Cannes 2018 Üzerine Kehanetler

Yılın sinema açısından en heyecanlı günlerine haftalar kaldı. 71. edisyonunda Cannes, 8-19 Mayıs tarihlerinde yine her biri yolunu gözlediğimiz, yaşayan en büyük sinemacıları bünyesinde toplayacak gibi gözüküyor. Gerek yavaş yavaş 2018 sinema haritasının şekillenmesi, gerek çeşitli sitelere 3. partilerden düşen haberlerden derlenilen bu liste gerekçeli olmakla beraber bir kehanet olarak da okunabilir. Daha önce filmlerini Cannes’da açmış ve yenileriyle de olacağı garanti isimlerin yanısıra yapım aşamasının tamamlandığını bildiğimiz Cannes potansiyelli filmleri bir araya getirerek öncelikle bir tahmin, sonra da bir hayal ihtiva etmektedir.

Kısa kısa Cannes 2018’de Altın Palmiye için yarışacak olası filmler şöyle:

Roma Alfonso Cuarón

Cuaron’un 4 yıl sonra yeryüzüne, 17 yıl sonra ülkesine döndüğü yeni filminin bu yıl Riviera’nın en çok konuşulanları arasında yer alması muhtemel. Kamerasını 1970’lerde geçen bir orta sınıf aile dramasına çeviren Meksikalı yönetmenin uzun süredir ilk kez büyük teknik oyuncakları olmadan anlattığı hikaye merak konusu.

The House That Jack Built Lars von Trier

Persona non grata Cannes’a geri dönüyor. Kadrosunda Matt Dillon ve Uma Thurman barındıran filmin, bir seri katilin 12 sene boyunca yakalanmadan işlediği cinayetleri anlatıyor olması dışında elimizde pek bilgi yok.

Domino Brian De Palma

Pek akılda kalıcı işler olmayan son filmlerinden sonra kralın dönüşü hissini veren Domino, bir polisi başrole aldığı hikayesini Kopenhag’a kuruyor.

Maya Mia Hansen-Løve

Yine Cannes’ın pek sevdiği bir yönetmen olarak Løve’ın, Huppert’den sonra kadrosuna Binoche’u aldığı filmiyle yarışmada olacağını kestirmek zor değil.

Radegund Terrence Malick

Son dönem işleriyle kutuplara bölünmüş olsak da yeni Malick her zaman bir bekleyişin konusu olabiliyor. Bu kez yaşamın köklerini rahat bırakıp belki de ilk kez The New World’den beri anlatının ön plana çıktığı bir İkinci Dünya Savaşı öyküsüyle seyirci karşısına çıkacağa benziyor.

Non-Fiction Olivier Assayas

Cannes gediklilerinden Assayas’nın yeni filminde komedi denediği, söylenenler arasında. Ne yapsa kabul kervanından yönetmen, Personal Shopper’dan hemen sonra setini yine Paris’e, medya sektörüne kuruyor. Kimi söylentiler post’un festivale yetişmeyeceği ya da yarışmada olmayacağı yönünde olsa da onsuz bir Cannes hatırlamak imkansız olduğundan sürpriz olmayacaktır.

Le livre d’image Jean-Luc Godard

Her filmine bu sonuncusu olabilir korkusuyla titrediğimiz GODard’ın yenisi hakkında tek bildiğimiz, filmin 5 ayrı bölümden oluşan bir hikaye yapısı kurduğu. Ana yarışmada olacağı neredeyse kesin; konumuz bu jüriden ona hangi ödülün çıkacağı olabilir.

Lazzaro felice Alice Rohrwacher

Cannes’ın sevdiği yönetmenlerden Rohrwacher, en son The Wonders (2014) filmiyle Palmiye adayı olup Jüri Özel Ödülü’nü almıştı. Hiç şüphesiz yenisiyle bu Mayıs’ta adını yine sıklıkla anacağız.

Peterloo Mike Leigh

1819’da gerçekleşen Peterloo katliamını dert edinen Muhteşem Leigh’yi Mr. Turner’dan 4 yıl sonra tekrar Croisette hava sahasında göreceğimiz film. Küçük insan hikayelerinden büyük dönem setlerine geçişine kitlendik, hazırız.

Where Life is Born Carlos Reygadas

Cannes’ın ağırlamayı çok sevdiği ve neredeyse tüm filmografisiyle yarışan, 2012’de Post Tenabras Lux ile de yönetmen ödülü alan Reygadas’ın yeni filmine dair her şey belirsiz; ancak 2 senedir üzerinde uğraştığı Where Life is Born’un palmiye yarışına yetişip yetişmeyeceği şimdilik bu listenin en merak unsurlarından birisi.

Kursk Thomas Vinterberg

Bir diğer Cannes müptelası Vinterberg’in, görece zayıf The Commune’ü sonrası Jagten günlerine dönüşünü müjdeleyen yeni filminde, kırmızı halının çok sevdiği isimlerden Colin Firth ve Lea Seydoux da yer alıyor. Post’u yetiştiği takdirde ana yarışmada yer alacağı kuşkusuz olan film, bir denizaltı faciasını konu alıyor.

Suspiria Luca Guadagnino

Dünya olarak 1 yıl boyunca Call Me by Your Name ile yatıp kalkarken Guadagnino, devam projesini bile açıklayıp festival festival gezdiği sırada sessiz sedasız rüya işini de bitirdiğini biliyoruz. Dario Argento şahikası Suspiria’yı yeniden yorumlayan İtalyan yönetmenin beklentiler arştayken ortaya çıkardığı işi “özgün” olmayışı sebebiyle ana seçkide görür müyüz bilinmez ama geçtiğimiz Berlinale’ye verilmeyiş sebebinin -Belirli Bakış da olsa- muhakkak Cannes’da görücüye çıkması olduğu hesabını yapabiliriz.

The Sisters Brothers Jacques Audiard

Şehrin yedek anahtarını cebinde gezdiren bir diğer Fransız olarak Audiard’ın 2015’te büyük ödülü kucaklayan Dheepan’dan sonraki işi, kadrosundaki Joaquin Phoenix ve Jake Gyllenhaal ile tam bir Oscar materyali aslında. 1850’lerde geçen suikast hikayesi ve westernvari hamuruyla Audiard’ı uluslararası meydana taşıyan filme dair sinopsisi dışında bilgimiz olmasa da yetiştiği takdirde Palmiye’ye oynaması kuvvetle muhtemel.

High Life Claire Denis

Canımız Denis’nin canımız Binoche’u tekrar yanına alarak geçen yılki Let the Sunshine In’ini takip eden ve bambaşka bir kulvarda sinema yapan yeni filmi, bizi uzaya çıkarmayı planlıyor. Bir baba kızın uzaydaki izole yaşam savaşını anlatan bilimkurgu draması, başrole Robert Pattinson’ı taşıyor.

Everybody Knows Asghar Farhadi

Yıllar içinde yönetmenlik kariyerinin kitabını yazan Farhadi’nin kültürler ve diller arası gezintisinin son durağı Madrid. Tamamını İspanyolca çektiği ve başrollere Penelope Cruz ile Javier Bardem’i getirdiği ve tutturmuş olabileceği kimya heyecan verici olan film, bir eve dönüş draması.

Ahlat Ağacı Nuri Bilge Ceylan

Bu ara post’uyla harıl harıl uğraşıldığını, hatta bitmiş olabileceğini tahmin ettiğimiz yeni NBC destanı, her 3-4 yılda bir bizi heyecanlandıran öncekileri gibi bu yıl da Cannes takibini en zevkli hale getireceklerden. Kabaca, başarılı bir yazarın eve dönüş hikayesini anlattığını bildiğimiz filmin yine dolu dolu bir 3 saate yakın süresi, eldeki bilgiler arasında.

Under the Silver Lake David Robert Micthell

2014’te It Follows ile korku janrının sınırlarına ayar çeken Mitchell, bu kez bir suç gerilimiyle stilize hünerlerine bizi alet edecek. Oyunlu fragmanı geçenlerde görücüye çıkan filmin böylesi bir yılda yarışmadaki şansı kestirilebilir gibi değilse de A24 sayesinde bütün yıl konuşacağımız filmlerden ilki hayırlı olsun.

Cold War Pawel Pawlikowski

2013’te Ida ile yabancı film Oscar’ını Polonya’ya götüren Pawlikowski’nin daha önce Cannes’a yolu hiç düşmediyse de yeni bitirdiği filmiyle bu yıl seçkide sürpriz yapabilir. Düşük ihtimalle de olsa en azından beklemekte fayda gördüğümüz, adıyla da kendini ele veren bir soğuk savaş hikayesi.

Jennifer Kent The Nightingale

Kan dondurucu The Babadook ile hayatlarımıza girmesinden korkunç mutlu olduğumuz Jennifer Kent’in yeni filmi bu kez bir intikam draması ve yarışmada olacağı da söylenenler arasında; bekliyoruz.

The Man Who Killed Don Quixote Terry Gilliam

Yapım hikayesinin kendisi de bir film projesi olabilecek, yılların lanetini taşıyan Gilliam filmini nihayet bu yıl izleyebileceğiz. Cannes’da olacağına dair hiçbir emare göstermemekle beraber festival direktörü Frémaux’nun filmi -hazır olduğu takdirde- seçkiye almak isteyebileceği uzak ihtimal değil. Arttırıyor ve açılış filmi bile olma ihtimalini seviyoruz.

Sunset Laszlo Nemes

Sinema tarihine Saul fia kazandırmış bir yönetmenin yenisi elbette bu yıl Cannes’da geceden çadır kurduracaktır. Bizi yine Birinci Dünya Savaşı zamanlarına götürecek olan Nemes, sihirli kamerasını odağına bir kadın alarak Budapeşte’ye taşıyor.

Loro Paolo Sorrentino

Sorrentino’nun The Young Pope’u bitirir bitirmez giriştiği Silvio Berlusconi biopic’i, karar aşamasında jüriye zor anlar yaşatması muhtemel bir diğer girdi. 24 Nisan’da İtalya’da vizyona girecek gibi gözükmesi yarışmada olmayacağı ihtimalini düşündürse de Cannes’ın bu filmi es geçmeyeceği fikrine karşı koyamıyoruz.

The Death and Life of John F. Donovan Xavier Dolan

En son Mommy ile Cannes’da Jüri Özel Ödülü’nü Godard’ın Audieu au langage’ı ile paylaşan Dolan’ın çekim süreci problematik geçen ve son anda Jessica Chastain’in sahneleri çıkarılan filmini ana yarışmada bekleyebiliriz.

Shadow Zhang Yimou

Aslında son yıllarda yeni filminin Cannes’da olmayacağını düşünmemize yetecek kadar kötü film çekmiş Yimou’nun yenisi, biraz olsun umut vadeden bir samuray aksiyonu olarak duruyor ve seçkiye denge getirmesi bağlamında yönetmenin eski günlerine dönüşünü müjdeliyor. Listenin en belirsizi desek yeri.

Pope Francis: A Man of His Word Wim Wenders

Üst üste yaptığı vasat filmlerden sonra daha ne kadar üzüleceğimize şaşırdığımız Wenders’ın yeni filmi vitrin itibarıyla maalesef ne çekici gözüküyor, ne de Cannes zorlayabilecek bir içerik vadediyor. Ancak bir Papa propagandasına hazır olmakla beraber önyargıyı kenara bırakacak sonsuzluktaki kredisinden kullanacağız.

Roads Sebastian Schipper

Hala Victoria’sında dolaştığımız Alman yönetmenin yenisinin bir yol filmi olduğu ve çekimlerin bittiği dışında bilgi yok. Şu an seçkinin açıklanacağı gün ismini listede görmekten başka beklentimiz yok hayattan.

Shoplifters Hirokozu Kore-eda

Son işleriyle kitleleri bölen ama her halükarda tertemiz hikaye anlatıcılığıyla tanıdığımız Japon yönetmenin yeni aile dramasını yarışmada görmek şaşırtmayacaktır.

Vision Naomi Kawase

Cannes’ın çok sevdiği bir diğer yönetmen Kawase yine “ilgilisine” sinemasıyla seçkide kendine yer bulacak mı belirsiz; ancak son yıllarda adaylıkla kalsa da sürekli seçkiye girebilmesi açısından şansı yüksek. Üstelik bu kez Juliette Binoche başrolde. Yani Frémaux için bütün şartlar elverişli. (Bu yıl kaç Binoche oldu?)

Photograph Ritesh Batra

The Lunchbox ile 2013’te Cannes’da Grand Golden Rail ödülüne layık görülen Batra’nın geri dönüşü, ana yarışmada karşılanabilir.

Burning Lee Chang-dong

2010’da Poetry ile Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü alan Chang-dong’un 8 yıl sonra içimize akıtacağı yeni güzelliğini beklemelere doyamıyoruz.

Untitled Jafar Panahi

Henüz filminin ismi bile açıklanmamış olmasına rağmen İranlı yönetmen Jafar Panahi’nin Cannes’ın ana yarışmasında olacağına dair güçlü söylentiler var.

Bunlara ek olarak yan yarışma ve yarışma dışı gösterimlerde vücut gösterebilecek bitmiş ve/ya vizyonu belirsiz filmlerden bahsetmeli.

2013’te A Touch of Sin ile En İyi Senaryo ödülünü alan Jia Zhangke’nin yeni filmi Ash is Purest White ile ana yarışmada olma ihtimali oldukça güzel. Damien Chazelle’in Ryan Gosling ile çektiği yenisi First Man de yılın başlarında Cannes için konuşulanlar arasındaydı ancak son yıllarda Venedik’in yeni Oscar haberciliğine soyunmasıyla açılışı La La Land gibi Eylül’e saklayabilirler.

Jüri başkanı Cate Blanchett’ın da başrollerinde olduğu Oceans Eight’in kahırlı “gösterime çıkamama” sancısı bu Cannes’da son bulabilir ve yarışma dışı olarak yıldız kadrolu galasını yapabilir. Aynı şekilde Solo: A Star Wars Story’nin de hazır olduğu ve geniş vizyonundan önceki ilk gösterimini Cannes’da yapabileceği, konuşulanlar arasında.

Kısacık kariyerine dünyanın en kötü filmlerini sığdırabilmiş Karyn Kusama’nın Nicole Kidman’ı başrolüne kandırabildiği Destroyer’ı, Belirli Bir Bakış’ta kendisine yer bulabilir. 2007’de Mister Lonely ile Cannes’a uğramış Harmony Korine’i de (Spring Breakers) Matthew McConaughey ve Snoop Dogg’lu The Beach Bum ile tekrar belirli bakış altında bulabiliriz.

Ezcümle, bu ara köpekleri, selfie çubuklarını ve Netflix filmlerini kırmızı halıya almamakla meşgul olan Cannes yönetiminin, geçen yıl Almodovar başkanlığındaki jüriyle aldığı muazzam kararlar sonrası nasıl bir festivale imza atacağını yana yakıla bekliyoruz.

Eray Yıldız
twitter