Cannes 2019 Günlükleri #1 (The Dead Don’t Die, Bull)

The Dead Don’t Die (Yön: Jim Jarmusch) / Yarışma – Açılış Filmi

Amerikan bağımsız sinemasının yaşayan en büyük yönetmenlerinden Jim Jarmusch’un elinden çıkacak bir zombi filmi… Kâğıt üzerinde alabildiğine heyecan verici, sonuçları merak edilmeye mahkûm bir fikir. Aslında filmin ilk anlarında da beklentileri olumsuz anlamda tersine çeviren pek bir şey yok. Yönetmenin yine fetiş oyuncularını bir araya getirerek kotardığı The Dead Don’t Die, Jarmusch’un kendini hiç ciddiye almadan ciddiye alınması elzem filmler üreten benzersiz stilinin bir parçası gibi görünüyor. Gelgelelim, dakikalar ilerledikçe ve yönetmenin metaforik ölüleri bir o kadar ölü bir Amerikan kasabasını istila etmeye başladıkça filmin kara mizahı bayatlamaya, yönetmeni de izleyene bir öğretmen edasıyla kulağa küpe olmalık şeyler anlatmaya çalışıyor.

Nihayetinde ellerinde akıllı telefonla dolaşan ve WiFi arayan zombiler; umursamaz, arlanmaz, hayatı şöylemesine yaşayan gençler perdeye doluşuyor. Bu sığ sularda kalan toplumsal eleştiriyi estetik bağlamda da iyi cilalayamayan Jarmusch belki de kariyerinin en vasat filmlerinden birine imza atıyor. Kendine ve sinemaya açık seçik pek çok referans vererek refleksif bir yapı kurmaya çalışan yönetmen, oyuncularını da ekran personaları üzerinden kurunca ortaya elle tutulabilir bir karakter bile çıkmıyor. Bill Murray’nin Bill Murray’i, Adam Driver’ın Adam Driver’ı oynadığı, Jarmusch’un ise yaratıcı bakış açısını bitirdiği The Dead Don’T Die maalesef ki neresinden tutsak elimizde kalıyor. (2/5)

Bull (Yön: Annie Silverstein) / Belirli Bir Bakış

Birkaç yıl önce kısa filmiyle Cannes’ın Cinefondation’undan ödülle dönen Annie Silverstein’ın ilk uzun metrajlı filmi Bull, annesi hapiste olduğu için erken yaşta ağır sorumluluklar üstlenmek zorunda kalan yapayalnız bir kız çocuğunun büyüme sancıları ve nefretle başlayan bir arkadaşlık ilişkisine odaklanıyor. Annie Silverstein’ın ölçülü, sakin, olgun ve epeyce iyi tasarlanmış yönetmenliği filminin en güçlü tarafı. Başroldeki Amber Havard ve Rob Morgan’ın karşılıklı olarak birbirinden beslenen, çok iyi performansları da başka bir övgü noktasını oluşturuyor.

Kısacası Silverstein, Bull’da ilk uzun metrajını yapan bir yönetmen olarak belli açılardan dikkat çekici bir filme imza atıyor. Gelgelelim, bu dikkat çekicilik maalesef hiçbir şekilde filmin kurmak istediği söylem üzerinden doğmuyor. Bir büyüme hikayesi olarak defalarca takip ettiğimiz, artık etkilenmekte, bir bağ kurmakta zorlandığımız hatta bir bağ kurmaya üşendiğimiz, duygusal yatırım yapmaktan haz alalamayacğaımız bir izlek var karşımızda. Bull, bağımsız sinemanın çok konvansiyonel formülleri üzerinden akan, risk almayan bir ilk film. Bu sebeple de takdir edilecek noktalarını ayırıp takdir etmek; fakat belki de böyle bir film çekme güdüsü etrafından çok da heyecanlanmamak gerekiyor bize kalırsa. (2,5/5)

Kaan Karsan
twitter