantique’in oldukça heyecan verici bir yönetmeni müjdelediğini eklemeden geçemeyeceğiz. (3/5)

And Then We Danced (Yön: Levan Akin) / Quinzaine

Sabah yapılan basın gösterimi sonrası çok yüksek tepkilerle karşılanan And Then We Danced’in tekrar seansı da benzer bir coşkuyla geçti ve bu coşkuya ortak olmamak çok zor. Levan Akin’in bütün baskılara karşın Gürcistan’da çekmeyi başardığı gay aşk filmi, müthiş sinema duygusuyla her türlü takdiri hak ediyor. Bu filmden bahsederken Luca Guadagnino’nun Call Me by Your Name’ini anmadan geçmek de çok zor.

İki genç folklor dansçısının tanışma ve birbirlerine yavaş yavaş âşık olma hikayelerini anlatan And Then We Danced, Gürcistan üzerinden çok kadim bir kavramı masaya yatırıyor ve bütün söylemini onun etrafında kuruyor: Gelenek. Bu geleneğin bir parçası olan folklor de gençlerin ilişkisinin ve filmin ana odağında. Akin’in filmi geleneğin dayatmacılığını önce zorlamak, sonra yıkmak sonra da başka koşullarda ve kişisel bir şekilde yeniden üretmek üzerine. Olağanüstü oyuncu performanslarını izlerken perdeden gözümüzü alamadığımız And Then We Danced, özellikle orta bloğunda biraz olsun ritmini kaybetse de final bölümüne doğru tekrar kazanıyor ve muhtemelen bu yıl izleyeceğiniz en heyecan verici, kalp durduran finallerden biriyle sonlanıyor. Festivalin şüphesiz şimdiden en etkileyici filmlerinden. (4/5)

Sorry We Missed You (Yön: Ken Loach) / Yarışma

İngiliz sinemasının usta yönetmeni Ken Loach, ısrarcı ve saygıya mazhar bir şekilde alt sınıfın hikayelerini anlatmaya devam ediyor fakat bir süredir olduğu gibi hikayesini anlattığı karakterleri birbirinden farklı kılmanın peşine düşmüyor. Sorry We Missed You, yönetmenin önceki filmi I Daniel Blake’e kardeş olarak gelmiş gibi. I, Daniel Blake’te olduğu gibi, kadın karakterlere yaklaşımı üzerinden bir maçoluk olumlaması yok belki bu filmde; ancak anlattığı hikâyeyi hem senaryo anlamında hem de teknik anlamda o kadar primitif yollarla anlatıyor ki böyle bir anlatıya karşı heyecan beslemek çok zor.

Ken Loach 60’lardan bu yana ardı ardına yaptığı başyapıtlarıyla işçi sınıfıyla özdeşleşmiş, o sınıfı en iyi anlayan, sınıf derdini en ısrarcı şekilde sırtına yüklenen yönetmen belki de. Sanatsal tutarlılığı hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde yeni filminde de devam ediyor. Fakat yazının girişinde de bahsettiğimiz gibi Loach karakterlerine maalesef hiçbir derinlik katmıyor. Onları bu hayat gailesi içinde didinmeye ve nihayetinde yitip gitmeye mahkûm insanlar olarak yaratıyor sürekli. Daha da üzücü tarafı hikayesini anlattığı gençleri bu denli iki boyutlu çizdiğini görmek… Kes gibi filmlerini bu noktada anmamak nasıl mümkün olsun? Bütün bu zarifliğe de ihtiyaç duyan sadelik ısrarı içinde Sorry We Missed You tabii ki Loach’un rejisi üzerinden eleştirilmesi abes kaçacak bir film. Bize kalırsa temel sorunları Laverty’nin her şeyi çok yüzeyde kuran senaryosundan kaynaklanıyor. Şunu da ekleyelim, Loach’a karşı olan beklentilerini sadece ideolojik bir noktadan sabitlemiş seyirci muhtemelen bu filmden de hayal kırıklığıyla çıkmayacak. (1,5/5)

Kaan Karsan
twitter