A Separation (2011): Kimlik, Adalet, Saadet ve Hakikat Üzerine

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
14 Ocak 2012

Bir fotokopi makinesinde kimlikleri çoğaltılan iki insan: Nader ve Simin. Makinenin çoğalttığı kimlikler ekranın büyük bir bölümünü kaplıyor. Daha sonra yan yana oturan ve dertlerini anlatmaya çalışan iki sorunlu insanla tanışıyoruz: bu kimliklerin sahipleri.

Simin kocasından boşanmak için buraya geldiğini söylüyor. Nader, eşinden boşanmayı kabul etmiyor. Hakim neden boşanmak istediğini soruyor Simin’e. Simin yurt dışına gitmek istediğini, kocasıyla uzun zamandır bunun hayalini kurduğunu vize aldıklarını ancak kocasının fikir değiştirdiğini söylüyor. Hâkim’i görmüyoruz ancak o bir otorite olarak olayı sorgulamaya devam ediyor. Nader Alzheimer hastası babasının durumun iyi olmadığını, onu yalnız başına bırakıp yurtdışına çıkamayacağını söylüyor. Simin ise ülkede kalmamakta ısrarlı. “Kızımı bu ülkede, bu şartlarda büyütmeyeceğim” diye cevaplıyor hakimin “Neden” sorusunu. Nader; boşanmayı kabul etse de kızının yurtdışına gitmesine izin vermeyeceğini söylüyor. Bu hikâyenin ana yapısıyla ilgili uzun tartışma burada sonuçsuz bitiyor. Hâkim elinden gelen bir şeyin olmadığını söylüyor Simin’e. Bu onların çözmesi gereken bir sorun.

Bir sonraki sahnede çiftin yaşadığı apartman dairesini görüp ekonomik durumlarıyla ilgili fikir sahibi oluyoruz. Ülkenin geleneksel-baskıcı politikalarının içinde olmasına rağmen onlardan uzak gibi görünen, batılı tarzda dekore edilmiş bir “sığınak”. Simin telaşla eşyasını topluyor, evden ayrılacak. Nader Simin’e tepki vermiyor. Kızı olanlardan dolayı şaşkın, hiçbir şey yapmamayı, evde kalmayı tercih ediyor. Anneyle baba arasında kalmaktansa yaşadığı evde kalıp eski aile ortamına geri dönebileceklerini düşünmek istiyor, gitmiyor annesiyle. Anne her şeyi ayarlamış, o gittikten sonra evin bakımı için bir kadın tutmuş: Razieh. Kadını arabasıyla otobüs durağına bırakırken kocasının artık dul olmasının sorun olmayacağını, kendine ayak bağı olmasından korkmaması gerektiğini söylüyor. Küçük kızıyla şehrin bir ucundan Nader’in evine çalışmak için gelmek zorunda kalan Razieh ne diyeceğini bilemiyor. Ancak zor durumda olduğu anlaşılan yüz ifadesiyle kabul ediyor durumu. Dul bir adamın evine gündelik işleri bakmak için gidecek. Ayrıca yaşlı, hasta bir adamın bakımından da sorumlu olacak. Bu film için oldukça ağır ve sert bir konu. Ve henüz konunun karakterler üzerindeki etkisini anlayabilecek kadar onlarla özdeşim kurabilmiş değiliz.

Ertesi gün Razieh, Nader’in evine geldiğinde hikâyenin çözümü açısından çok güzel ayrıntılar veriliyor izleyiciye. Birbirinden giyimleri ve ifadeleri dışında pek farkları olmayan bu insanların arasında aslında ne kadar büyük sınırların olduğunu görüyoruz. Pantolonuna işeyen yaşlı adamın üzerini değiştirmesine yardım edip etmeme konusunda uzun bir çekince yaşıyor Razieh örneğin. Bu, Razieh’in karakterinin “dürüst” tarafı için oldukça güzel bir ipucu. İnançlarından dolayı bir erkeğin soyunup elbiselerini değiştirmesine yardım edemez. Simin’le yaptığı telefon görüşmesinden de sonuç alamıyor. Simin işi dolayısıyla yardıma gelemiyor. Bu kez din hakkında bilgi alabileceği bir yeri arıyor. Telefondaki kadın durumu uzun süre sorguladıktan sonra onay veriyor. Hikâyedeki bu ağır temayı yıkmak için çok önemli bir işlevi olan küçük kız, Razieh’in kızı, annesine bu durumu babasına anlatmayacağını söylüyor. Bu şekilde de Razieh’le kızı arasındaki ikinci gizli anlaşmayı görmüş oluyoruz. İlki Razieh’in çalıştığı yerin kocasından gizlenmesiydi. Gerçek bir kez daha günlük hayatı kolaylamak için bükülüp, saklanıyor. Tabular ve normlar bir süreliğine bu evin içinde rafa kaldırılıyor. Tıpkı dışarıda çarşafla gezen Razieh’in eve girdiği zaman rahatlayıp üzerini değiştirmesi gibi. Razieh yaşlı adamın üzerini değiştirmek için banyoya giriyor. Küçük kızın banyonun camından onlara korku ve heyecan dolu gözlerle bakmaya çalışması bu durumun aslında bir ailenin ahlak anlayışı için ne kadar sert ve zor olduğunun görselleştirilmiş hali.

Bu yaptığı şey Razieh için en zor şeydi ve kendini küçük düşürülmüş hissediyor bunu yaptığı için. Nader’in kızıyla birlikte eve dönüşünü görüyoruz. Nader kızına film boyunca vereceği derslere başlıyor; para üstü almamasını eleştiriyor. Ve benzini kendi doldurduğu için bunun bahşiş olmayacağını söyleyip kızını benzinciden paranın üstünü alması için geri gönderiyor. Kızın aldığı parayı ona geri veriyor. Böylece kız hayatında ilk kez yaptığı bir işin büyükler tarafından farklı şekilde onaylanmasıyla para kazanmış oldu. Farklı bir bakış açısıyla. Tıpkı film boyunca maddiyat ve insan hayatına sunulan farklı bakış açıları gibi. Farklı hayatlar yaşayan farklı insanların aynı gibi gözüken olaylara getirdikleri farklı bakış açıları. Yaşlı adamın gazete almak için evden çıkıp kaybolmasıyla, Razieh için bir diğer sıkıntılı olay ortaya çıkıyor. Bu, aynı zamanda filmin hikâyesinde çok önemli bir yere sahip. Hikâyenin çözümü ve karakterler hakkındaki düşüncelerimiz için anahtar niteliğinde. Razieh yaşlı adamı bir otoyolda bulup yanına gitmek istiyor ancak geçen arabalar adama çarpmak üzereler, adam bu kargaşa içerisinde ne yapacağını bilmiyor. Ve bu sahne için çok güzel bir metafor geliyor Asghar Farhadi’den. Sahneyi burada Razieh’in hareketinden kesip evdeki langırt sahnesine bağlıyor. Evde yaşlı adam Nader, kızı ve kadının küçük kızı langırt oynuyorlar. Sert bir şekilde ortadaki topa vurulmasıyla açılıyor sahne. Sanki geride bıraktığımız sahnede yönetmenin bizden sakladığı bir şey var. Bilmiyoruz ama seziyoruz. Karakterlerde olduğu gibi Asghar Farhadi de içine karıştığı bu sırrı filmin sonuna kadar saklıyor, anlatmıyor bize. Gerçeğin bükülüp saklandığı olaylar arasına atılıyor bu da.

Razieh, Nader’e artık gelemeyeceğini söylüyor. Nader çaresiz, bu saatten sonra kimseyi bulamaz. Razieh belki gene gerçeğini bükerek yaşlı adama bakmak zorunda olmasından bahsediyor, bu onun yapabileceği bir şey değil. Bir erkek bakıcı bulmalı. Nader diyecek bir şey bulamıyor. O sırada evde bulunan kızının öğretmeni Razieh’le hamileliği hakkında konuşuyor ve ona bir doğum uzmanının telefon ve adresini veriyor. Bu sahnede Nader’in bu konuşmadan haberdar olup olmadığını bilmiyoruz filmin içerisinde üstün körü geçiştirilmeye çalışılan sahnelerden biri ama film için çok önemli bir sonuca sahip. Razieh, Nader’in yaşadığı mağduriyeti gidermek için kocasını yarın ona gönderebileceğini söylüyor. Ancak kocasının kendisinin burada çalıştığını bilmediği için bunu gizlemeleri lazım. Nader ile Razieh’in yaptığı ilk anlaşma da bu. Onların gerçeği bu şekilde değiştiriliyor. Ertesi gün Nader’in çalıştığı bankaya gelen adam iş için ücreti az bulduğunu söylüyor tıpkı eşi gibi. Ancak maddi durumunun uygun olmamasından ötürü kabul ediyor. Ancak işe gelmiyor. Razieh onun borçları yüzünden nezarete atıldığını bugün de kendisinin gelebileceğini söylüyor. Film boyunca Razieh ve kocası arasındaki ilişkiden bihaberiz. Kocasının çalıştığı yer, borçları hakkında da hiçbir şey bilmiyoruz filmin sonuna kadar. Bu sahnelerde geçen bu durumlar sadece konuşma olarak kalıyor o yüzden, gerçekliği hakkında fikir sahibi değiliz. O gün filmin yapısını değiştirecek çok önemli bir olay oluyor. Nader, kızıyla eve döndüğünde Razieh’i evde bulamıyor. Yaşlı adam kollarından yatağına bağlanmış ve sürekli bağlı olduğu oksijen cihazından ya da başka bir nedenden ötürü solunum güçlüğü çekiyor. Nader yaşlı adamın zar zor kendine getiriyor. Eve gelen Razieh’le Nader arasında sert bir tartışma geçiyor. Razieh önemi bir işi için dışarı çıktığını, kaçmaması için adamı bağladığını söylüyor. Ama o önemli işin ne olduğunu söylemiyor. Nader Razieh’i kovsa da, kadın çalıştığı günün parasını istiyor. Nader yatak odasında bulamadığı bir tomar paranın (Razieh’in günlük çalışma ücreti kadar) nerede olduğunu soruyor. Razieh durumdan habersiz, hırsız olmadığını paradan haberi olmadığını söylüyor. Nader dışarıya çıkması için kadını itiyor ve bu olay filmin gidişatını önemli bir şekilde etkiliyor.

Olanları öğrenen Simin, Nader’e kadının bu olaydan ötürü düşük yaptığını söylüyor. Hastaneye kadının durumunu öğrenmeye gidiyorlar. Razieh’in olaylardan habersiz kocası durumu Nader’den öğrenince aralarında bir kavga çıkıyor. Adam, bebeğini kaybetmekten çok eşinin dul bir adamın evine gidip yaşlı bir adama bakmasına sinirliyor. Bu, topluğumun dayattığı ahlak normlarının kırılmasının kendi hayatımızdan bile önemli olduğuna çok güzel bir gönderme. Sanki bu ahlak anlayışı üzerine kurulmuş bir hayatı bu yüzden yaşıyorlar. Normları ellerinden alındığındaysa yaşamak için hiçbir dayanakları kalmıyor. Tıpkı dinin egemen olduğu çok sınıflı toplumlardaki alt kademedeki insanların yaşam anlayışı gibi.

Nader’den şikâyetçi olunuyor. Olayı sorgulayan görevliye Nader’in Razieh’in hamileliğiyle ilgili yaptığı savunmaysa bu normların altını çizecek cinsten. Razieh:”Herkes hamile bir kadını görüntüsünden anlamaz mı?” diyor, “Neden bir hamile kadını ittin?” Nader, çarşaf içindeki bir kadının vücudundaki değişikliği görmüş olmasının mümkün olmadığını söylüyor. Bu adaletin sağlanmaya çalışıldığı (!) yarı sorgu odası niteliğindeki yer filmde ahlak anlayışının, gerçeklerin, dürüstlüğün ve insan hayatının sorgulandığı tek mekan aynı zamanda. Razieh’in kurduğu bir cümleyse onun kendi ahlak anlayışıyla, toplum normlarının altının tekrar çizilmesine neden oluyor. “Ben hırsız değilim” diyor Razieh. “Hırsızlık suçlaması beni, karnımdaki oğlumu kaybetmekten daha çok yaraladı.” Sorgu tıpkı filmin başındaki Nader ve Sicim’in boşanma davası gibi sonuçsuz kalıyor, başka bir zamana erteleniyor. Nader’in, kızının öğretmeniyle Razih’in hamileliği hakkında yaptığı konuşmayı duyup duymadığının anlaşılması için öğretmenin görüşlerine başvurulacak. Nader de Razieh’den şikayetçi oluyor babasını yalnız bırakıp evden çıktığı için. Durum iki ailenin düellosuna dönüşüyor.

Simin’in kızına kocası hakkında söyledikleri ise filmin başında geçen boşanma davası hakkında çok iyi bir ipucu. Kadın, kocasının ondan kalmasını istemediğini söylüyor. “14 yıllık evlilikten sonra boşanmayı reddetmedi.” Aslında içinde bulundukları bu müşkül durumda bile birbirlerine tutunmaya çalışsalar bile birbirilerinin duygu ve isteklerinden ne kadar habersiz olduklarını anlıyoruz. Film şimdi başka bakış açılarıyla onların birbirlerine olan bağlarını da sorgulamaya başlıyor.

Film adaletin olmadığı bir ülkede, bir sahne gösterisi gibi yapılan sorgulamaların hiçbir anlamı olmadığına tanıklık etmelerini sağlıyor küçük kızların. Nader ve Simin’in kızı babasının, annesinin ve hatta öğretmeninin iki yüzlülüklerine tanıklık ediyor. Filmin başında Nader’in kızına Farsça çalıştırırken “garanti” kelimesi için yaptığı yorum bu durum için çok iyi bir haberci aslında. Kızın öğretmeni yalancı şahitlik yapabiliyor içinde bulunduğu toplumsal sınıfa ait insanların başına bir şey gelmemesi için. Sözlerinin gerçekliği üzerine kutsal kitaba yemin de edebiliyor. Peki o zaman adalet nasıl sağlanıyor? Bu çok büyük bir sorun kız için. Adliyede okuduğu ders kitabındaki şu cümlenin filmin yola çıkış fikri olduğu düşünülebilir. Çok kör gözüne parmak bir gönderme yapmadan, adaletin sağlanmaya çalışıldığı bir binada çok güzel bir gönderme niteliği de taşıyor aynı zamanda, yaşadıkları ülkenin tarihi ve toplum yapısı için de bir eleştiri: “Sasaniler zamanında halk iki sınıfa ayrılmıştır: imtiyazlılar olan üst sınıf ve normal halk.” Bu iki sınıf arasında yıllardır süren yazılı olmayan kuralların ve anlaşmaların hatırlanmasına da vesile oluyor film. Paranın sus payı olduğu gerçeği gibi. Razieh’in kızı da olayları büyük bir korkuyla izliyor. Nader’den boyama kitabını almaya gittiğinde onun yanına yanaşamıyor. Ya da filmin son sahnesinde iki kızın birbirine sert bir şekilde baktıkları sahne hikâyenin durumuyla ilgili pek çok şeyi açıklamak için kilit niteliği taşıyor.

Yaşanılan bu olaylar artık hayatlarını çekilemez bir noktaya getiriyor iki ailenin de. Razieh’in kocası okulu basıp öğretmeni ve Simin’in kızını küçük düşürüyor. Öğretmen daha sonra ifadesini çekiyor ama kız bir “katilin kızı” etiketinin üzerine yapıştığını görüyor, arkadaşlarının sorgulayan bakışlarında.

Nader her şeyi idare etmeye çalışmaya devam etse de teker teker yıkmaya başlıyor; kızına verdiği sözleri tutmuyor, hapse girmemek için yalan söylediğini itiraf ediyor ve en kötüsü onu yalancı şahitlik yapmaya zorluyor.

Çözümün aileler arasındaki anlaşmayla olması gerektiğini düşünen Simin Razieh’in kocasına para teklif ediyor. Ekonomik durumu yaşamasını güçleştiren adam bu teklifi kabul etmek zorunda kalıyor. Ancak ortada bir başka sorun var. Razieh çocuğunu, Nader’in onu itmesinden sonra kaybettiğinden emin değil. Dışarı gazete almaya çıkan yaşlı adamı caddeden karşıya geçirirken kendisine bir araba çarpmış, o gün bir ağrı hissetmiş. Çocuğun ölümüyle ilgili şüpheleri var. Din bilgisi kuvvetli birine danışmış bu parayı almaması gerektiğini düşünüyor. Simin’le buluşup parayı vermemesini istiyor. Gerçek yine bu sürprizin saklanmasıyla değiştirilmeye çalışılıyor. Ancak Simin kabul etmeyip Razieh’in evinde bir görüşme ayarlıyor. Nader parayı vereceğini ancak Razieh’in Kuran üzerine el basıp çocuğun gerçekten kendisi yüzünden öldüğünü söylemesini istiyor. Razieh en büyük tabusuyla karşı karşıya: DİN. Kocasına durumu açıklayıp bunu yapamayacağını söylemesiyle olay çözülüyor.

Filmin naratif yapısı o kadar güçlü ki son dönem yerli filmlerin yaşadığı inandırıcılık konusundaki zaafları ya da söyleyecek sözünün olmaması gibi sıkıntıları neredeyse hiç yok. Nereden dokunursanız o kadar farklı hikâye çıkartabiliyorsunuz. Bu katmanlı ve zor hikâyenin ritmi; kurguda sahnelerin hareket bağlantısıyla birbirine bağlanması ve birkaç sahnede bazı karakterlerin esprileri ya da içinde bulundukları komik durumlarıyla rahatlatılıyor (küçük kızın yaşlı adamın oksijen tüpünü açıp kapatması ya da eli bir askere kelepçelenmiş Nader’in kızına söz vermek için elini kaldırdığında askerin de elin kalkması, Nader’in gülümseyerek: “Sen niye söz veriyorsun” demesi gibi)

Film farklı bakış açılarıyla kendi hikâyesi üzerinden İran toplumunu sorgulayıp gene aynı noktaya geri dönüyor: hikâyenin başkarakterlerinin kısır döngüsü belki bu. Boşanma ve kızın velayeti. Kız kararını verdiğini ancak anne ve babasının dışarıya çıktıktan sonra açıklamak istediğini söylüyor yine sahnenin başındaki gibi görmediğimiz hakime. Nader ve Simin dışarıya çıkıyorlar. Biz farklı yerlere oturmuş iki karakterin bekleyişlerini izliyoruz uzaktan. Filmin başlangıç sahnesinde olduğu gibi roll sahnenin üzerine düşüyor. Ayrı yerlere oturmuş iki insan kendi ayrılıkları üzerinden farkında olmasalar da yaşadıkları toplum, bu toplumun yazılı ve yazısız normları, ahlak anlayışları ve adaleti üzerine çok derin bir sorgulamaya neden oluyorlar. Varlıklarıyla Emile Zola’nın o ünlü sözünü yalanlıyorlar belki: “Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir.”

 

Alican Yıldırım

yildirim1895@gmail.com

http://twitter.com/yildirim1895

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5