Beauty and the Beast (2014): Ne Buluyorsun Bu Aslanda?

Fırat Ataç
Fırat Ataç
27 Mart 2014

Peri masallarının, masallara yarışır biçimde küllerinden doğduğu ancak buna karşı çıkarcasına temel prensipleri yerine getirmediği bir dönemden geçiyoruz. Yalnızca tek bir örneğinin yatırdığı maddiyatı çıkarması durumunda bile agresifleşen Hollywood’un son bir kaç yılda Red Riding Hood, Snow White and the Huntsman, Mirror, Mirror, Hansel and Gretel: Witch Hunters, Jack the Giant Slayer ve yolu gözlenen Maleficent ile seriye bağladığı zavallı masalların hepsi aynı dertlerden muzdarip. Ana tema etrafında dolaşan, zekice sandıkları ikincil hikayelerle desteklenen ancak asıl amacı CGI kullanımında ne denli başarılı olduklarını gözümüze sokmak olan bu filmler, arkalarına bir de masal olmanın verdiği uçsuz bucaksız serbestlik gücünü aldıklarında ‘mantıksızlık’ geçerli bir benzetme olmaktan çıkıyor. Tabi bu onların düşüncesi…

Filmin ilerleyişi esnasında hiç şekilde ipuçları verilmeyen benzersiz güçler bir anda ortaya çıkıyor, ana kahramanlar rüyalarında gizemi çözüyor, elime kalemi aldığım anda beyaz bir dosya kağıdına çizebileceğim uzuv dengesizliği yaşayan yaratıklar bize bir sanat eseriymiş gibi sunuluyor, çiçekler, böcekler derken işlem tamamlanıyor. Cidden temiz iş.

la belle

Tüm bunlar özelde benim genel anlamda bir çok kişinin masal mefhumunu sevmediği anlamına gelmez tabi ki. Zaten yıllardır ayakta duran, 2000’lere kadar her ‘uyuma vakti geldi’ gerçekliği ve kurgusallığında kendine yer bulan bu klasikler ‘basit oldukları kadar’ değerliler’. Kırmızı Başlıklı Kız’ın, Pamuk Prenses’in, Hansel ve Gretel’in daha da şölenli bir dünyaya atılmasına gerek yok. Zaten kurtlarla konuşuyor, cücelerle ortamlara akıyor, pastadan evlerde konaklıyorlar.

Fransa’nın yeteneğinden şüphe duyduğum ana akım sinemacısı Christophe Gans, her şeye rağmen bir Avrupa filmi olması dolayısıyla bu alışkanlığa bir son verebilirdi umudu maalesef ki beyhude. Belle’nin tüccar babasının iflasını vermesinden sonra gelişen, güzelliğin alçak gönüllülüğü diğer kardeşlerin ise açözlülüğüyle şekillenen süreç, yanlış bir şatodan cebe atılan hediyeler ve tek bir gülden dolayı yapılması gereken fedakarlıklara bağlanıyor. Çirkin’in yağmalanan mekanı hakkında bir sıkıntısı yok ancak karşılığında istediği hayatı, babasını çok seven Güzel’in sorumluluk almasıyla ‘içi dolu hayat’a evrilten bir aşk hikayesi bizleri bekliyor. Konuyu zaten biliyorsunuz. Bu konunun içermesi gereken ilk olguyu da. Aşk… La belle et la bête’nin bir aşk masalı olması gerekiyordu.

Abartılı bir biçimde filme yedirdiği ‘görsel şölen’ safsatasıyla iki ana karakteri tanıştırmakta oldukça geç kalan, tanıştıkları andan itibaren geride kalan kısa sürede hem Çirkin’in geçmişini hem de süregelen olayları anlatmak durumuna sıkışan Gans’ın filmin çekimlerine başlamadan önce herhangi bir plan yapıp yapmadığı şüpheli. Perducas ve Güzel’in erkek kardeşleri gibi gereksiz yan karakterlere ayrılan sürenin yarısını tonlarca okuma yapılabilecek iki zıt karakterin zorunluluk ortamında yaşamaya başladığı aşka aktarması, olabildiğine basit ama sonuca etki eden bir plan olabilirdi mesela. Böylece Çirkin’in egoist, çekilmez, kadınlara pislikçe davranan, kötü dans eden bir aslan olmasından başka ne gibi kişilik özellikleri taşıdığını öğrenebilir, Güzel’in bu herife neden aşık olduğuna mantıklı bir açıklama getirebilirdik. Çirkin’le ilgili anlatılan ve bizi sayısız geri dönüşe maruz bırakan acıklı hikaye bir adama aşık olmaya yetiyorsa, bu ikilinin ‘sonsuza kadar mutlu’ yaşamasının imkanı yok.

la belle 2

La belle et la bête’nin henüz filmin başında çocuklarına masal okuyan ve yüzü gösterilmeyen anne motifinden başlayarak (hadi dudakları geçtim, o ben oradayken annenin Le Seydoux’tan başka biri olduğunu neden düşünelim? ) tüm varoluşuna sinen tekrar duygusunu bir kenara bıraksak bile bizi rahatsız etmeye devam eden bütün bu karakter gelişimsizliği Gans’ın muhteşem fikri sayesinde ‘yakın plan’ kullanımıyla çözülmeye çalışılmış. Perdedeki insan hakkında üzülmemizi, onu kafaya takmamızı, dertlerine ortak olmamızı emreden bu yaklaşım neyse ki daha ziyade Seydoux’a odaklanmış ki belli miktarda sıkıntımız giderilmiş. 5 dakikada bir elbise değiştiren ve hepsini kendine yakıştırmayı bilen bu kadın dışında filmin içinde kalabileceğiniz bir şey göstermek zor.

1946 tarihli Jean Cocteau imzalı film versiyonunda mı yoksa gişe rekorları kıran 1991 tarihli Disney animasyonunda mı kullanıldığını hatırlamadığım şu diyalog yeni La belle et la bête’ye bakış açımı çok net bir şekilde ortaya koyuyor:

– Bu kitabı nasıl okuyorsun? Hiç resim yok bunda.
– Bazı insanlar hayalgüçlerini kullanırlar.

Bizi resme boğduğun ve hayalgücünü hiç kullanmadığın için ne kadar teşekkür etsek azdır Christophe Gans!

Fırat ATAÇ
www.firatatac.com

***

Türkçe Adı: Güzel ve Çirkin
Yönetmen: Christophe Gans
Senaryo: Christophe Gans, Sandra Vo-Anh
Yapım: Fransa | Almanya
Oyuncular: Vincent Cassel, Léa Seydoux, André Dussollier, Eduardo Noriega
Süre: 112′

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 5