Berlinale Günlükleri #3 (Dovlatov, Transit, Zentral Flughafen THF)

Dovlatov (Yön: Alexey German Jr.) / Yarışma

Rus edebiyatının kıymeti vakti zamanında bilinmemiş yazarlarından Sergey Dovlatov’un hayatından bir kesiti anlatan Dovlatov, sanat ve görüntü yönetmenliğiyle heyecan yaratan ancak aynı başarıyı hikâye anlatmadaki sıradanlığı ve nüanssızlığıyla yakalayamayan bir Alexey German Jr. filmi.

Dovlatov, her planı uzun uzadıya çalışılmış, özene bezene yapılmış, eski usul Rus sinemasının genel karakteristiğine tamamen uyan bir film. Tıpkı yönetmenin önceki filmlerinde de olduğu gibi gücünü görkemli bir figürasyon trafiğinden ve plan sekanslarından alıyor. Gelgelelim Sovyet rejimi altında kendini ifade etmek için bir yol bulamayan Dovlatov’un altı gününü anlatırken karakterini stilin şaşasının altında ezilmekten kurtaramıyor. Uzun, soğuk, kulağımıza defalarca çalınmış ve kitabi diyaloglar, görsel şatafatın etkisini dakikadan dakikaya azaltan bir tekrarcılık hissi ve karakterin sözüm ona ağırlığını tam olarak kaldıramayan bir erkek oyuncu performansı nihayetinde filmden geriye kalan bütün olumlu taraflara baskın geliyor. Dovlatov’dan etkilenmek için belki de yazarı yakından takip etmek, maçoluğa prim vermek ve 60-70’ler Sovyet edebiyatının perde arkasına az biraz hâkim hatta hayran olmak gerekiyor. German seyircisine bir kapı açmıyor; kendi dünyasını dayatıyor, çok özgüvenli bir şekilde bir ciddiye alınması gereken ‘auteur’ olduğunu kendisine miras bırakılmış ‘erkek’ sineması üzerinden göstermek istiyor sanki sadece. (1,5/5)

Transit (Yön: Christian Petzold) / Yarışma

Alman sinemasının günümüzdeki en büyük yönetmenlerinden Christian Petzold, sinema tarihinde iz bırakmaya devam ediyor. Lafı eveleyip gevelemeye gerek yok: Transit, son yıllarda izlediğimiz en etkileyici, en unutulmaz filmlerden biri.

Petzold, kimlik arayışı ve aidiyet mefhumunu eskiden beri yaptığı sinemanın hüviyeti haline getiren bakışını elbette ki muhafaza ediyor yeni filminde. Söylenen o ki Alman orduları Fransa sınırında, kahramanımızın acilen başka bir kıtaya kaçması gerek. Arkasında hayal kırıklıkları, önünde engeller; engellerin önünde ise başka hayal kırıklıkları var. Bu hikâye günümüzde geçiyor; ancak karakterler bugüne ait değil. Birer hayalet bu insanlar. Bir zamanlar kaçak göçek barındırdıkları sokakta, geçmişin sakil gölgesinde, şimdiki zamandan habersizce nefes alıyorlar sanki. Yine de onları bugüne ait kalan mecburi bir gerçeklik var bu mekânda. Tarih sayfalarını yere dökmüş, bir zamanlar kanın gövdeyi götürdüğü Avrupa sınırlarına surlar örmüş; ancak Avrupa’nın eski hayaletleri yenileriyle karşılaşmaya mahkûm bu öyküde. Petzold, 40’larda yazılmış bir romanı modern zamanlılığa, dünya hali üzerinden çok ilginç dokunuşlarla serbestçe uyarlıyor. Transit hem uyarlama matematiği hem anlatısal tercihleri aracılığıyla sinemanın görüp görebileceği en acayip hayalet hikayelerinden birini sunuyor. Bu üst düzey, insanın başını döndüren sinemanın içinde klasik anlamda hiçbir gösteriş, hiçbir şatafat yok. En öz haliyle, yaptığı her zor hamleye benzersiz bir zarafetle ikna edebilen, muazzam bir ustalık var sadece. Yani, ortada Petzold’ün başyapıtını izlediğimizi düşünmemiz için her türlü sebep var. (5/5)

Zentral Flughafen THF / Central Airport THF (Yön: Karim Ainouz) / Panorama

Bir havaalanında başlayıp bitiyor Zentral Flughafen THF. Burası Tempelhof. Hitler’in ‘en büyük’ ve ‘en güzeli olsun’ emri üzerine inşa edilmiş, şehrin göbeğine bir hayli yakın ve artık havacılık anlamında kullanılmayan bir havaalanı. Canını kurtarmak için ülkesinden kaçan mültecilerin sığınağı olarak işlev görmekte.

Karin Ainouz, önce turistlerin gözünden bir turizm nesnesi olarak gösteriyor bu mekânı. Daha sonra ise iki yıl boyunca takip ettiği, bir yıl boyunca kayda aldığı mültecilerle tanıştırıyor bizleri.  Amiyane bir drama kurmanın derdinde değil. Hikâye boyunca hiçbir şeyin değişmiyor olması, yaşanan her şeyin tuhaf bir döngü içerisinde vuku bulması yeterince dramatik zaten. Ainouz, genelinde statik kadrajlarıyla olan biteni müdahalesizce izliyor. Berlinliler için bir oyun alanı, bu şehrin ötelenmiş yabancıları için ise bir bekleme odası gibi bu arazi. Aylar geçiyor, belgeselin odak noktasındaki genç mülteci günlüğünden parçalar okuyor. Her satırında hem umut hem de umutsuzluk hissediliyor. Bu ruh hali Zentral Flughafen THF’nin her saniyesine sinmiş durumda. Kapalı kapılar ardındaki bu dünya, yarınlara dair bir gösterge ihtiva etmeyen bir araf. Zaten nihayetinde de tek bir soru kalıyor bu araftalık geriye: “Peki şimdi nereye?” (3/5)

Kaan Karsan
twitter