Bir Avuç Deniz (2011): Bir Avuç Sinema Bile Değil

Kaan Karsan
Kaan Karsan
27 Mart 2011

Geçtiğimiz günlerden birinde televizyonda kanal kanal gezinirken kırgın bir Engin Altan Düzyatan’a rastladım. Kendisi filmin galasından sonra yapılan eleştirilerin acımasızlığına takılmıştı. Bunun filmin gişesini olumsuz etkileyeceğinden ve insanların izleyecekleri varsa da bu yüzden izlemeyeceklerinden ürkmüş ve doğal olarak üzülmüştü. Hatası ise, bu filmi çekerken –bakın diyorum ki “bu” filmi çekerken- bu eleştirilere çoktan hazırlanmış olmamasıydı. Çünkü benim izlediğim, son dönemin en ne akla hizmet çekildiği belli olmayan ve Özcan Deniz’in temposuz ve sinemasız masalı “Ya Sonra”sını bile sempatik gösterebilecek kadar antipatik bir filmdi. Bu söylediklerim, kendimi maksimum düzeyde dizginledikten sonra film hakkında yazdıklarımdır.

Bu filmin böylesine antipatik olmasının başlıca nedeni, kendisini çok fazla ciddiye alıp da etrafta “biz burjuva sınıfını eleştirdik bu filmde.” diyerek gezinmesidir sanırım. Hele ki yaptıkları o eleştiri tamamen zıttı şekilde okunabiliyorsa filmde, bu ciddiyet niyedir diye sormak isterim. Filmin genelinde hakim olan bu sözde aydın “ciddiyeti” öyle itici diyaloglarla karşı karşıya bırakıyor ki izleyeni, bir yerden sonra kişi ciddiyet mefhumu kaybedip olur olmaz yerlerde gülmeye ve filmden ironik bir zevk almaya başlıyor. Özellikle Berrak Tüzünataç’ın alabildiğine “kağıt üstündeki” karakteri Deniz, oyuncunun hiçbir suçu olmadan, anlamsız ve yersiz repliklerle zaten olmayan dramatik yapıyı iyice baltalıyor.

Son dönem çekilen Woody Allen tragedyalarından Cassandra’s Dream ve Match Point’den epeyce etkilenmiş gibi görünen Leyla Yılmaz film boyunca yanlış tercihlerle yavanlığa yavanlık katmış. Zaten kağıt üstünde de iyi bir film olmayacağı belliyken yönetmen tercihleri de filmi bir kademe yukarı taşıyamayacak cinsten olunca film iyice çekilmez bir hâl almış. Tartışma sahnesini super slow motion kamerayla klasik müzik eşliğinde çekme sahnesi ise, zaten birçok yönetmen tarafından defalarca kullanılmış ve bunaltmış bir klişeyken, bu filmde kullanıldığı sahnede iyice gülünç kalmış. Oyuncu yönetimi açısından da sınıfta kalan Leyla Yılmaz’ın, yararlanabildiği tek kişi görüntü yönetmeni Torben Forsberg olabilmiş. Filmin kurgusundaki problemler de filmi temposuz kılınca genel anlamda teknik olarak çok yetersiz bir film ortaya çıkmış. Sırf kullanmak için kullanılan Pearl Jam şaheseri “Indifference” ise kullanılabileceği herhangi bir filmde ancak bu kadar etkisiz kalabilirdi heralde.

Bu kadar zayıf bir film çekmek için özel bir çaba gerekiyor.

Filmde hafif bir inandırıcılığı olan ve bunu tamamen kendi çabasıyla başaran tek oyuncu ise Mert’in annesi rolünde karşımıza çıkan Ayda Aksel olmuş. Kendisini bu üstün çabası için ne kadar takdir etsek azdır, inanın. Engin Altan Düzyatan tam da popülerlik kazandığı bir dönemde sıçrama yapacağı bir film olarak çok yanlış bir film seçtiğini keşke daha iyi anlasaymış. Kendisinin oyunculuğunu amiyane tabirle “kasıntı olarak özetlemek mümkün. Sürekli karizmatik bir ses tonuyla konuşmaya çabalayan, ikilemler yaşayan kararsız karakter rolündeki Engin Altan Düzyatan en az Ayda Aksel hariç filmin diğer oyuncuları kadar başarısız. Berrak Tüzünataç ise çok çabalamasına rağmen hiçbir sahnede kötü yazılmış karakterini bir üst seviyeye taşıyamamış ve tecrübesizliğinin hezeyanlarını yaşamış. Zaten “Kıskanmak” filminde çalıştığı Zeki Demirkubuz’un yardımını beklemiyordur eminim bu filmi çekerken; ancak yine de Ayda Aksel’in yaptığı o sihri yapabilseymiş, iyi bir referans olurmuş kendisine.

Filmin burjuva sınıfına yaptığı eleştirinin basitliği nedeniyle, aslında bir film çekmeye gerek yokmuş. Bir ropörtaj verip birkaç cümlede bu eleştiri aksettirilse, belki de daha az yüzeysel olabilirmiş Leyla Yılmaz. Kendisinin karakter ve diyalog yazma konusunda yaşadığı büyük sorunlar var. Bu sorunları aşabilmesi için bol bol Zeki Demirkubuz filmi izlemesini tavsiye edelim. Zira karakterlerin eline iki kitap tutuşturup, iki replik söyletince o karakterleri çizmiş, tanıtmış olunmuyor. Filminizin gerçekten ciddi olabilmesini istiyorsanız, karakterler iki saat boyunca en az sizin kadar gerçek olabilmeli perdede.  Diyalog konusu ise bambaşka bir mesele. Kötü bir tiyatro oyunundan hallice yazılmış diyaloglar bunun başarısız bir “film” olduğunu ya da “film” olamadığını sürekli olarak hatırlatıp duruyorlar. Hele Engin Altan Düzaltan’ın ne idüğü belirsiz bir şekilde İngilizce tepki verdiği bir diyalog var ki, burada bahsedip o anın tarifsiz zevkini kaçırmak istemiyorum.

Filmin senaryosu ve öyküsü de daha önce bahsettiğim gibi oldukça zayıf. Bir karakterin ikilemleri, bir kızın çılgınlıkları, esas oğlanın annesinin hezeyanları üzerinden ilerleyip hiçbir yere varmıyor. Son derece gereksiz yan karaktelerle genişletilmiş oyuncu kadrosu da, filmi kapsamlı hale getirmektense, filmin ruhunu iyice daraltıyor. Hele ki Deniz karakterinin babası Türk sinemasının gördüğü en başarısız yan karakterlerden biri olabilir heralde.

Kişisel bir paragraf yazıp da etmek istediğim birkaç kelam var. Öncelikle “ben bu filmi neden izledim yahu?” sorusunun cevabını vermek istiyorum. Ne olursa olsun, zaman varsa, her filmin izlenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira bir filmi sağlıklı bir biçimde eleştirmek istiyorsanız, onu izlemeniz ve onun hakkında düşünmeniz gerekmektedir. Zaten kötü filmlerden de belki de iyi filmler kadar tecrübe edinilebilir. Bu, tıpkı bir cümledeki anlatım bozukluğunu bulup da doğrusunu söylemek gibidir. İzlememin ikinci nedeni, ki aslında ilk neden tek başına yeterliydi bu filmi görmem için, Leyla Yılmaz’ın tüm ropörtajlarında verdiği ciddi mesajlardı. Zaten karşımda çok ciddi bir film, lakin laubali bir içerikle karşılaştım ve bu kontrast bir filmi “kötü” yapmak için yeterlidir. Bir diğer beklentim umut vaadeden genç birkaç oyuncuyu seyredip onlar hakkında beklentiler edinmekti. Filmin bu amaç uğruna yanlış bir seçim olduğu ortada. Son seyir nedenim ise, bir Türk yönetmenin denizin ortasındaki yalnız bir tekneyi güçlü ve tekrarsız bir mekan olarak kullanılıp kullanamayacağını görmekti. Kullanamamış.

Leyla Yılmaz’ı tek bir filmle silip atmak sinemanın ruhuna bir hakaret olacaktır, bu nedenle bu filmine “olmamış” deyip hatalarından tecrübe kazanacağı yeni filmlerini önyargısızca bekliyor olacağım. Eğer siz de bir filmi kötü yapan unsurları açık seçik görmek istiyorsanız bu filmi izleyin derim. Tabii vizyondaki diğer önemli filmleri izledikten sonra.

O zaman, yönetmen Leyla Yılmaz’ın filmin düşük gişesi hakkında yaptığı yorumla bitirelim yazıyı: “Eleştirilerden değildir, bahardandır bahardan.”

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 5