Intouchables (2011): Uçucu, Provakatif, Neşeli

Neslihan Güngör
Neslihan Güngör
12 Mayıs 2012

Toplumsal kimlik, hem bireyin var olduğu toplum içinde üstlendiği rolü belirler, hem de sosyalleşme aşamasında diğer insanlarla olan ilişkilerini, kimi zaman köşeleri oldukça belirli, aşılması zor kodlamalar olarak yeniden tanımlar. Bu anlamda alt sınıftan gelen, zenci, eğitimsiz, hele bir de kuyumcu soygunu nedeniyle sabıkalı biriyseniz, ne güzel, kızıl saçlı bir kadınla birlikteliğe, ne de iyi bir iş olanağı sunan görüşmede başarı şansı yakalamaya olanağınız vardır. Elbette var olan kişisel değerleri hiçe sayan bir “kimlik” esareti içinde boğulan “ötekiyle” yolunuz kesişmediyse.

Olivier Nakache ve Eric Toledano’ nun yönetmenliğini üstendiği Türkçe’ ye Can Dostum şeklinde çevrilen 2011 yapımı Fransız filmi Intouchables, bu tarz bir kesişmenin gerçekleştiği neşeli, dokunaklı bir hikayeyle buluşuyor izleyiciyle.

Filmin bedensel ya da zihinsel arazlara sahip insanları konu edinmesi anlamında öncüllerinden en büyük farkı, her daim olaylara pratik bir anlayışla yaklaşan Driss karakterinin geçirdiği kazadan sonra felç olan Philippe’ e yaklaşımında gizli. Driss, fırsat buldukça konuyla ilgili espri yapabilecek kadar rahat, bazen de karşısındakinin başı hariç hiçbir uzvunu kullanamadığını unutarak çalan telefonu kendisine uzatacak denli naif bir karakter.

Philippe’ in bakımını üstlenecek olan çalışanın seçiminde, eğitimli ve tecrübeli adayların konuya yaklaşımı ise gerçekten içler acısı. Karşılarındakinin katmanlı karakteriyle bir insan olduğunu yok sayan, duruma bir laboratuvar deneyi gibi soğuk ve yapmacık bir nezaketle yaklaşan profesyoneller. Bu yaklaşım tam da toplumda kabul edilegelmiş özürlü kimliğinin tanımları çerçevesinde aslında. Bakıma muhtaç, zavallı – yamaç paraşütünde kaza geçirmesi nedeniyle- kendi sıra dışı eğlence anlayışının kurbanı olan bir aristokrat. Oysa Philippe, bu tanımların haricinde, çaresizliğinin durumundan değil, eşini kaybetmesinden kaynaklı olduğunu düşünen, acıları, umutları ve hayata tutunmak için sahip olduğu onlarca nedenle sağlıklı insanlardan hiçte farkı olmayan biri.

Daha filmin başında polislere çektikleri numara bile, filmin özürlü bir insana bakışının alışageldiğimiz üzere duygu sömürüsüne yaslanmayacağının müjdecisi.

Elbette farklı iki sınıftan gelen insan beraber zaman geçirdiklerinde, sınıfsal duruşlarından kaynaklı bir komedi unsurunun ortaya çıkması kaçınılmaz. Ama filmin geneline hakim olan hava bu anlamda da dinamik bir uçucu hal yaratmış. Kör gözüm parmağına tespitler yerine, doğum günü kutlamasından sonra, klasik müzik tutkunu Philippe’ in Driss’e dinlettiği eserler ve Driss’in yorumları yaratılan havaya güzel bir örnek.

Klasik eserleri reklam cıngılı, ya da işsizlik bürosunun bekleme müziği olarak bilen Driss’ in, ailesinin yanında rahatça bir duş alma şansı olmadığından, kendine ait küveti görünce yüzünde oluşan ifade, güzel kokulu köpüklerle, bu küveti paylaşma teklifinin bir kıza sunulduğunda reddedemeyeceği yönündeki saf inancı, modern sanat karşısındaki tavrı –cesurca kendisi de bu tarz bir resim yapıp Philippe sayesinde iyi bir edere satacaktır- sınıfsal farkın yarattığı yaklaşımların sunumunda doğru bir tarz yakalanabileceğinin göstergesi.

Gerek konuyu işlemesi, gerekse oyunculuklardaki kendiliğinden doğallıkla, sarı ışığın ve müziğin yerli yerinde kullanıldığı bu filmde, Akdeniz ruhundan feyz alan sıcak bir çalışma çıkıyor ortaya. Doğru bir damar bulduğu zaman kendi bünyesine uyarlayıp yeniden çekimiyle,  klişeleri üzerine klişe yaratan Hollywood yapımcılarının filmden uzak durmasını temenni ediyoruz.

Neslihan Güngör

gungorness@hotmail.com

Twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5