67. Berlin Film Festivali Günlükleri #3 (Felicite, Wild Mouse, Golden Exits, Casting)

Berlin’de yarışmanın üçüncü günü iki galayla geçildi: Felicite ve Wild Mouse. Elde halen iyi bir film olmasa da en azından yarışmacıların hiç değilse vasatı aşmaya başlamış olmaları sevindirici. Yarışma heyecanının paralel kulvarında ise Forum bölümünün bizim açımızdan en merakla beklenen filmlerinden biri olan Golden Exits görücüye çıktı ve popüler tabirle izleyenleri ikiye böldü. Biz bu bölünmede maalesef olmaktan korktuğumuz yerdeyiz. Öte yandan, Forum’un spot altında olmayan filmlerinden Casting, bu yıl festivalde şu ana kadar karşılaştığımız en ilginç film olarak dikkat çekti.

Yarışma

Felicite (Yön: Alain Gomis)

Bir kaza geçiren oğlunun yaralanan bacağını kurtarmak için para toplamaya çabalayan çaresiz bir anne… Üstelik olaylar dünyanın üvey evladında, Afrika’nın orta yerinde gelişiyor. İlk bakışta çok melodramik ve sakil geldi değil mi? Çok fazla endişelenmeye gerek yok. Alain Gomis, şüpheleri bir şekilde bertaraf eden, mesafeli, elindeki malzemeyi kanırtmamaya ant içmiş bir sinema yapıyor Felicite’de. İlk bir saatinde bu şahane karakterin gözlerinden her türlü duyguyu okumak mümkün hatta. Gomis, bazen bir kabus bazense bir belgesel görselliğine yanaşabilen çok iyi bir görüntü yönetmenliğiyle, şahane amatör oyuncusu Véro Tshanda Beya Mputu’nun gözlerini sadece Afrika’nın ruhuyla değil, rengi akla kara arasında her tona bürünebilen duygularla da dolduruyor. Fakat ikinci yarıda Felicite’yle ilgilenmemizin asıl sebebi olan o soğukkanlılık yavaş yavaş ortadan kayboluyor maalesef. Gomis, izleyiciyi daha fazla avucunun içine almaya, daha fazla yönlendirmeye çalışıyor, filmin o anki kadar süren yönelimlerine tamamen zıt bir tavırla. Felicite iki saatlik süresinin eldeki malzeme için ne kadar uzun olduğunu bu bölümlerinde hissettiriyor. Direksiyonu ansızın görüş alanında olmayan bir yöne kırarak, ilk saatinde iyi yaptığı ne varsa onları bir daha toplayamamak üzere dağıtıyor. (4/10)

Wilde Maus / Wild Mouse (Yön: Josef Hader)


Çalıştığı gazetede daha ucuz ve genç eleştirmenlerle girdiği yarışta karşı işini kaybeden müzik eleştirmeni Georg, bugüne kadar bir türlü arşınlayamadığı sokaklarla tanışıyor Viyana’yı mesken tutan bu Avusturya komedisinde. Nihayetinde Wilde Maus, şu ana kadar yaprak kımıldamayan Berlinale yarışmasına ufak bir esinti getirmeyi başarıyor. Filmin neredeyse her anı aksayan bir ritme, zaman zaman hiç güldürmeyen fıkralara ve müthiş bir dağınıklığa sahip olduğunu söylemesek olmaz. Ama en azından dikkate bir ilk filmden beklenecek türde bir heyecan, bir çaba, saygıdeğer bir deneme-yanılma silsilesi var ortada. Avusturyalı komedyen Josef Hader, ilk yönetmenlik denemesinde, yer yer kullandığı fiziksel mizahı skeçlere meze etmeden takdim etmeyi başarıyor. Wilde Maus’un odağında, ne kadar da eskidiğini, kendi eskirken çevresini de bir o kadar eskidiği fark eden ve bunun üzerine başta kendisi olmak üzere temas ettiği her şeyle kavga etmeye kalkışan bir adam var. Filmin yan karakterleri de Georg kadar üzerine düşünülmüş olsa, yan hikayeleri çıkmaz sokaklarda el yordamıyla yolunu bulmaya çalışmasa, belki de festivalin iyi filmlerinden birinden bahsediyor olabilirdik şu an. Şu toplamda, şimdilik buna da şükür. (5/10)

Forum

Golden Exits (Yön: Alex Ross Perry)

Bir önceki filmi Queen of Earth’de cinema verite’ye yakın bir ekolle ortaya Polanski esintileri taşıyan, girift ve özel bir gerilim filmi çıkartan Alex Ross Perry’nin bir sonraki filmini merak etmek boynumuzun borcuydu elbette. Golden Exits, ilk başlarda bu beklentiyi mükafatlandıracakmış gibi görünüyor aslında. New York’un Woody Allen karakterlerini göreve çağıran huzurlu sokakları, sıradan, mutsuz, geveze insanlar, anlık olarak dışa vurulan duygulara, kurulan cümlelere odaklı, heyecanlı ve yeri geldiğinde de melankolik bir kamera… Gelgelelim Alex Ross Perry, bu kez kalem gücünün yettiğinden çok daha fazla karakteri umursamaya kalkıyor yeni filminde. Golden Exits’de tanımaya çalıştığımız 10’a yakın karakter ve bu karakterler kaynaklı onlarca ikili ilişki var. Kimi gayet iyi yazılmış, kimi vasatlıktan yıkılıyor. Mutsuzluk potasında birlikte eriyen bu insanlardan kimisi bizi varlığına inandırıyor, kimisi ise filmin yaratmaya çabaladığı evrenin bir hayli dışında seyrediyor. Perry’nin filminde, kılçıklarını ayıklayacak gücü olana, hafızada kalacak hikayeler olsa da onlara ulaşmak çok fazla çaba istiyor. (4/10)

Casting (Yön: Nicolas Wackerbarth)

Alman yönetmen Nicolas Wackerbarth, yeni filmi Casting, film içinde film kurulumuyla Fassbinder başyapıtı “Die bittere Tranen der Petra von Kant”ın tv yeniden çevrimi setini mesken tutuyor ve burada yaşanan iktidar savaşlarını, üstlenilen/üstlenilmeye çalışılan cinsiyet rolleri ve sanat/zanaat üretmenin yazılmamış ama yerleşik kuralları üzerinden epeyce mizahi bir şekilde ele alıyor. Casting her anında Fassbinder’in müthiş metniyle, hatta genel olarak da yönetmenin tematik yönelimleriyle dans halinde. Bazı anlarında tamamen referans filmine dönüşüyor, bazı anlarında büsbütün bambaşka, daha yeni, daha anın gerekliliklerine ait bir şeye. Wackerbarth, filmin ritminin ve ruhunun belirleyicisi olan bütün şakaları da iki metnin çatışmalarından çıkarıyor. Casting, mahiyetiyle bir tür mayın tarlası olarak addedebileceğimi Forum bölümünün oyunbazlığıyla, kıvraklığıyla ve oyuncu performanslarıyla öne çıkması muhtemel olan filmlerinden. Wackerbarth’ın Fassbinder’le güreşen senaryosu da sahip olduğu çok boyutluluğun reklamını yapmayan yapısıyla takdire şayan. (6/10)

Kaan Karsan
twitter

Araç çubuğuna atla