Bridge of Spies (2015): Kahraman, Ailesiyle Kucaklaşır

Kaan Karsan
Kaan Karsan
23 Kasım 2015

Not: Yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir. 

Sinemanın gayrı resmi kurallar kitabında yazar yahut yazmalıdır; eğer bir film açılışında sizi “gerçek olaylardan esinlenildiğini” telkin ediyorsa anlatacağı gerçeklerden ziyade yalanlara hazırlıyordur diye. Spielberg’in yeni filmi “Bridge of Spies” da böyle yapıyor, hiç vakit kaybetmeden az sonra tanık olacağımız hikayenin muhtelif gerçekler etrafına kurulu olduğunu söylüyor. Bu ifade filmde neredeyse bütün muhteviyatını canavarlar ve kahramanlar üzerine kurmuş olan (“Indiana Jones” veya “Jaws” örneğin) Spielberg sinemasının bu seferki sınırlarını çizen bir referans noktası. Daha önce “Munich” ya da “Schindler’s List” gibi filmlerde gerçekle olan manipülatif ilişkisine seyirci olduğumuz yönetmen, bu kez kendi gözlüklerinden Soğuk Savaş’a bakıyor.

Mikro ölçekte aile herkesin malumudur ki Spielberg sinemasının her daim başrolündeki kurum. Değişen bir şey yok, kendisine hükümet tarafından ele geçirilen bir Sovyet ajanını savunma görevi verilen Jim en tipik Amerikan ailesinin bir neferi. Ama sıradan ya da ortalama birisi değil, kendisine bahşedilen ayrıcalığı anlamlandırmanın derdinde. Spielberg’ün ‘makro anlamda aile’ mefhumu için ise biraz daha derine inmek gerekiyor. Bütün veriler gösteriyor ki Jim’in büyük ailesi ulusu. Bu bir Spielberg filmi için flaş bir haber değil. Bir Amerikalı, ulusuna tıpkı ailesine bağlı olduğu gibi bağlıdır, bağlı olmalıdır. Her ne kadar bir Sovyet ajanını savunduğu için bir kadın metroda ona yargılayan ve dışlayan gözlerle baksa da Jim bu kadınla aynı aileye mensup. Bu iki aile üyesinin arası limoni çünkü anayasanın farkı maddelerine gönül vermişler. Ortalamayı temsil eden kadın, ulusunun güvenliğini bir insan olarak sahip olduğu her hakkın önünde tutuyor. Bu filmin kahramanı olma şerefine nail olan Jim ise bundan daha fazlası. O, tıpkı bir kutsal kitap gibi farklı yorumlara açık olan anayasanın sağladığı insan haklarını sıradan bir Amerikalının gördüğünden daha etraflı görüyor.

Filminin ilk bir saatini Jim’in diğerlerinden ne kadar daha farklı olabildiğine ve olması gerektiğine ayıran Spielberg filmin orta yerine koyacağı aynaya hazırlıyor bizleri. Biliyoruz ki Spielberg, her zaman olduğu gibi adaletsizliğini gizler bir simetri arayışında. En büyük derdi ise kurmak üzere olduğu dengenin adil olduğuna ikna etmek seyircisini. Bunun için elinden geleni ardına koymuyor. Soğuk Savaş döneminde Amerika’nın vatandaşlarını nasıl korkuttuğunu, kendi emelleri için nasıl onları ne gibi yöntemlerle provoke ettiğini gösteriyor bir süre. Tabii bunu ‘ulus’ kavramının içini hiçbir zaman boşaltmadan, en üstünkörü biçimde yapıyor. Böylece o beklenen ayna filmin orta yerinde beliriverdiğinde “Bridge of Spies”ın ‘özeleştirel’ boyutu da paramparça oluyor.

Jim ne zaman ki takas müzakerelerini yürütmek üzere Avrupa’nın orta yerinde, savaşın en sahibi ülkesinde beliriveriyor, işte o zaman işler değişiyor. Gelir gelmez hasta oluyor örneğin; kaptığı hastalık sıradan bir grip virüsüyle mi alakalı sandınız? Ne haddinize. O hastalık bipolarize olmuş dünyanın hastalığı, o virüs komünizmin virüsü. Amerika’da her ne kadar etik açıdan doğru kabul edilemeyecek şeyleri savunuyor olsalar da, çok boyutlu bir şekilde çizilmiş olan hükümet yanlısı yan karakterler, perdenin öbür yakasında farklı bayrakların altında çalakalem karikatürlerle temsiliyete kavuşabiliyorlar. Yanlış telefona cevap vererek seyirciyi güldürme vasfı yüklenen Doğu Alman adalet bakanı örneğin, ne kadar da “gerçek olaylardan esinlenilmiş” geliyor kulağa öyle değil mi?

file_609010_bridge-of-spies-trailer

Jim virüsü kaptığı Berlin soğuğunda, gerçek bir kahraman olduğunu fark ediyor ve tıpkı Er Ryan’ı kurtarır gibi, geride kimsenin kalmaması gerektiğine karar veriyor. Yönetmenin Amerikanlığın tek aşırı tarafı olarak resmettiği CIA politikalarına boyun eğip sadece tutsak olan Amerikan askeri değil, hiçbir suçu yokken duvarın doğusunda mahsur kalan sıradan genç adam da kurtulmalı(Ki onun tek derdi de Doğu Berlin’de kalan diğerlerini uyarmaktır). Spielberg bu esnada en iyi yaptığı şeyi yapıyor ve yan hikayeleriyle çok değil yarım saat önce gönülsüzce eleştirdiği Amerikalılığın halkla ilişkilerini üstleniyor artık. Film Sovyetler tarafından işkenceye tabi tutulan ve çok istemesine rağmen ‘uyuma’ fırsatı verilmeyen tutuklu Amerikan askerinden, mışıl mışıl uykusundan kibarca uyandırılan tutuklu Sovyet ajanına direkt kesiyor örneğin. Spielberg simetri sevdasını en ucuz, kendince en zararsız ve kimselere belli etmemeye çalışır şekilde terk ediyor, Soğuk Savaş’ın en sıcak haliyle yaşandığı ve adeta ete kemiğe büründüğü Berlin Duvarı’nı bir meşruiyet tapınağı olarak kullanarak.

Operasyon başarıya ulaştığında, Jim’in her şeye rağmen insancıl bir ilişki kurduğu Sovyet ajanı ülkesine teslim edilip ‘bizim çocuklar’ topraklarına kavuştuğunda ve Jim tekrar kendini metroda bulduğunda bu kez farklı bir manşet var gazetelerde. Onu bir süre önce aynı metro hattında yargılayan o kadın da orada ve bu kez sıcak bir gülümsemeyle Jim’in gözlerinin içine bakıyor, hayret. Zira bu kez ortak noktada buluşuyorlar. Jim’in Amerika’sı onları anlarken onlar da artık Jim’in kafasındaki Amerika’yı anlıyorlar. Hep beraber bir Spielberg filminde varılabilecek en mutlu sona kavuşuyorlar: Sovyet ajanı –Jim’e teşekkür ettikten sonra- arabanın Sovyet hükümetine ait arabanın arka koltuğuna oturtulur, Amerika’daki çocuklar özgürce duvarların üstünden diğer tarafa atlar ve kahramanımız büyük ailesiyle kucaklaşır.

Kaan Karsan

twitter

***

Türkçe Adı: Casuslar Köprüsü

Yönetmen: Steven Spileberg

Senaryo:  Matt Charman, Ethan Coen, Joel Coen

Yapım: ABD, 2015

Oyuncular: Tom Hanks, Mark Rylance, Amy Ryan, Victor Verhaeghe, Noah Schnapp

Süre: 141′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 5