Benim Dünyam (2013): Sıkıştırılmış Televizyon Dizisi

Kaan Karsan
Kaan Karsan
26 Ekim 2013

Sinemadaki yönetmenlik macerasında Yazı Tura gibi parlak bir işle başlayan Uğur Yücel, yolculuğuna Hayatımın Kadınısın, Ejder Kapanı ve Soğuk gibi ‘arthouse’ sinema ve ‘gişe’ sineması arasında gidip gelen işlerle devam etti. Böyle bir filmografinin ışığında Hint Sineması’ndan ‘transfer edilen’ Benim Dünyam’ın varlığına şaşırmamız için hiçbir neden yok aslında. Zira Uğur Yücel, en baştan beri bir sonraki filmi tahmin edilemez bir yönetmen olmayı tercih etti. Soğuk ile Berlin Film Festivali gibi majör sinema organizasyonlarından birinde göründükten sonra ‘Benim Dünyam’ projesine kalkışan yönetmenimiz, televizyon dizileriyle tanınan oyuncuları da yanına alarak amacını ilk celsede açık ediyor ve televizyon alışkanlığı epey bir gelişkin olan Türkiye seyircisinin ortalama beğenisine yöneliyor. Oyunculukta markalaşmış ismini de filmin dramatizasyon hanesine eklemekten hiç çekinmiyor.

Benim Dünyam, hem kör hem sağır bir kadının hayatı ve ‘insani’ terminolojiyi öğrenme macerasını anlatıyor temelde. Algısının önünü tıkayan büyük engelleri sebebiyle yaşadığı evde, ailesince bir hayvanmış gibi bakılan ve hiçbir şey öğrenemeyeceği ön kabulüyle insani normlardan uzak bir hayat süreceği besbelli olan Ela, kendisi için bir mucize yaratacak Mahir Hoca ile tanışıyor. Küçücük bir kızken ve neredeyse gözlerinin önündeki karanlıktan gayrı hiçbir şeyle tanışmamış olan Ela, bu günden itibaren etrafındaki dünyayı keşfetmeye başlıyor. Hayatta tutunacağı bir dal bulan Mahir Hoca ise Ela’nın gözleri ve kulakları olmaya koyuluyor. Bu öğrenme ve öğretme süreci o kadar sert ve tavizsiz ki filmin Uzakdoğu korku sinemasından ve Marquis de Sade’den farkındalıksız referanslar aldığını söylemek mümkün. Hatta bir sahnede Pier Paolo Pasolini’nin “Salò o le 120 giornate di Sodoma”sını andığımızı saklayamayacağız.

ben2

Uğur Yücel, Bollywood’un ruhunu Benim Dünyam’ın ilk andan itibaren bize ait bir şeye, ‘televizyon dizisi ruhu’na çevirmeye başlıyor. Bu anlatımı ve bu anlatımın temasa geçtiği duyguları o kadar yakından tanıyoruz ki, ‘Benim Dünyam’ sinemamıza ait olmak konusunda hiçbir sıkıntı yaşamıyor. Bu esnada da elindeki kör ve sağır kız motifini, tüm uzuvlarıyla kullanacağının sinyalini veriyor; karakterlere dair, onları boyutlu kılacak hiçbir özelliğin film için bunun kadar önemli olamayacağını haber ediyor. Bu nedenle de ne Mahir Hoca, ne Ela, ne de Ela’nın ailesi gerçeklenebiliyor; filmin anlattığı umut dolu hikâye melodram anlatısının sahteliği altında ezilirken gerçeklikten tamamen uzak ve bu nedenle de içten dışa karamsar bir ruhla bezeniyor. Zira izlediğimiz şey gerçek değilse veya gerçek olma potansiyeli taşımıyorsa umut etmenin bir gereği yok demektir. Uğur Yücel, gerçekliği kapı dışarı ediyor; bu potansiyeli melodram formülünün özensizliğine kurban ediyor.

Dramatik yapısını engelleri kullanarak hatta engellerden yararlanarak kuran Benim Dünyam, tek boyutlu ve ‘net’ karakterleriyle gözüne kestirdiği çerezlik mertebesine erişirken en azından olmaya çalıştığı filmi de özenli kılmak için çabalamıyor. Her satırıyla baştan savma duran geçiştirici diyaloglarıyla ve televizyondan ödünç alınan mizansen kurma anlayışıyla film, televizyonda gördüğümüz herhangi bir dizinin sıkıştırılmış haline benziyor. Ayan beyan filmin hikâyesinden daha fazla duygu ihtiva eden ve filmin dramatik destek ayağını temsil eden müzikler de bu savımızı iyiden iyiye güçlendiriyor. Uzun lafın kısası, dramatik dönüm noktalarından geçilmeyen Benim Dünyam, yaşanan bunca acı olaya rağmen akıllarda tek bir sahne, tek bir an ya da tek bir duygu bırakmıyor; hedeflediği ‘tüketici’ seyirciyle beraber hisleri tüketiyor.

benim dünyam 2

Benim Dünyam, dâhilindeki her şeyin ‘dolgu’ olarak addedilebileceği, ısmarlama ve şuursuz bir film. Bu sebeple içerdiği oyunculukların ne kadar vasat olduğundan bahsetmek, hem oyunculara hem de filmin genel özensizliğine saygısızlık olacaktır. Sadece ‘şuursuzluk’ nezdinde şunu belirtmek gerekiyor ki ‘engellere’ dair bir filmin ‘engelli’ insanları hiç umursamaması kabul edilebilir gibi değil. Özellikle de seyircilerimiz festivaller özelinde dâhi ‘sesli betimleme’ ve ‘işitsel problemi olanlar için altyazı’ ile tanışmışken. Kör ya da sağır sinema izleyicisinin Benim Dünyam’ı izleyebilmesi için hiçbir yöntem yok henüz! Sadece bu ‘nüans’ bile, filmin ne denli gerçekten uzak, hedef kitleci ve düşünsel olarak sıkıntılı olduğunu kanıtlayabilir.

Ani bir manevrayla 2004 yılına, yani Yazı Tura’nın senesine dönersek Uğur Yücel’in sinemaya karşı büyük bir açlık duyan, heyecanlı ve sarf edecek önemli sözleri olan bir yönetmen olduğunu söyleyebiliriz. 2013’teki tok, ölgün ve suskun bir Uğur Yücel’e endişeyle bakmamız da bundandır. Öyle ki ‘Benim Dünyam’ eğer ki Özcan Deniz ya da Mahsun Kırmızıgül gibi sinemalarını duygu ticareti üzerine kuran ‘yeni sinemacılar’ımızın elinden çıkmış olsaydı, tepki bu kadar ağır olmayacaktı. Şu an ise yapacak bir şey yok; Benim Dünyam’ın afişinde büyük puntolarla Uğur Yücel yazıyor. Bu eminiz ki 2004’teki Uğur Yücel’i bile fazlasıyla şaşırtıyordur.

***

Yönetmen: Uğur Yücel

Senaryo: Uğraş Güneş (Uyarlama)

Yapım: Türkiye, 2013

Oyuncular: Beren Saat, Uğur Yücel, Ayça Bingöl, Turgay Kantürk

Süre: 108′

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 5