Ayneh (The Mirror); Gerçekle Kurmaca Arasında


Aylin Solakoğlu
30 Ağustos 2011

Cafer Penahi’nin ismini, son zamanlarda İran Devleti’nin kendisine getirdiği film çekme ve ev hapsine mahkum etme yasağı dolayısıyla çok fazla duyar olduk. Berlin Film Festivali’nin jüri üyeliğinden, Cannes Film Festivali’ne kadar pek çok yere davetli olan fakat ev hapsinden dolayı katılım gösteremeyen Penahi, bu festivallerde  filmleriyle sesini dile getiriyor ve susturulmaya çalışan düşüncelerini filmleriyle tekrar tekrar anlatıyor. İran’daki tutuklanmasının arkasında yatan sebebin; filmlerinin İran İslam Cumhuriyeti aleyhine olduğu gerekçe gösterilse de Penahi bu durumu kabul etmiyor. Peki  bu filmler neler? İsmini bu kadar andığımız, tutuklanmasına karşı çıktığımız Penahi’nin filmlerini ne kadar biliyoruz?

İran sineması’nın diğer bir önemli ismi olan Abbas Kiarostami‘nin Zire darakhatan zeyon(Zeytin ağaçları altında-1994) filminde yönetmen asistanlığı yapan Penahi, bir nevi kamera dilini ve hikayelerini Kiarostami ile geliştirmeye başlar.  İlk uzun metrajlı filmi olan Badkonake Sefid‘in( Beyaz Balon-1995) senaryosunu Kiarostami ile birlikte yazarlar. İran sinemasının derdini çocuklar üzerinden perdeye yansıtması özellikle Kiarostami ile birlikte olağanlaşan bir durum olmuşken Penahi’de çocukların duruluğundan ve gerçekliğinden yararlanarak ilk iki uzun metrajlı filmini çeker.

Ayneh (Ayna-1997) Tahran’da ilk filmine benzer bir atmosferde çekilir. Bu filmde de ilk filmine benzer, bir çocuk kahramana yer veren yönetmen, Tahran sokaklarında kaybolmuş kızın peşinden kamerasıyla giderek doğaçlamanın sınırlarını zorlar. Hepimizin başından geçmiş bir hikayenin, izleyicisi ve izleninin yer değiştirdiği bir film olarak; sinemanın kurgusal yapısının sınandığı, yönetmenin zamansallık kavramını yakaladığı, sinema izleyicisini geliştiren bir yapımdır Ayneh.

Henüz birinci sınıf öğrencisi olan küçük bir kızı görürüz, okul kapısının hemen önünde. Dakikalar ilerledikçe, annesini beklediğini ama annesinin her zamanki saatinde onu okuldan almaya gelmediğini, okulun dağılıp bir tek onun kaldığını anlarız, konuşmalarından ve hareketlerinden. Kamera sanki bize her şeyi küçük kızın gözünden anlatmak istermiş gibi hareket eder. Aklımıza belki çocukluğumuzdan anılar gelir. Benzer durumlarda kaldığımız, korktuğumuz, yabancılardan çekindiğimiz… Kayboldun mu diye soran herkese? -hayır kaybolmadım, evimin yolunu biliyorum, dediğimiz. Çünkü sokak tekin değildir ve yabancılara fazla bilgi vermemek gerekir. Bu küçük kızımız da aynı durumdadır ve üstelik bir kolu alçıdadır. Okul öğretmenlerinin birinden yardım ister fakat pek fazla ilgi göremez, durağa gitmek için kendisine yardımcı olan adama ailesi hakkında fazla bilgi vermemek için apar topar motorsikletten iner, yanlış otobüse sadece o otobüsün şöförünü sabah annesiyle gördüğü için biner, çünkü o en güvenilir kişidir, o an için.

Tahran sokakları küçük bir kız için pek güvenli değildir ve insanlar kendi dertlerine düşmüşken, küçük bir kız ile-yardımı pek kabul etmeyen- ilgilenebilecek durumda değillerdir. Küçük kız, otobüste otururken, takside giderken, arka fondan eksilmeyen konuşmalara kulak kabartırız, genellikle kadınlar arasında ve kadınların İran’daki durumlarına dair olan bu konuşmalar, Penahi’nin es geçmediği bir konudur. Kadının toplumdaki yeri, kadının ailedeki ve iş yaşamındaki önemi, bir nevi alt metin olarak verilirken, görüntüde küçük bir kız, evin yolunu arar. Taa ki, bu küçük kız otobüsteki bir sahnesinde kamerayla göz göze gelinceye kadar.  İşte bir filmin kurmaca’dan çıkıp gerçekliğe bürünmesi ya da tam tersi olarak, gerçeklikten kurmacaya dönüşmesi arasındaki o küçük çizginin koptuğu an’dır, küçük kızın filmdeki rolünü bırakıp Mina’ya dönmesi.

Mina ile başlayan süreç filmin zamansallık ve nedensellik kavramlarını tamamıyla değiştirir, değişmeyen tek şey ise, hikayenin ilerleyişidir. Mina bu defa kendi evini bulabilmek için yola düşer, arkasında onu takip eden bir kamera olduğunu bilmeden. İzleyici filmin bu ikinci yarısı boyunca sürekli tetiktedir, acaba tüm bu yaşananlar da bir kurgu mudur? Bir filmin ne zaman kurgudan ayrıldığı ve bir hayatın ne zaman kurgusallaştığı, içinden çıkılamayacak bir labirenttir, Dedalus bile olsanız.

Penahi’ye İstanbul ve Lacorno Film Festivalerinde ödül getiren film, yönetmenin en iyi filmi olmasa da, Penahi sinemasına başlamak için ideal bir seçim olacaktır.

 

Aylin Solakoğlu

http://twitter.com/#!/AylinSol

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5