Cesare deve morire (2012): Sanata Beylik Övgüler

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
14 Haziran 2012

Sinemayı bir tiyatro sahnesine dönüştürmek aslında pek de yeni bir icat değil. Tiyatro oyunundan uyarlanılsın ya da uyarlanılmasın, özellikle tek mekândan güç alan ve karakterlerin engebelerine derinlemesine ışık tutan, bunun yanında da işbu metin komedi olsa bile tuhaf bir klostrofobi yaratan onlarca film izlediğimiz bir gerçek. Taviani kardeşlerin Berlin’den Altın Ayı ile dönen filmleri ‘Sezar Ölmeli’ ise alışageldiğimiz meseleye başka bir tabanda yaklaşıyor. Zira bu kez yalnızca Shakespeare’in ünlü eserinin herhangi bir uyarlamasını değil aynı zamanda onun belgeselini izliyoruz. Kısacası ortada bir klişe tabir olan ‘belgesel ile kurmaca gidip gelen film’ kalıbını kendince devşiren ve hem belgesel hem de kurmaca olabilen bir film var. Hem de bu kez bahsettiğimiz film ‘hapishane’ atmosferinin getirisiyle tamamen ‘klostrofobik’ –hatta belki de bir yerde agorafobik-; ancak geniş çerçevede sanata yaptığı övgüyle bir o kadar da ‘sınır tanımaz’.

Bir temsil sahnesiyle başlangıcını yapan film, aynı şekilde sonlanıyor. Sahnede, meşhur ihanetiyle tarih yazan Brütüs’ün,  Sezar’ın ölümünden sonra işlerin hiç de beklediği gibi gitmediği dönemlerinin temsilini izliyoruz. Roma halkı beklenin tersine diktatörlerinin ölümüyle yasta ve isyanda. Planı ters tepen Brütüs’ün, ‘özgür’ kılmaya çalıştığı bu topraklarda hayatta kalma şansı kalmamış, ölümünü kendi arkadaşlarından dileyecek kadar aciz bir adam. Oyunun bu anının temsilinden sonra geri dönüşler başlıyor ve hikayenin en başından başlıyoruz. Hapishanede bir tiyatro oyununun sergileneceği haberini alan mahkumların, rollerden birini kapmak için elemelere katılışı sahnesiyle filmin belki de en yaratıcı anına tanık oluyoruz. Mahkumlar bir jüri karşısında seçmelere katılıyor ve kendilerinden istenen performansları canlandırırken döktürüyorlar. Sonrasında oyuncu kadrosu oluşturuluyor ve provalar başlıyor; filmin tamamına yakınını ise bu prova süreci oluşturuyor. Bu süreçte mahkumların/oyuncuların sanatı keşfedişi, kimi karakter dönüşümlerini beraberinde getiriyor.

sezar ölmeli

Sanatı bir mahkumun en arzu uyandırıcı hedefi olan özgürlük kavramıyla eş tutarak yücelten yönetmenler, özgürlüğün tanımını sanat üzerinden yapıyorlar. Ancak bir mahkumun dilinden dökülen “Sanatı tanıdıktan sonra burası hapishane gibi oldu.” gibi büyük ve beylik cümleler, zaten geçirdikleri değişimlerini tam olarak göremediğimiz karakterlerin bu yeni hallerini yavan kılmaktan başka bir amaca hizmet edemiyor. Böylece kişiliklerine dair birkaç küçük replik sayesinde söylenenler dışında hiçbir fikir edinemediğimiz karakterler filmin muhtelif yerlerinde büyük laflar edip, büyük oynuyorlar. Filmin inandırıcılığını kaybettiği nokta tam da burası oluyor. Yönetmenlerin filmin belgeselliğini gerçeklemek adına filme serpiştirdikleri irili ufaklı sözde gerçekçi sahneler, yaratılmaya çalışılan hakikatli atmosferi fazlasıyla zedeliyor. Hapishane hayatının belli başlı bazı anekdotlarıyla karşılaştığımız anlarda bile inandırıcılığı destekleyecek ufacık bir öğeye denk gelemiyoruz. Hatta öyle anlar geliyor ki izlediğimiz sahnede yaşanan bir olayın ancak oyundan bir kesit kadar inandırıcı kılınabildiğine tanık olabiliyoruz. Temsil sahneleri ve filmin belgesel olarak kurgulanmış bölümü arasında hemen hemen hiçbir fark kalmıyor, ikisi de aynı teatrallik derecesinde oynanıyor ve her an daha büyük laflar söyleyen bu diyalog ummanı filmle aramızdaki ilişkimizi her saniye daha da yabancılaşıyor.

Taviani’ler sinemanın önemli bir dönemi esnasında kendi arthouse üsluplarıyla belirli bir zümrenin ilgisini diri tutmuş olsalar da sonraki dönemlerinde bu dönemin denginde bir iş çıkaramamışlardı. Bu filmle birlikte her ne kadar son dönemlerinin ölü topraklarını üzerlerinden atsalar da karşımıza çıkan şey asla bir başyapıt seviyesinde olamıyor. Sürpriz bir şekilde şimdilerde vizyonda izleme şansı bulduğumuz film, Shakespeare’in Jül Sezar’ından güç alarak oyuna bir-sıfır önde başladığında hali hazırda bir merak unsurunu tetiklerken, yapılan işin bir hapishane filmi olması ve kimi mahkum olan bir oyuncu grubuyla kotarılması bahsi geçen işi bir nevi cazibe merkezi haline getiriyor. Ancak ortaya çıkan sonuç tüm bu iyi fikirlerin ağırlığı altında ezilen bir yapım olmanın ötesine gidemiyor.

 

Türkçe Adı: Sezar Ölmeli

YönetmenPaolo Taviani, Vittorio Taviani

SenaryoPaolo Taviani, Vittorio Taviani,

Yapım: İtalya, 2012

OyuncularCosimo Rega, Salvatore Striano, Giovanni Arcuri, Antonio Frasca

Süre: 76′

 

Gülçin Kaya

twitter

gulcinnkaya@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 5