28 Days Later… (2002): Bir Ressamın Post-Apokaliptik Distopyası

George A. Romero’nun ‘b filmi’ içinde yarattığı zombi fenomeni 60’lı yılların sonundan günümüze kadar sürdü. 80’lerden sonra, çerez gibi tüketilen slasher ve zombi türleri artık ölü sayılıyordu. Zombi filminin ölü sayılması; b filmlerinin seyircisinin azınlık fan kitleleri olması ve türün içerdiği bir takım formüllerin (ölünün canlanması,mezarından çıkması) artık işlememesi-inandırıcılıktan uzak olması gibi nedenler söyleyebiliriz.

2002 yılında ise İngiliz yönetmen Danny Boyle, Christopher Nolan’ın Batman’e yaptığını yapıyodu. Bu türü, 2000’lere yakın bir geleceğe uyarlayıp olasılığı yüksek olan ‘enfeksiyonlu şehir distopyası’ yaratıyordu. Bu distopya; İngiltere’nin ‘hükümete,orduya ve dine olan güvensizliğini-paranoyasını gözler önüne seriyordu.Bu tam da 1997’de ‘kuş gribi’ adı altında çıkan virüsün 5 sene üstüne geliyordu ki bu bir tesadüf değildir..

Bu ideolojik boyutun dışında filmin felsefik boyutunun da dolu olduğunu düşünebiliriz. Filmin prolog kısmında; bize bütün bu enfeksiyonun sebebini ‘maymun’ olarak gösteren yönetmen, bütün filmi maymundan başlayan enfeksiyonun baş karakterimizin metaforik zombileşme sürecine kurmuş durumda. Film, bize en başından ‘evrim teorisi’ni tekrar inşa ediyor. Zaten ana çekirdekte, enfeksiyon geçirmiş insanların ortaya çıkışından ziyade, o insanları öldürmek zorunda olan mücadale içinde ki normal olan insanların ‘zombileşmesi’ hakkında. Bu da baş karakterimizin içinde olduğu,enfeksiyon bulaşmamış olsa da normal olan bir insanın gözlerini soğukkanlı bir biçimde oyacak kadar cani olduğu climax sahnesiyle direkt yoldan bağlantılı. Danny Boyle; filme ‘evrim teorisi’ algısından da bakılabileceğini net biçimde söyleyip, ‘insan/insanlık’ çerçevesini bu şekilde sorguluyor. Günümüz de, gerçekten Amerika’nın bu çeşit bir virüs-enfeksiyon çıkarıp,panzehiri de bende oyunu yapmayacağını kim idda edebilir? Kimse..

O yüzden filmin korku hattı, tam da kıyamet sonrası denilen post-apokaliptik zemin üzerine inşa edilmiş. Bu korkunun ötesinde, enfeksiyonlu insanların dışında filmde mekansal olarak; kilise ve askeriye göze çarpıyor. Bu mekanları, müthiş bir ışıkla ‘gotiksel’ hale getiren yönetmen bu mekanları ve kurumları sert bir dille eleştiriyor. Film bir korku filminden ziyade, ‘korkunun ötesinde ki paranoya’ olarak yeni bir doku kazanıyor.

Renklerin müthiş anlam kazandığı filmde, Boyle bir ressam gibi her kadrajını örgüye ve türe bağlı olarak boyayıp anlamlandırıyordu. Bunu da tabiki muazzam bir sanat yönetmenliğiyle gerçekleştiriyordu..İngiltere’nin en işlek yeri olan Londra’yı, kıyameti andıran sarımtırak hardal rengiyle takdim eden Boyle, askeriyeyi loş ve soğuk buz mavisiyle boyuyordu. Böylece mekanları ve insanları filmde kategori haline getirerek herkesi ayırıyordu. Çünkü böyle bir dünya da herkes kendi ışığıyla ve renkleriyle varolabiliyorlar. Burda yönetmen kıyamet filmlerinde kurtarıcı olarak bir insan yerine ‘kırmızı’ rengi seçip o renkte umut arıyor. Filmde tek bir kurtarıcı yerine ‘kırmızı’ üzerine toplanan üç karakter oluyor. Üç karakter de (siyah kadın,küçük kız ve baş karakterimiz) kırmızı giysiyle filmde kurtarıcı ve insanlık umudu oluyorlar. Kırmızının ‘kan’ olarak anlam kazandığı konvansiyonel sinema da, Danny Boyle böylece bir tezatlık yaratmış da oluyor.

Bütün bu lafların ardında kesinlikle bir yönetmen başarısı olduğu yadsınamaz bir gerçek. Danny Boyle İngiliz sinemasının yetiştirdiği; biçimsel açıdan üst düzey bir yönetmen. Kaldı ki Boyle bir korku otörü ya da yönetmeni değil, İngiliz’lerin başarısı da aslında her türe muntazam bir çalışma harcayarak ‘biçimsel’ filmler verebilmek. Bunun en bariz örneklerini zaten Ridley Scott’dan biliyoruz. Boyle’un bu filmde esas başarısı; ‘zombi’ türünü A sınıfa geçirerek, post-apokaliptik zeminde günümüzde ki paranoyalardan yararlanarak bir korku başyapıtı çıkarmasıdır. Bu filmden sonra gelen 28 Weeks Later, Rec serisi, I am Legend ve hatta Romero’nun bile 2000’lerde zombi türüne geri dönüşü bu filmi özel bir yere konulması gerektiğini ve önemini gösteriyor. 28 Days Later; son 10-15 yılın en önemli korku filmlerinden biri olup zombi türüne (daha doğrusu enfeksiyonlu post apokaliptik film  ) yepyeni bir soluk getiriyor ve adeta  ‘ölmüş olan bir türü mezarından çıkarıyor.’

 

 

 

Bu yazı man of few words tarafından kaleme alınmıştır.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5