The Fall (2006): Büyüleyici Bir Dostluk Anlatısı

Tarsem Singh’ın 2006 yılında festival festival dolaşmaya başladığından beri sinemaseverlerin ilgisini çeken yapıtı The Fall,  izleyenlerin gönlünde üstün sinematografisiyle taht kurmuştur. Tabi “bu” üstün tekniğin büyüsüne kendini kaptırmak, bir filmi beğenmek için yeter de artar bile. Yalnız filmin dikkat çeken tek yanı bu değildir. Filmde yaşanan “doğal” dostluk da Tarsem Singh’ın anlatısını “masal” yapan unsurların başında gelir… Bu suretle, genelden farklı olarak biraz da içerikten söz etmek gerekir diye düşündüm…

Birçok zaman, benim için önem taşıyan insanlarla tanıştığım an çok parlak bir fotoğraf karesi şeklinde zihnimde yer almıştır ve o insanla yaşarken, paylaşırken sık sık canlanır… Belki de bu yüzden şimdiye kadar hep;  The Fall’dan etkilenmemi sağlayan en önemli etmen, Roy ve Alexandria’nın “tanışma” sahnesinin filme bu denli damgasını vurmasıdır diye düşünmüşümdür.

Bahsi geçen sahnede Alexandria Roy’un odasına girer ve Roy anlaşılamayan bir dildeki notunun kendisine ulaştığını söyler. Bizim ufaklık notunun anlaşılamıyor olmasına çok kızar… Ardından Roy’dan can alıcı soru gelir: “Kolunu nasıl sakatladın?”. Küçük Romen kızı yanıt verir: “Düştüm.” Roy, direkt “Ben de.” der. İşte bu “paylaşım” sayesinde “dostluk” filmin ilk olarak bu sahnesinde karşımıza çıkar ve Roy “Alexandria” isminin nerden geldiği hakkında bir hikaye uydurmaya başlar… Uydurulan hikaye öyle renklidir ki hikayenin içinde hapsolmak yalnızca küçük bir kız çocuğuna mahsus değildir…

Film anlatılan bu renkli hikayeyle birlikte masal özelliği gösterir. Bu masal yalnızca bir ulusa ait değildir, evrenseldir. Ron Fricke’nin Baraka isimli belgeselini çağrıştıran birçok etnik ögeyi de içinde bulundurur. Ayinler, semazenler ve labirent şeklindeki merdivenler ilgi çekicidir. Film o kadar farklı mekanda geçer ki “Americana Exotica”nın nereden çıkacağı kestirilemez… Film doğaya egemen olduğu gibi doğa da filme egemendir.

(Aşağıdaki fotoğraflardan soldakiler Baraka belgeseline, sağdakiler The Fall’a aittir.)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Böyle bir büyülü dünya yaratmışken Alexandria’ya, Roy tüm karamsarlığını masalına yansıtır. Dublörün derdi büyüktür. Sevdiği kadını başrol oyuncusuna kaptırmıştır. Bu yüzden intihar düşüncesiyle hareket etmektedir… Dostluk gene bu durumda etkili olur ve Maskeli Haydut’u bir nebze hayata bağlar… Esasen Maskeli Haydut da Küçük Romen Kızı’nı, babasına benzerliğinden olsa gerek, hayata bağlamaktadır…

The Fall her şeyden önce Tarsem Singh’ın dublörlüğe karşı bir saygı duruşudur. “film” kavramının yeni yeni oluşmaya başladığı 1900’lü yılların başından bir kesit sunduğu anlatısını siyah-beyaz, hızla hareket eden görüntülerle sonlandırır, çok anlamlıdır. Tabi görüntülere Beethoven’ın 7.senfonisi eşlik eder…

Ayrıca dipnot: Yönetmen 2012’de görücüye çıkması beklenen “Snow White” için bir anlaşma yapmış… Bu da demek oluyor ki onun elinden çıkmış bir masala daha kavuşacağız yakında…(Grimm Kardeşleri de unutmamak lazım tabi…)

Not: Yazı zigzagazgiz tarafından yazılmıştır.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla