67. Berlin Film Festivali Günlükleri #6 (The Other Side of Hope, Animals, Soldier, My Happy Family)

Bu seneki Berlin yarışmasının en çok merak edilen filmlerinden The Other Side of Hope, basın gösteriminin ardından yaşanan coşkuya biz ancak belli bir miktarda ayak ayak uydurabiliyor olsak da, büyük bir heyecan yarattı. Bunun dışında Animals ve My Happy Family gibi Forum filmleri parlamaya devam etti. Generation’da ise denemeye cüret ve cesaret eden Soldier gibi filmler kendisini keşfedecek sinemaseverleri arıyordu.

Yarışma

Toivon tuolla puolen / The Other Side of Hope (Yön: Aki Kaurismäki)

2011’de çektiği Le Havre’ın ardından altı yıl yeni film yapmayan Aki Kaurismäki, nihayet tekrar karşımızda. Toivon tuolla puolen’in ayrı kanallardan ilerleyen iki farklı hikayesi bir noktada birleşiyor ve Kaurismäki yine kendi dünyasından gerçekliğin ve gündemin dünyasına ışık tutuyor. Filmin merkezinde Suriye’den kaçarken sığınmak için Finlandiya’ya gelmiş, yolculuğu esnasında da kız kardeşini kaybetmiş bir mülteci ve kumardan kazandığı parayla Helskinki’nin ücra bir köşesinde ansızın bir restoran açmaya karar veren bir satıcı var. Kaurismaki -kariyeri boyunca yapmış olduğu gibi- Kuzey Avrupa burjuvasını alaya alırken müthiş bir şefkat ve saygıyla yaklaştığı karakterlerinin mücadelesini kutsuyor yeni filminde. Onun filmlerini diğer bütün filmlerden ayıran o pastel tonların oyuncaklı görselliği, görsel mizahın devinimini sağlayan sabit ve hareketli kameralar, refakatçi, neredeyse filme paralel bir unsur olarak kullanılan müzik ve kahkahalarla sağılan melankoli de baki. Yani, usta yönetmenin yeni filminde onu özel yapan şeylerin pek çoğu var. Lakin Toivon tuolla puolen’in Kaurismäki külliyatının en iyilerinden biri olmasına engel bir şey de var bütün bunların yanında: Kendisi bu kez alametifarikalarını bir arada tutarken eskisi kadar formda değil. Mesela filmin mizahı, ısrarcılığı ile yarattığı olumlu etkiden bir süre sonra tatminsizlik ve tekrarcılık duygusuna dönüşerek yola devam ediyor sanki. Nihayetinde, Toivon tuolla puolen, bize biraz daha minör, ama yine de saygıdeğer bir Aki filmi olarak geleceğe kalacakmış gibi geliyor. (6/10)

Forum

Tiere (Yön: Greg Zglinski)

Greg Zglinski’nin tecrübe etmesi pek keyifli Tiere’si izleyenin zihniyle aynı anda sevişip kavga eden o dönme dolap gibi filmlerden bir yenisi… Yürümeyen bir evlilik üzerinden yıkılıp paramparça olan bir dünya var filmin içerisindeki bir dünyada mesela; ancak hemen buna paralel olarak tohumu toprağa yeni atılan bir aşkın tutkusu da iliklerimize yayıyor ısısını yavaşça. Bir yerlerde yaşanan tekinsiz, ürkütücü, ölümü çağrıştıran bir gündüz varken başka yerlerde yaşanan gayet güvenli, capcanlı, hayat dolu bir gece. “Ne kadarı gerçek?”, “Ne kadar rüya?”, “Yoksa mı hepsi mi kabus?” gibi soruları ardı ardına sorup da nihayetinde birçok parçası eksik bir yapboz oluşturmak, çirkinliğin çekiciliğiyle göz göze gelip huzursuzluğun estetiğine doymak ve bir tür sonu gelmeyen kabus tecrübesinden ilk anlamıyla keyif almaya zorlanmak isteyenlerin ilgisini çekmesi çok olası bu filmin. Tiere, çıktığınızda ne hissettiğinizi bilmediğiniz, pek çok hissin farklı zamanlarda kontrolü ele geçirdiği, baş döndüren filmlerden. Eksikliği rejinin de ne kadar çabalasa da metin kadar delirmemesi sanki. Ayrıca söylemezsek olmaz, filmin baş döndürücülük özelliği bazılarının üzerinde mide bulandırıcı bir etki de uyandırabilir elbette, bizde uyandırdığının aksine. (6/10)

Chemi Bednieri Ojakhi / My Happy Family (Yön: Nana & Simon)

Bir önceki filmleri In Bloom ile uluslararası başarı elde eden (bize kalırsa biraz abartılmış, pek çok ‘ilk film’ sorunundan mustarip bir eserdi) ve festival festival dolaşan yönetmen ikilisi Nana & Simon’un yeni filmi Chemi Bednieri Ojakhi, 52 yaşında cümbür cemaat yaşadıkları aile evlerinden ayrılmaya karar veren bir kadının hikayesini mizahla ama meselesini sulandırmadan anlatmayı büyük oranda başarıyor. Çatışma kolayca tahmin edilebildiği gibi şu: Evinden ayrılan Manana’dan, Manana’dan ayırılmayan ev… Hemen baş gösteren inorganik ailevi sorunlar, kadınsız denklemde hızlıca çöküveren düzen, kadın için, geleneksel bir mahkumiyetin çağrısı gibi. Lakin, filmimizin başkarakteri olan bu kadın, oldukça güçlü ve ortaya büyük bir mücadele koymayı planlıyor. Chemi Bednieri Ojakhi’yi, anlattığı hikayeye oranla nispeten güvenli manevraları, biraz da hesap kitapçılığı sebebiyle önemli bir film olarak niteleyemiyoruz. Ancak özellikle kadın oyuncunun performansını, başarılı görüntü yönetimini ve müzik üzerinden yaptığı anlatısal hamleleri takdir etmeden geçemeyeceğiz. (5/10)

Generation

Soldado / Soldier (Yön: Manuel Abramovich)  

Film ve askerlik deyince akla gelen o bütün erkekliğin fedakarlığına övgü tanımlarını geride bırakan bir pencere açmaya çabalıyor Manuel Abramovich’in hem süresi hem malzemesi minimal filmi Soldado. Filmin neredeyse tamamında sabit bir kamera müdahalesizce ortamı izlerken, üniforma giyip şuradan oraya yürüyen bir grup erkek ve askerdeki görevi çalgı çengi olan bir genç var kadrajda. Soldado, tuhaflığını muazzam bir kanıksamışlıkla gözardı ettiğimiz bir çevrede geçen bir büyüme hikayesi. Abramovich’in akademik gözlemleri ve tespitleri yerine oturuyor ve ilginçler… Lakin o ilginçlikleri deşmek ve fikirleri bir makale değil de sinema haline getirmek için çok mesai harcanmamış gibi. Karakter ve kamera arasındaki bu uzun mesafe, eldeki meseleye pek yaramamış. Nihayetinde Soldado, bir bakış açısına sahip olmayı başaran ancak kabuğunu kırmayı başaramayan bir deneme. (4/10)

Kaan Karsan
twitter

Araç çubuğuna atla