Burning (2018): Yazarın Öfkesi

Önemli Uyarı: Yazı filmin sürpriz gelişmelerini açık etmektedir. Film izlendikten sonra okunması tavsiye edilir. 

‘Mise en abyme’ ya da ‘mizanabim’… Anlatı içinde anlatı, hikâye içinde hikâye, çerçeve içinde çerçeve… Kendi kurmacalığına dikkat çeken referanslarla yoğrulmuş Burning’i en kestirme yoldan tanımlayan kavram bu belki de. Çoğu ‘mise en abyme’de (Barton Fink, Swimming Pool yahut Stranger Than Fiction gibi) olduğu üzere, başkarakter, yaratım bunalımında olan bir yazar. Kendisini çerçeveleyen dünyayı bir süzgeçten geçirerek kendi yaratacağı çerçeveye almanın derdinde. Belki de sadece bu sebeple, yazar Jong-su’yu henüz doğru düzgün tanımadan –bir anlamda onun hayatına çok edebi ve ani bir yerinden dahil olarak- film boyunca kendi anlatısal nesnesine dönüşecek Hae-mi ile de tanışıyoruz.

Hae-mi pandomim ve mandalinanın yokluğunu unutmak üzerine konuşurken, Jong-su hep dinleyen taraf. Bir fikir üretmek, bir karşılık vermek, bir tepkimeye girmek yerine gözlemliyor karşısındaki hiç hatırlamadığı eski dostunu. Hae-mi’nin zamansız ortaya çıkışı, travmalaştırdığı, ötelediği geçmişine doğru bir köprü kuruyor aynı zamanda. Faulkner gibi, otobiyografik referanslar taşıyan kurgularla ilgilenen Jong-su için Hae-mi, unuttuğu geçmişine doğru açılmış bir kapı gibi. Aynı zamanda dünyasına hiç hâkim olmadığı için yazmaya korkup çekineceği bir kadın karakter var karşısında… Gözü pek, yerinde duramayan, kanlı canlı…

Şiirsel, edebi bir romantizme göz kırpan bir cinsel deneyimin akabinde, Hae-mi bazı cevaplar aramaya Afrika’ya gittiğinde, bir kediyi beslemek için onun evine gelen Jong-su, mandalinanın yokluğu gibi Kazan isimli bu kedinin yokluğuyla yüzleşiyor bu kez. ‘Kazan’ın varlığına dair bütün ipuçları ortada aslında; boşalan su ve mama, dolan kum kapları… Görüp de betimleyemeyeceklerinin karşısında kendini güvende hissetmeyen genç yazara bu kediyi aslında hiç görmediğini unutmak düşüyor artık. Bu öyküye bir de kanlı canlı bir kedi eklemeyi kim bilir ne kadar isterdi…

Hae-mi Afrika’dan geri döndüğünde yapayalnız Jong-su’nun ömrü boyunca hiç temas kurmadığı insanlar familyasından bir başkası var yanında: Ben. Ben, yazarın en az Hae-mi kadar anlayamadığı, hiç tanımadığı bir karakter. Kestirmeden aforizmalarla, üzerinde eğreti duran, boş bir özgüvenle, kelimelerin derinine inemeden konuşuyor. Sanki sınıfını, mahallesini hiç tanımayan genç ve hevesli bir yazarın öfkesinden doğmuş gibi, derme çatma ve bir o kadar enigmatik bir karakter Ben.

Bu üç karakter arasında aniden beliriveren şeyi bir aşk üçgeni olarak tanımlamak eksik olur. Daha ziyade bir uyumsuzluk, başı sonu tutmazlık var burada. Farklı romanlardan kopup gelmiş, farklı hikayelerin öznesi olabilecek, asla bir araya gelmemesi gereken insanlar var sanki bu dünyanın çekim alanında. Gatsby’nin bir Faulkner öyküsünde ne işi var? Jong-su, geçmişindeki travmaları unutmak ve yazar olmak isteyen, işsiz, geleceğinden hiç emin olmayan, öfke dolu bir genç… Hae-mi, geleceği o kadar da umursamayan, ‘büyük açlık’ını dindirmenin peşinde, içine düştüğü kuyudan çıkmaya çalışan bir kadın… Ben ise kelime ya da metaforik anlamıyla, bir katil; sürekli tatmin arayışında, ‘küçük açlık’ını yok etmek hedefinde… Biri yaratmaya, biri dindirmeye ve diğeri öldürmeye teşne. Bu insanların aynı ‘kurgusal’ dünya içinde birbirlerine zarar vermeden barınması hiç mümkün değil.

Hae-mi, kendisini çevreleyen bu iki erkeğin bakışından (İngilizce’deki ‘gaze’ daha doğru bir tabir olur) kaçabildiği tek anda soyunarak laciverte bürünmüş bir semayla yekpare olurken kendi hikayesini bu iki erkeğe anlatamayacağının hiç farkında değil. Az sonra “Neden erkeklerin yanında, orospular gibi bu kadar rahat soyunuyorsun?” diye soruyor ona Jong-su, genç ve öfkeli kalemine sinmiş maçoluğu asla dizginleyemeden… Göz göze gelmeden uzaklaşıyor Hae-mi ve çerçevenin içindeki çerçeve ilk kez kırılıyor böylece. Az önce yokluğunda kendisine ilan-ı aşk edilen genç kadın hikâyenin yamacından devriliyor. Roman artık, aşık yazarın hatasını anlayıp Hae-mi’yi bir zulmün pençesinden kurtarmak istemesiyle ve seraları yakan kötü adamın onu öldürüp öldürmediği şüphesiyle devam edecek.

Burning yazarın paranoyasına, bir hikâyeyi defalarca kurma, bozma, yıkma iktidarına ve sorumluluğuna dair bir film. Bunun ipuçları belli belirsiz de olsa anlatının her köşesine serpiştirilmiş durumda belki. Ancak görsel tercihlerle de altı çizilen, en ciddi ipucu final bölümünde geliyor. Jong-su, Hae-mi’nin yatağında ve yokluğunda, cinsel olarak kendini tatmin ettikten sonra ‘yazmaya’ başlıyor. Kamera ilk kez çok dramatik bir hareketle evin dışına çekiliyor, çerçevenin içindeki çerçeve görsel olarak da belirgin hale geliyor ve bir anlamda o ana kadar seyirciye sunulan gerçekliğin ötesi açık seçik müjdeleniyor. Bu noktada bir siyah ekran beklenebilirdi belki; zira hikâye burda bitmişti, ancak hayır, filmde ilk kez Jong-su’nun eş zamanlı olarak bulunmadığı, tanık olmadığı bir zaman-mekânı görüyoruz ve pusulamız bozuluyor. Yani, vakit paranoyalardan beslenmiş gözlemlerin edebiyata dönüşme vakti.

Hayal gücünden doğduğu apaçık ortada olan bir kurulumdayız artık son anlarda. Bu öyküde ilk kez Jong-su dışında bir karakterin telefonu çalıyor. İzlediğimiz final sahnesi, Lee Chang-dong’un filminin finali olduğu gibi Jong-su’nun romanının da finali. Kalemindeki geçmişe, sınıfa, ülkeye, yapayalnızlığa dair öfkenin canlanıp dile geldiği, nefretin bir kompozisyona, sanata evrildiği, yanan şeyin bir sera değil bir Porsche araba olduğu acı bir final sahnesi hem de… Filmin içinde yazılamayan o roman, kendi dışındaki dünyayı yavaş yavaş ele geçiriyor; en sonunda da çerçeveler arasındaki sınırlar belirsizleşiyor, kurmaca içindeki kurmaca dışarıdaki dünyayı yutarak elle tutulabilir tek şey haline geliyor.

Kaan Karsan
twitter

***

Yönetmen: Lee Chang-dong
Senaryo: Jungmi Oh, Lee Chang-dong Lee Haruki Murakami (kısa hikaye)
Oyuncular: Ah-In Yoo, Steven Yeun, Jong-seo Jeon
Yapım: Güney Kore, 2018
Süre: 148′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5