Cannes 2019 Günlükleri #4 (Pain and Glory, Little Joe, The Whistlers)

Pain and Glory (Yön: Pedro Almodovar) / Yarışma

Henüz konuşmak için erken olabilir fakat festivalin belki de en tesirli filmi daha ilk haftasında günümüz sinemasının en büyük auteur’lerinden birinden geldi: Pedro Almodovar. Çok uzun zamandır ilk döneminde filmlerin çıtasını bulamayan yönetmen hem kariyerine, hem de kısır fikirlerle geçen son dönemine bir açıklama getirirken kişisel sanat üretiminin en mahrem taraflarını müthiş bir cesaretle seyircisine açıyor.

Pain and Glory’nin anlattığı hikâyenin merkezinde bir yönetmen var ve ilk andan itibaren Almodovar kendi kariyeriyle mezkûr yönetmenin kariyeri arasında bir paralellik kuruyor ve ‘autofiction’ kavramını ortaya atıyor. Kendi hayatından beslenerek yaşanılanları manipüle etmek, gerçeklikle bağı olan ancak aslında hiç yaşanmamış olaylar üzerinden bir sanat üretmek… Hikâye içindeki hikayede de gerçekliğin zemini, filmin kendisinde olduğu gibi, fena halde kaygan. Pain and Glory, Almodovar’ın sanatsal anlayışı üzerinden kendi kendini yaratmış bir film gibi. Öyle bir hissi var ki yönetmen sanki bundan sonra bir film daha çekmeyecek, izleyenlerine gözleri dolu bir şekilde fakat asla ağlamadan veda ediyor. Bütün filmleri tekrar göz önüne alınarak uzun uzun düşünülmeli ve üzerine bundan çok daha etraflı bir şekilde yazmalı önümüzdeki günlerde. (4,5/5)

Little Joe (Yön: Jessica Hausner) / Yarışma

Günümüz sinemasının bir süredir çıkıştaki yönetmenlerinden Jessica Hausner’ın tuhaf bilimkurgu denemesi program açıklandığında bizim için en çok merak uyandıran filmlerden biriydi. Film başladığı anlarda bir süre bu merakı sürdürmek de mümkündü. Gelgelelim sonuç büyük bir hayal kırıklığı. Jessica Hausner yılın aynı anda hem en stilize hem de en içi boş filmlerinden birini yapmış gibi görünüyor.

Stilize boşluk sinemada zaman zaman tatminkâr olabilen bir şey ve bunun yakın bir örneği zamanında Cannes yarışmasında prömiyer yapan bir başka film: The Neon Demon. Fakat Refn’in filmi bu boşluğu yaratırken moda camiasıyla ilginç bir paralellik kuruyor ve her anında gizli bir mizah aracılığıyla kendiyle dalga geçmeyi başarabiliyordu. Jessica Hausner de Little Joe’da biraz bunu deniyor fakat aynı incelikte yapamadığı için film kendi tonunu bulmakta, kendi ambalajını yırtmakta zorlanıyor. Elbette ki ortada anılması gereken hem mütevazı hem de harika bir prodüksiyon tasarımı, çok iyi bir görüntü yönetmenliği, kurgu var. Hatta filmin müzikleri de tek başına bir destek noktası oluşturabilecek kadar şahane. Fakat bunların hepsi toplandığında bile, Little Joe’dan geriye kuru bir baş ağrısı kalıyor anca. (1,5/5)

The Whistlers (Yön: Corneliu Porumboiu) / Yarışma

Rumen Yeni Dalgası’nın bizce en heyecan verici fakat nedense hakkı en az verilen temsilcilerinden Corneliu Porumboiu en iyi olmasa da belki de en iddialı filmiyle karşımızda ve ilk kez Cannes’ın ana yarışmasında. Mafya ve polis arasında ikili oynayan bir karakteri odağına alarak bir tuhaf karakterler geçidine dönüşen The Whistlers, Hollywood’un 50’ler ve 60’larında çekilen film-noir’larla bağ kuran, izlemesi çok keyifli bir neo-noir.

Porumboiu bu kez hikayesini kronolojiyi bozarak, karakterden karaktere, zamandan zamana atlayarak anlatıyor; kurguyu yapboz parçalarından kuruyor. Yönetmenin alametifarikalarından, coğrafyasına yaşanan sorunlara dokunan çok önemli bir söylem üretirken kendini hiç ciddiye almama hali de bu kez başka bir janr üzerinden tüm etraflılığıyla devam ediyor. Ülkesinden çıkmış ve daha çok takdir gören, örneğin Mungiu gibi bir yönetmenin aksine, bürokrasinin her yerine sinmiş yozlaşmışlığı, suçun normalleşmesini sinemayı tek notaya indirmeden ve sıradanlaştırmadan anlatan yönetmen, çok zor bir işin altından çok iyi bir senaryoyla kalkmayı başarıyor. The Whistlers, yönetmenin daha önceki işlerine göre biraz daha hafif, biraz daha uçucu bir film gibi gelebilir ilk izlendiğinde; biz de kabul ediyoruz yönetmenin en iyi filmi değil karşımızdaki… Fakat özgün bir dil kurmak, kendine ait bir sinema yaratmak noktasında da çok önemli bir adım olduğunu söyleyebiliriz. (3,5/5)

Kaan Karsan
twitter