Blue Is the Warmest Color (2013): Fazlasıyla Olası

Kaan Karsan
Kaan Karsan
05 Kasım 2013

Sabah uyandığınızda kapınızın biraz uzağından geçen otobüsü yakalamak o günkü ilk telaşlarınızdan birisidir. La vie d’Adele –direkt çeviriyle Adele’in Hayatı’nın- otobüsün peşinden koşan bir genç kadının günlük ve tipik bir telaşıyla açılıyor. Bu sekans, Adele’in güne; filmin de seyirciye açılışı… Aynı zamanda da bir ipucu… Otobüse yetişmek ve onun vasıtasıyla bir yerlere ulaşmak hayatın tüm geçiş evrelerine, bütün basit lakin uzun vadede karmaşık kararlara ve yolculuklara uyarlanabilir, kolay bir mecaz. 180 dakika boyunca röntgenlermişçesine izlediğimiz “Adele’in Hayatı” Adele’in otobüse yetişme telaşıyla açılırken isminin basitliğinin öylemesine olmadığını ve film dâhilinde birçok şeyi tek başına anlamlandırdığına işaret ediyor. Öyle ki 180 dakika boyunca Adele’in bu telaşı ve ‘hayatı devam ediyor’.

Yönetmen Abdellatif Kechiche’in izlediği metot, en az Adele’in kararları ve bu kararlara yol gösteren duygusal bileşenler kadar olası… Kechiche, yönetmenin tanrısal kuvvetlerini ilk elden bir kenara bırakarak kendisini hayatın sıradan işleyişinin içine bırakıyor; kameranın varlığını filmin hiçbir anında hissettirmiyor. Gözümüzün önünde, aniden uzun ve ilginç bir şekilde dolambaçsız; herkesin hayatı kadar sakin ve kimi bakış açılarından bir filmin konusu olamayacak kadar sade bir hayat başlıyor. Kechiche’nin amacı bu hayatı yaşamak ve bir o kadar da yaşatmak… Bu sebeple genç bir kadının ardına bir omuz kamerasıyla takılıyor ve bu genç kadının yatak odasına; en mahrem alanlarına ve duygusal benliğine ayakları tamamen yere basar bir biçimde yaklaşarak Adele karakterini ‘biz’leştiriyor.

blue 1

Asıl mucize ise bu ‘bizlik’ kavramıyla birlikte baş gösteriyor. Adele deniyor, yanılıyor; bazen iyi, bazen kötü yanılıyor ve bunların neticesinde her zaman ‘en olası’ tercihi seçmeyi öğreniyor. Sosyal normlara, toplumun gizli kurallar kitabına ve beriki karakterin pek muhtemel yalnızlığına rağmen Adele, pek dalgalı bir denizde, başkasının gemisine binmektense kendi kayığına biniyor. Adele çoktan ‘bizleşmişken’ çoğumuzun cesaret edemeyeceği kararları vermeyi başarıyor ve bu kararların aslında mevcutlar dâhilinde en basiti olduğunu ispat ediyor. Aşkın cinsiyetler ötesi olduğu duygusal olarak milyon kere kanıtlanmışken ancak kokuşmuşluklar nezdinde halen tartışılırken işin içine ‘seni’, tüm koşullanmışlıklarınla katarak ortaya bilimsel bir kanıt çıkarıyor. Tam bu noktada La vie d’Adele’in bir film olduğu kadar oldukça ikna edici bir tez olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Filmin ilk anında anda kendini gösteren kusursuz hatta rahatsız edici bir gözlemcilik becerisiyle filmin ortalarından itibaren Adele’i anlamak için Adele’e ihtiyaç bile duymadığımız anlar belirmeye başlıyor. Adele’in ayak bastığı her hisse aynı anda ayak basarak sinemanın vasıtası olan perdeyi unutuveriyoruz. Romantik, komik ve dramatik hisler bazen armonik olarak bazen ise tekil vaziyette, Adele’in ve çok sevdiği Emma’nın gözlerinden fışkırıyorlar. Bir büyüme ve bir serpilme öyküsü, senaryosundan uzun satırlara vesile olabilecek hislerle; kendinize, öğrendiklerinize ve size biçilmiş role dair bütün boşlukları doldurmanıza aday bir biçimde yansıyor.

BLUE2

La vie d’Adele, Adele’in kararlarına bağımlı ve oldukça nesnel bir anlatı tutturarak, kendi janrının sınırlarını zorluyor; kurduğu duygu kapanlarıyla ve bu duyguları yakalama becerisiyle belgesel türüne yakınsıyor. Üç saatlik bir film –oldukça riskli bir şekilde- sadece yakın planlarla ilerlerken tek bir karaktere hapsolmanın sıkıcı tınısı bu gerçeklik hissi nedeniyle bir büyüye dönüşüyor.  Karakterler önceden planlanmış gibi yansıyan dönüm noktalarıyla karşılaşınca değil; hayatın kendi doğal akışı içerisinde evriliyorlar. Aynı anda hem iyi hem de kötü hissettiren La vie d’Adele, hayatın bir parçası değil; kendisi olma meziyetine haiz oluyor.

Film boyunca kendisini gizleyen Abdellatif Kechiche’in ve senaryonun varlığı ise filmin kapanış jeneriği akarken bir anda kafalara dank ediyor. Kechiche, gözlerimizin önünde bizimle bir olarak yaşatılan bu hayatta 180 dakika boyunca kendisini gizleyerek bilindik övgü kalıplarının karşılayamayacağı bir gerçeklik tesis ediyor. Üç saatlik süreçte hem mutluluklarla hem de hayal kırıklıklarıyla dolup taşan bu yaşamın ilelebet süreceği gerçeği, yine aynı yaşamın sonuçsuzluğuna refakat ediyor. Bir sonuç beklemenin kolaycılığı bu gerçek karşısında neredeyse bir suç hüviyetine bürünüyor. Bütün karamsarlıkların içerisinde bir iyimserlik; bütün iyimserliklerin içerisinde bir karamsarlık peyda oluyor. Büyük bir kafa karışıklığı ve dağılmışlık hâkim oluyor. Perde kararıyor. Salonun ışıkları bir türlü yanmıyor. Beklemek bir işe yaramıyor.

***

Orijinal Adı: La vie d’Adele 

Yönetmen: Abdellatif Kechiche

Senaryo: Abdellatif Kechiche, Julie Maroh (çizgi-roman)

Yapım: Fransa, 2013

Oyuncular: Léa Seydoux, Adèle Exarchopoulos, Salim Kechiouche

Süre: 180′

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
2 votes, average: 4,00 out of 52 votes, average: 4,00 out of 52 votes, average: 4,00 out of 52 votes, average: 4,00 out of 52 votes, average: 4,00 out of 5