Cannes 2019 Günlükleri #2 (Les Miserables, Bacurau, The Swallows of Kabul)

Les Miserables (Yön: Ladj Ly) / Yarışma

Ladj Ly’nin kendisini Cannes ana yarışmasına taşıyan ilk uzun metrajlı filmi Les Miserables, Fransa’nın kazandığı Dünya Kupası’nın Paris’teki kutlamalarıyla açılıyor. Herkes orada; genci yaşlısı, siyahı beyazı… Açılış sekansı ve Victor Hugo’ya göndermeli ismi birleştirince filmin meramının tam olarak ne olduğu böylece ilk dakikalardan anlaşılıyor. Şu an bu kadar birlikte olanın üzerine sinmiş bir parçalanmışlık, Paris’in merkezini ve periferisini bir arada tutan güçsüz bir yapışkan ve bütün bunların hikayesi.

Kozlarını bu kadar açık oynayan bir film elbette ki buna yönelik bir sinema zevkine hitap ediyor anca. Paris’in arka sokaklarındaki şiddeti kontrol altında tutmak için özel olarak işlev gören bir polis birimi bir çocuğa zarar veriyor ve kendilerini en az o çocuklar kadar suçun içinde buluyor. Les Miserables, öfkeye dair bir film; en çok da saf öfkeyi ele aldığında, örneğin final bölümünde, kendini etkileyici kılıyor. Fakat genel izleği sokağın öfkesinin kökenine inmekten ziyade bunu tek başına, içgüdülere, hatta belki de tesadüflere kapı açan bir olgu alarak ele alıyor. Ladj Ly anlattığı her şeyin altını çok kalın çizgilerle çiziyor fakat söylediği cümleler daha önce defalarca, çok daha kesin ve dolaysız yollardan söylenmişti. Örneğin formunda bir Spike Lee tarafından. Sözün özü bu filmin böyle bir politik iklimde Cannes’dan ödülle dönmesi pekâlâ imkân dahlinde; ancak geleceğe kalması bize kalırsa zor görünüyor. (2/5)

Bacurau (Juliano Dornelles & Kleber Mendonça Filho) / Yarışma

Cannes’ın bu sene yeni bir sinemaya kapı aralayan ilk filmi Brezilya’dan geldi: Bacurau. Juliano Dornelles ve Kleber Mendonça Filho’nun bir kasabanın kültürel direnişini ve öfkesini çok ilginç sinemasal yollar kullanarak anlatan filmleri, neredeyse her sekansıyla çok iyi tasarlanmış, sabır isteyen fakat bu sabrı mükafatlandıran çok özgün bir film.

Bacurau kasabadaki bir cenaze üzerinden başlayan fakat hiçbir şekilde bir önceki konumuna sabitlenmeyen, kurduğu anlatısına sadık kalmayan, sürekli yıkıp yeniden üreten bir film. İzleyene elle tutulacak kolaycı doneler vermeden mütemadiyen dümen kıran, karakterten karaktere, eksenden eksene kayan izleği hiç şüphe yok ki takibi zorlaştırıyor. Fakat anlatının yarattığı bu zorluklar da yönetmen ikilisinin kurduğu oyunun bir parçası. Bacurau, çok tuhaf bilimkurgu unsurlarıyla ve grafik şiddetiyle bir direniş hikayesinin üretebileceği yüzü asık ciddiyeti kırıyor ve buna rağmen nihayetinde ciddiye alınması elzem bir söylem bırakıyor kendisinden geriye. Sürprizlerle dolu olan bu filmi bir müddet demlenmeye bırakmak, herkes izledikten sonra konuşmak gerekiyor zannımızca. Fakat şunu da son olarak ekleyelim ki kesinlikle iyi bir açılış yapmayan Cannes’ın erken yorgunluğunda şevklendiren bir film olarak yer etti şimdiden Juliano Dornelles ve Kleber Mendonça Filho’nun tuhaf rüya-kâbus tasviri. (4/5) 

The Swallows of Kabul (Yön: Zabou Breitman, Eléa Gobbé-Mévellec) / Belirli Bir Bakış

Yasmina Khadra’nın romanından animasyon olarak sinemaya uyarlanan The Swallows of Kabul, Taliban rejimi altında yaşanan acı bir aşk hikayesini anlatıyor. Zabou Breitman ve Eléa Gobbé-Mévellec ikilisinin olağanüstü resimlerle perdeye aktardıkları filmleri, belli açılardan açıdan Persepolis’in izini sürerek Afganistan’a dair biraz da Batılı bir perspektiften çıkmış ancak çok can yakıcı bir tablo çıkarıyor ortaya.

The Swallows of Kabul’un şahane görselliğinin yanında en büyük gücü, Khadra’nın romanında anlatılan duygusal olarak hem riskli hem de epeyce dokunaklı hikâye. Elbette ki romandaki kelimelerin ve karakterlerin muhtemel bilinç akışlarının yokluğunda senaryoya dair bazı problemleri kolayca tespit etmek mümkün. Örneğin; başkarakterlerden birinin ana çatışmayı çözebilmek adına çok önemli bir eşik atlaması gerekiyor fakat senaryo bu karakteri olduğu yerden varacağı yere sorunsuz bir şekilde taşıyamıyor. Filmin kurtuluş olarak gösterdiği şeyin tam olarak ne olduğu, kurtuluşa nasıl ulaşıldığı, kurtuluşun karakteri nereye ulaştırdığı da bir muamma. Fakat bu sorunların hepsine rağmen The Swallows of Kabul, hikâyeye dair ilginç riskler alan ve bu riskleri bir sonuca da ulaştırmayı başarabilen bir film. Batı’dan bakılınca ilk anda bir düşünce olarak kafalarda oluşan Afganistan imajının üstüne yeni bir kat çıkmıyor; ancak büyük oranda ucuzlaşmadan, soğukkanlı kalarak yapmak istediği şeyin altından kalkmayı başarıyor. (3/5)

Kaan Karsan
twitter