Berlinale Günlükleri #8 (Museum, Matangi/Maya/M.I.A., Generation Wealth)

Museo / Museum (Yön: Alonso Ruizpalacios) – Yarışma

İlk filmi Güeros ile uluslararası tanınırlık kazanan Alonso Ruizpalacios’un yeni filmi Museum, Meksika’daki Ulusal Antropoloji Müzesi’ni soyan iki gencin hikayesini anlatıyor. Museum, farklı türlerin anlatı konvansiyonlarını ilginç bir şekilde bir araya getiren, hikâye anlatıcılığı üzerine akıl yürüten, harika yönetmenliğiyle ve senaryosuyla göz kamaştıran bir hayli etkileyici bir film.

“Bu film gerçekte yaşananların bir replikasıdır” ibaresiyle siyah ekranda başlıyor Ruizpalacios’un filmi. Bu ifade hem anlattığı hikâyede hem de kendi film olma hikayesinde öneme sahip. Daha sonra mühim figürlerin tarihteki aksiyonlarının arkasındaki motivasyonu hiçbir zaman anlayamayacağımıza yönelik fikirlerini öne sürüyor bir anlatıcı. Museum’daki gençlerin tarihin en büyük müze soygunlarından birini yapmalarına sebep olan motivasyonları da tarihi figürlerin motivasyonları kadar karanlık ve belirsiz. Ruizpalacios yine, tıpkı bir önceki filminde olduğu gibi, kayıp gençlikle ilgileniyor. Bu esnada da anlatı ve anlatıcı, orijinal ve repkila alasındaki tuhaf, güvenilmez ilişkiye bir tartışma alanı açıyor. İçinde bir soygun filmi, bir yol filmi, aile draması, bir gençlik filmi, bir de ‘soap opera’ (pembe dizi) var. Farklı türler, gerektiği kadar, iyi ayarlanmış muhtelif dozajlarla birbirinin içerisinde eriyorlar. Museum, yıl boyunca konuşulacağını tahmin ettiğimiz, sürprizlerle dolu, müthiş bir işçilikle kotarılmış bir film. Şüphesiz ki Berlin’in bu seneki yarışmasının yıldızlarından. Hatta Ruizpalacious’u çok kısa bir süre içerisinde Hollywood çatısı altına taşıyacağını bile iddia edebiliriz. (4/5)

Matangi/Maya/M.I.A. (Yön: Stephen Loveridge) – Panorama

Babası Sri Lanka’daki Tamil direnişin kurucu üyelerinden olan, genç yaşında şiddet, baskı ve tehdit nedeniyle İngiltere’ye göçmüş ancak kökeniyle ve kimliğiyle olan ilişkisini asla yitirmemiş aktivist ve lafını sakınmayan bir hip hop yıldızı M.I.A… Loveridge’in ilk belgeseli olan Matangi/Maya/M.I.A. da bu etkileyici kadının dününü ve bugününü muazzam bir arşiv üzerinden anlatıyor.

Öngörmesi zor değil; senenin en çok konuşulacak, pek muhtemelen en iyi belgesellerinden biriyle karşı karşıyayız. Loveridge’in filmi her anı sürprizlerle dolu bir hikâyeyi hem çok eğlenceli hem de çok dramatik bir şekilde, izleyiciyi gözü pek bir aktivistin bedeninden çok ruhuyla tanıştırarak anlatıyor. Yönetmenin en büyük şansı, M.I.A.’nın da belgesel ve klip yapmaya meraklı, hatta bunun okulunu bir sanatçı olması… Neredeyse bütün hayatını kişisel arşivine kaydeden, dolayısıyla belgeselin arşiv çalışmasına uçsuz bucaksız bir kütüphane bahşeden M.I.A., bütün hayatıyla dünyaya bir şey anlatmak istiyor. Dünyanın her yerinde, söylemeyi seçtikleri yüzünden, her daim sürgünde bir şarkıcıya dönüyor. Yeri geldiğinde Super Bowl gecesi sahnedeyken kameralara orta parmağını gösteriyor, yeri geldiğinde grafik şiddet içeren bir klip çekerek dünyanın dikkatini ülkesinde ve pek çok ülkede yaşanan zulümlere dikkat çekmek istiyor. Bir anarşistin ve anarşinin belgeseli Matangi/Maya/M.I.A., büyülenmemek çok zor. (4/5)

Generation Wealth (Yön: Lauren Greenfield) – Panorama

2012’de çektiği The Queen of Versailles ile yılın en çok konuşulan belgesellerinden birine imza atan Lauren Greenfield’ın prömiyerini Sundance’te yapan filmi Generation Wealth, tıpkı The Queen of Versailles gibi zenginliğin hikayesini ve topluma getirdiklerini anlatan ve dakikadan dakikaya kişiselleşen bir belgesel.

Generation Wealth’in umut verici bir başlangıcı var. Zenginliğin nasıl bir doyumsuzluğu peşi sıra getirdiğini, televizyonlar içerisinde anaakımlaşıp herkes için hedeflenen tek gerçeklik olarak kendine çok meşru bir alan bulduğunu, uyanan tatminsizlik hissinin bireyi nasıl uçurumlara sürüklediğini farklı örnekler üzerinden anlatıyor. Greenfield, bu bağlama kendi işkolikliğini dahil ederek ve kendisindeki çalışma arzusuyla başkasındaki zengin olma arzusu arasında ortak ‘doyumsuzlukları’ üzerinden bağlantılar kurarak çuvaldızı kendine de batırıyor. Gelgelelim, Generation Wealth, final bölümünde kapatmakta zorlanacağı çok fazla kapı açarak belgeselini iyice dağıtıyor. Bu da yetmiyor, film kullanılan materyal aracılığıyla –yönetmeni tarafından kişiselleştirilerek tersi yapılmaya çalışılsa da- bir öncekinden daha didaktik, daha yabancılaştırıcı bir hale geliyor. Greenfield, filminde dünyaki doyumsuzluğa dair gereğinden daha büyük ölçekli bir harita çizmeye çalışarak çok ‘önemli’ bir film yapmaya çabalıyor ancak elindeki metin bunun için yeterli gelmiyor. (2/5)

Kaan Karsan
twitter