Berlinale Günlükleri #6 (Don’t Worry He Won’t Get Far on Foot, 3 Days in Quiberon, Styx)

Don’t Worry, He Can’t Get Far on Foot (Yön: Gus Van Sant) – Yarışma

Gus Van Sant’ın dünya prömiyerini Sundance’te yapan ve ayağının tozuyla Berlin’de yarışan filmi Don’t Worry, He Can’t Get Far on Foot, geçirdiği bir trafik kazası sonra tekerlekli sandalyeye mahkûm olan ünlü karikatürist John Callahan’ın hikayesini anlatıyor.

Van Sant, filminde çizgisel bir yol izlemek yerine sanatçının hayatını farklı zaman dilimleri ve bu zaman dilimleri dahlinde karşılaştığı insanlar üzerinden, parçalı bir şekilde anlatıyor. Yönetmenin bu esnada en çok özen gösterdiği şey, yaşanan acıyı ölçülü bir melankoliyi aşmadan aktarıp Callahan’ın karakteristik mizahını filmin başrolüne koymak oluyor. Gelgelelim eldeki senaryo, bu zorlu görevin altından kalkmak için pek yeterli değil. Döneminde çizdiği ‘politik olarak doğru’ olma kaygısı gütmeyen, ‘dahiyane’ olarak kabul görmüş karikatürleriyle bir devrimci olarak kabul görmüş çizer, Van Sant’ın filminde etraflıca çizilememiş ve nüanslı bir kişi olarak beden bulmuyor. Dahası Don’t Worry, He Can’t Get Far on Foot, ‘herkesi affet, ama en çok kendini affet’ tadında bir kıssadan hissenin ötesine geçemeyen söylemiyle dönemin ‘kişisel gelişim’ modasına uyum sağlıyor. Gus Van Sant ekşi-tatlı bir şeker tadında bir kamu spotu çekmeye çalıştıysa eğer, bir miktar başarılı olmuş. “Şu filmleri çeken yönetmen bu filmi nasıl çeker?” sorusunu sordurmakta da maharetli bir film bu hatta. (2/5)

3 Tage in Quiberon / 3 Days in Quiberon (Yön: Emily Atef) / Yarışma 

“Saklayacak bir şeyim yok. 42 yaşında mutsuz bir kadınım. Adım Romy Schneider” diyor 1982 yılında Paris’te intihar eden efsanevi oyuncu, kendisiyle röportaja gelen kendisinin ağzından dramatik laflar işitmek için her şeyi yapmaya hazır gazeteciye. Bir rehabilitasyon merkezinde, ağır bir depresyon içinde, intiharından yalnızca birkaç yıl önce.

Emily Atef’in yeni filmi 3 Days in Quiberon’un her anı bir fotoğraf karesi gibi. Bunu filmin estetik başarısını vurgulamak için söylemiyoruz. Atef, fotoğraf estetiğiyle Romy Schneider’in Quiberon’da mevzubahis hikâyenin geçtiği tarihlerde çektirdiği meşhur fotoğrafları bir kez daha yaratıyor film medyumu aracılığıyla; anlatısına fotoğraflar aracılığıyla, yeri geldiğinde kendi de bir fotoğrafa dönüşerek şekil veriyor. O fotoğraflarda yer alan kırgınlık duygusunu ve buna karşın Schneider’ın bedeninden fışkıran yaşama arzusunu da filminin başat duygusu haline getiriyor. 3 Days in Quiberon, bir Cassavetes ya da Fassbinder filmini anımsatıyor yer yer. Sinir krizinin eşiğinde, geçmişini taşımaya, mümkünse aşmaya çabalayan ama buna kuvveti kalmamış bir kadın Schneider. Etrafındaki insanlara kendisini anlatması çok güç, zaten bu bağlamda umudunu çoktan yitirmiş. Neyse ki Atef, bir yönetmen gözüyle bir hayli anlıyor onu. 3 Days in Quiberon, oldukça zarif bir film.  Bütün karakteri aynı incelikte değil belki (özellikle gazeteci karakteri sanki yanlış zamanda ve yanlış yerde gibi) ama kendisinden geriye acı-tatlı, kendini hatırlatacak bir his bırakıyor. (3/5)

Styx (Yön: Wolfgang Fischer) – Panorama

Styx’in başkarakteri Alman bir ilkyardım doktoru. Bunu anladığımız ilk sahneden sonra denize açıldığını görüyoruz. Bir adanın ve orada olmanın düşünü görüyor. Uzun bir süre, okyanusta, yapayalnız ilerliyor. Geçen günlerin ardından karşısına akıntıda sürüklenen bir tekne çıkıyor. Üzerinde yardım için dikkatini çekmeye çabalayan mülteciler var.

Wolfgang Fischer’ın All is Lost’u andıran bir tonda başlayan daha sonra ise bir ‘Avrupa ve mülteci sorunu’ alegorisine dönüşen filmi kısa yoldan ifade etmek gerekirse Batı medeniyetini tartışmaya açılıyor. Bunu yaparken de orta yolcu bir tavır takınıp ucuz hamlelere kaçmıyor. Filmin en takdire şayan tarafı soğukkanlılığı. Seyircinin duygularını manipüle etmemeye özen gösteren yönetmen, karakterini soluklaştırmak pahasına diyalogları iyice kısıyor, hatta müzik bile kullanmıyor. İlerleyen anlarda başkarakterinin yardım etmek ve etmemek arasındaki ikilemi daha iyi taşınabilmesi adına öyküye giriş yapan bir karakterden sonra biraz aksıyor olsa da Styx, mülteci meselesine ve Batı riyakarlığına tavizsiz yaklaşımından, iyi bir görüntü yönetiminden, iyi bir ses tasarımından gücünü alan, pek çok yönüyle ‘başarılmış’ bir film. (3/5)

Kaan Karsan
twitter