Berlinale 2019 Günlükleri #1 (The Kindness of Strangers, System Crasher, By the Grace of God)

The Kindness of Strangers / Yarışma – Açılış Filmi (Yön: Lone Sherfig)

Berlin, tıpkı diğer pek çok A sınıf festival gibi eskiden bu yana iyi açılış filmleri seçmekle tanınan bir festival değil. Son yıllarda Isle of Dogs ve Hail Ceasar! gibi istisnaları bir kenara bırakırsak bu kötü şöhretini kırmak için hiçbir girişimi de olmadı. Fakat bu yıl sırf birtakım ünlü oyuncularla geceyi ‘şenlendirmek’ için seçildiğini düşündüğümüz The Kindness of Strangers başka türlü bir felaketti sanki. Son zamanlarda zincirlerini kırıp kendini sokağa bırakan (ve sokakla bir şekilde uzlaşan) karakterlerin hikayelerini göz önüne getirdiğimizde (Good Time ya da American Honey gibi örneğin), benzer bir noktadan yola çıkan Lone Scherfig filmi fena halde demode kalıyor. Çocuklarıyla birlikte evinden kaçan bir annenin New York’un arka sokaklarında verdiği yaşam mücadelesini anlatan The Kindness of Strangers, kötü oyuncu performanslarıyla, derma çatma senaryosuna, sinemanın son otuz yılının herhangi bir noktasında eğreti duracak olan melodramik taraflarıyla, neresinden baksanız yüz kızartıcı bir film. (1/5)

System Crasher / Yarışma (Yön: Nora Fingscheidt) / Yarışma

Bu yıl Berlin yarışmasının ilk olumlu sürprizi bir Alman filminden geldi. Nora Fingscheidt’ın ilk uzun metrajlı filmi olan System Crasher, anlatısal anlamda yeni bir kıta keşfetmiyor olsa da enerjisiyle, meselesine olan mesafesiyle ve çok iyi senaryosuyla festivalin ilk günlerinde gösterilmiş en iyi filmlerden biriydi. Fingscheidt, ‘sorunlu’ ve ‘uyumsuz’, bu sebeple de gözetim altında tutulan bir çocuğun aidiyet problemlerini etraflı ve ince şekilde ele alıyor; bu esnada da böyle bir hikâye anlatıyor oluşunun beraberinde getirdiği hiçbir tuzağa düşmüyordu. Filmin kurulumunun iyi yapılmadığını ve bazı bölümlerinin tekrara kaçarak sarktığını iddia etmek mümkün; ancak filmin çok iyi rejisi ve başroldeki çocuk oyuncu Helena Zengel’in olağanüstü performansı bu zaafları belli ölçüde toparlamaya yetiyor. Nihayetinde yıl boyu dünya festivallerini gezecek ve isminden söz ettirecek bir yönetmenle tanıştığımızı düşünüyoruz. (3/5)

By the Grace of God / Yarışma (Yön: François Ozon)

François Ozon’un yeni filmi By the Grace of God, 80’li yıllarda bir rahibin bir grup genci taciz etmesi ve günümüzde kurbanların bu travmayla yüzleşmesini günümüzde halen sürmekte olan bir dava ve Spotlight’vari bir kilise eleştirisi etrafından anlatıyor. Filmin önemli olduğunu reddetmeyeceğiz ya da kötü olduğunu iddia etmeyeceğiz; ancak Ozon’dan bu kadar ciddi ve ayakları yere basan bir film görmek bizi biraz şaşırttı desek yeridir. Oyunbaz rejisini ve diyaloglarını, kendine has kara mizahını büyük ölçüde kenara bırakan yönetmen kariyerinin en uzun filmini yaparken her biri farklı bir travmayı sırtına yükleyen taciz kurbanı erkeklere mesafeli bir şefkatle yaklaşıyor ve onların yıllandıkça kapanamamış yaralarına ince dikişler atıyor. By the Grace of God, olgun ve usta işi bir film; fakat kilise/din eleştirisinde yeni bir tartışma alanı açmıyor ve bildiklerimizin/gördüklerimizin tekrarı olmaktan öteye geçen bir söylem kurmuyor. Açıkçası anlatıyla daha çok kavga eden bir Ozon filmini çok daha büyük bir heyecanla karşılayabilirdik (3/5)

Kaan Karsan
twitter