Berlinale 2019 Günlükleri #3 (Mr. Jones, Monos, Fourteen)

Mr. Jones / Yarışma / (Yön: Agnieszka Holland)

Kendi ülkesinde çektiği bir önceki filmi Spoor, ile Berlin’de heyecanla karşılanan Agnieszka Holland, bir gazetecinin Stalin Sovyetler’indeki kıtlığı ortaya çıkarma çabasını anlatan bir filmle karşımızda. Mr. Jones’u üç parçaya ayırabiliriz. Eski usul bir ‘Doğu Bloğu yozlaşmışığı’ filmi gibi başlayan oldukça geveze ilk bölümünde sinema adına ‘iddialı’ bir şey yapmıyor. Daha sonra Gareth Jones’un Sovyetler’in ücra köşelerinde fakirliğe ve açlığa hem tanık hem de ortak olduğu ikinci bloğunda Holland, bir Batılı kâbusu tasvir etmeye çalışıyor. Üçüncü ve son parça ise çok klasik bir ‘Hollywood’ çözüm bölümü. Birbirinden apayrı duran bu üç blok, oldukça demode bir sinemacı yaklaşımıyla, ikinci el temsillere ve geleneksel Batılı söylemlere mahkûm bir halde karşımıza gelince de ortaya oldukça kötü bir film çıkıyor. Filmin gayriihtiyari ‘kitchliği’ sebebiyle bazı anlarda çok gülünç durumlara düştüğü dahi iddia edilebilir. (1,5/5)

Monos / Panorama / (Yön: Alejandro Landes)

Sundance’teki prömiyerinin ardından Berlin’e de uğrayan Monos, şimdiden bu yılın en heyecan verici filmleri arasında işaret edilebilir. And Dağları’nda gerilla olarak yetiştirilen ve politik motivasyonu tamamen belirsiz bir grup gencin ‘saykodelik’ hikayesini anlatan film, henüz anlaşılamamış, tanımlanamamış, öfkeli ve her anlamda ‘akışkan’ bir jenerasyona dair sinemasal bir akıl yürütümü. Filminin hiçbir anında net cevaplar vermeyen ve hem izleyiciler hem de filmin karakterleri nezdinde zihinsel berraklığı bozguna uğratan Landes, henüz filmin ilk anlarında anlattığı öyküye atmosferik anlamda öyle bir çatı kuruyor ki kayıtsız kalmak imkânsız. Her anı sinemasal sürprizlerle, nasıl çekildiği anlaşılamayan akılalmaz sahnelerle dolu olan Monos’un muhteşem bir kurgusu, ses tasarımı ve görüntü yönetimi var. Alejandro Landes’in çok kısa süre içerisinde dünya çapında tanınan, muhtemelen Hollywood’da da çok büyük projeler tarafından kapılmaya çalışacak bir yetenek odluğunu müjdeliyor. Bütün bunların yanında filme çok fazla şey katan, çağımızın en iyi müzisyenlerinden Mica Levi’nin yine olağanüstü bir iş çıkardığını eklemeyi unutmamalı. (4/5) 

Fourteen / Forum / (Yön: Dan Sallitt)

Berlinale’nin en heyecan verici bölümlerinden Forum’un bu yılki ilk sürprizi ise uzaktan bakınca sıradan bir ABD bağımsızı gibi görünen Fourteen oldu. Dan Sallitt’in teknik açıdan müthiş bir sadelikle (yokluk içinde üretmek dahi denilebilir buna) fakat çok iyi bir senaryo ve çok iyi oyuncularla kotardığı bu anti-dostluk filmi, yıllar içinde aldığı yaraları artık kapatmaya takati kalmamış bir arkadaşlığın aşınma sürecini zarifçe ele alıyor. ABD bağımsızlarının altın çağından çıkıp gelmiş gibi görünen Fourteen, çok küçük ancak küçük anlarıyla izleyeni çarpmayı başaran bir film. Başrolündeki Tallie Medel, çok ölçülü ve nüanslı performasıyla büyülerken Sallitt’in senaryonun muhtevasına paralel bir şekilde kurduğu, hiçbir şekilde varlığını belli etmeyen, dikişsiz rejisi de takdiri hak ediyor. (3/5)

Kaan Karsan
twitter