Asi Ruh (2008): Asi ve Asil Ruhlara

Fatma Onat
Fatma Onat
29 Ağustos 2012

Bir fenomene dönüşmüş Beşiktaş taraftar topluluğu Çarşı’nın 25 yılının kısa bir özeti niteliğindeki ‘Asi Ruh’ belgeseli, ‘amatör ruh’a yakışan bir yapım olarak tanımlanıyor.

Futbolu beyazperdeye taşıyan iddialı yapımları izleme şansımız oldu çoğu kez. En klasiklerden Zafere Kaçış, en popüler olanlardan Gol’e kadar çok film geçti hayatımızdan. Hatta bunlar içinde en akılda kalanlardan biri 25. İstanbul Film Festivali’nde gösterimi yapılan ‘Ofsayt’tı. Özeldi çünkü futbol temalı filmin özneleri kadınlardı. Girizgah böyle olunca bu zincire eklenen yeni bir halkadan söz edeceğimi zannetmeyin. Çünkü Ersin Kana’nın hazırladığı ‘Asi Ruh’ ne bir futbol filmi ne de beyazperdede gördüğünüz iddialı yapımlarla yarışmak için yola çıkmış bir prodüksiyon. Bu film, bugüne kadar yapılmış olanlardan farklı olarak; iddiasını ruhunda taşıyan, ruhunu tribünlerde okşayan, gururlu, kaygılı, coşkulu bir topluluğun “gözükmesek de oradayız” niteliğindeki duygusal ve ‘amatör’ bir manifestosu.

Görkemin yalın hali

Futbolun estetiği izleyiciyi ne kadar tatmin eder bilinmez ama tribünün seyirlik bir şova dönüştürüldüğü atmosferlerde skor dahil her şeyi gölgede bırakan taraftar kitleleri akla, herkesten ve her şeyden çok kazınır. Kurmacanın altından kalkamayacağı bir gerçeklikle takımlarına bağlı olan bu taraftarlar açıklanması güç, akıldışılık olarak bile tanımlanabilecek bağlılığa çoğu kez ‘ruhsal’ bir boyut kazandırmaya çalışırlar. Daha doğrusu bu bağlılığı ifade edebilmek böyle mümkün kılınabilir ancak. Futbol üzerine yazılmış kitapları okumak, çekilmiş filmleri izlemek güzeldir ama hissettirdiklerine karşılık gelmez bir türlü. Bir yazar, bir yönetmen, bir senarist… Herkes iyi güzel işler çıkarsa bile bu değildir yaşanılan, hissedilen. Belki de bundan dolayı çekildi ‘Asi Ruh’ belgeseli. Temmuz ayında raflarda yerini alan belgesel, ismi ve Dvd kapağının da etkisiyle hırslı ve öfkeli bir karşılama yapacakmış duygusu uyandırıyor ilk bakışta. Fakat tam tersine, tribünde kocaman olan adamların yaşamlarındaki sükunete ve kendilerini bireysel olarak da ifade edebilme özelliklerine odaklı bir yapım olarak çıkıyor karşımıza. Çünkü burada üzerinde aylarca uğraşılmış bir senaryo, bütün teknik olanaklardan faydalanılmış bir yapım, gece atmosferinde oynanan büyük derbilerin şaşalı görüntüleri yok. Çeyrek yüzyılı devirmiş bir taraftar topluluğunun Çarşı’nın yalın hali var.

Garipsenebilecek bağlılık

Asi Ruh, bir semt etkinliği olarak başlayan taraftarlığın nasıl olup da gönülden bağlılık, koruyucu sahiplik, keyif veren birliktelik halini aldığı, çarşı içinden İnönü Stadı’na doğru uzanan saraylı, ağaçlı, askerli ‘klip yolu’nda söylenen şarkıların yarattığı coşkuyu, tribüne liderlik edenlerin yaşamlarının her saatinin Beşiktaş ilgisiyle nasıl sarmalandığını anlamayı kolaylaştırıyor. Bu durumu da en iyi Zeki Demirkubuz özetliyor belki de. Demirkubuz belgeselde, bir Beşiktaş taraftarı olan kardeşi Cemil’le yaşadığı bir anısını anlatıyor; “Sabahın altısında uyandım ve biran kardeşimle gözgöze geldim. Aynı odada karşılıklı çekyatlarda yatıyorduk. Gözünü hiç kırpmıyordu. Çocuğa bir şey mi oldu diye Cemil ne oldu dedim. Bana “Abi şimdi Feyyaz ne yapıyordur” dedi. Sabahın altısında uyanmış ve Feyyaz’ı düşünüyor. Bu nasıl bir şeydir? Ben hayatımın hiçbir döneminde böyle bir sadakat hatırlamıyorum…” diyor. Geçen yıl hayata veda eden Beşiktaş’ın unutulmaz amigosu Optik Başkan lakaplı Mehmet Işıklar’ın babası ise filmin gala gecesinde taraftarlara dönüp “Emin olun siz onu benden daha çok gördünüz. Çünkü o hep sizinleydi” diyor. Sembolik doksan dakikaların ötesine geçen bir bağlılıktan söz ediliyor. Başka birilerini ihmal etmek uğruna da olsa.

Hey yıllar hey!

Film; 80’li yıllardaki siyasi atmosferin futbola yansımasına da değiniyor kısaca. Her yerde gerginlik hakimken İnönü stadında, tribünlerde yaşanan kırılma noktalarına dair de bilgiler aktarılıyor. Kendi içinde bölümlere ayrılmış filmin konukları arasında yer alan ve her biri birer centilmen olarak karşımıza çıkan Metin-Ali-Feyyaz, futbolu güzelleştiren gazeteci İbrahim Altınsay, kendi kültür merkezine ev sahipliği yapan semtin takımının taraftarı Yılmaz Erdoğan, Beşiktaş tribünün doğru okumasını en iyi yapanlardan biri olan semtiyle takımdaş gazeteci Cem Dizdar… Herkes bu sakin insanların söz konusu takımları olunca nasıl olup da birer  ‘Asi Ruh’a dönüştüğünün yanıtını vermeye ya da bulmaya çalışıyor. Dizilişleri, senkronize hareket ve tezahüratları, pankartlara temas eden fikirleri ve en önemlisi de semtleriyle tribün estetiğine en iyi şekilde karşılık gelen Çarşı’yı olumlayan bir sonuç çıkıyor gibi gözükse de çok da akılcı bir yol olmadığına dair çıkarımlar da yapılabiliyor filmden.

Hayat, sanat, edebiyat

Deplasman otobüsünde bir yandan kitap okuyup diğer yandan çok sevdiği dizi karakterini sempatiyle anlatan genci birkaç sahne sonrasında büyük bir çaba ve hırsla takımı lehine pankart asmaya çalışırken görüyorsunuz. “Hayat gerçekten Beşiktaş” diyen İmparator lakaplı taraftarın yüzüne yansımış yaşanmışlık çok şey anlatıyor insana. Taraftarlığı bir yaşam biçimi olarak benimseyen insanların ‘seyretmek’le tatmin olmadıklarını fark ediyor, ortak paydaları olan Beşiktaş için bir araya gelenlerin hiçbirinin aslında birbirine benzemediğini görüyorsunuz. Ayrıştıkları her durum onları daha yakın kılıyor birbirlerine. Filmde özeti çıkarılan bu taraftar grubunun sanata ve edebiyata sunduğu katkılar da dikkatten kaçmıyor. Fenerbahçe taraftarı olduğu söylenen Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü ilk kutlayanlardan oldukları da belirtiliyor. Muhsin Ertuğrul’un yıkılışı da onları ilgilendiriyor. ‘Karşı’ durmak felsefesinin özneleri tribünlerde ve hatta tribün dışında bile sanattan yana yüzünü gösteriyor kalabalıklara. Bu durumda çoğu gencin televizyon ya da gazetede atlanacak haber olarak baktığı bazı başlıklar Çarşı tarafından dillendirilince ana gündem maddesi oluveriyor. Hayatlarındaki önem sırası içine hiç ummadıkları şeyleri de almaya başlayabiliyorlar.

Bazen kurmamak gerek 

Hayatın her alanına değen bir sürecin sunumu niteliğindeki belgeselin içine yedirilmeye çalışılan kurmaca sahneler, bir gerçekliğin etkileyiciliği altında vasat konuma düşüyor çoğu kez. (Ama bu kurmaca sahneler içinde iz bırakanlar da yok değil. Örneğin; futbol büyüsünün başladığı yerlerden olan yoksul toprak sahalardan birinde, karşılıklı kaleler kurmaya çalışan çocuğun, taşları karşılıklı yerleştirmesi, futbolun zeminine bir saygı duruşu niteliğinde.) Ama bu tarz sorgulamalara gerek bırakmayan iyi niyetli ve hisli bir çalışma var ortada. Zaten konunun özneleri projeye dahil olmayı bu dürüstlük ve sadelik sebebiyle kabul ettiler belki de. Çünkü bu fenomenin 25 yıldır ayakta tutmaya çalıştığı ‘fikri atmosfer’de hiçbir ticari girişime yer olmamış şimdiye değin. Ama belli ki tribünlerde birçok ifadenin yavan kalacağı öyle güzel, öyle tutku dolu yıllar geçirdiler ki, bu hazzı doyasıya anlatabilecekleri, biraz da olsa hissettirebilecekleri bir aracı bulmak istemişler. 7. Sanat’ın gücünden hepsi emin olsa da  öyle büyük prodüksiyonlarda rol kesmek gibi bir hevesleri olmamış hiçbirinin. Ya da onları anlatacak kurmaca hikayelere, canlandırmalara hiç gerek duymamışlar. Onlara olan ilgi ‘ruh’larından uzaklaştırmamış hiçbir zaman. Belli ki sadece düşündüklerimiz, hedeflediklerimiz, coşkumuz, tutkumuz, fedakârlığımız bilinsin istemişler. En sevdikleri, en çok kullandıkları mekânları (Abbasağa Parkı ve sokakları, Kazan Meyhanesi, Beşiktaş Çarşısı, Akaretler…) fona alıp dürüstçe ve heyecanla anlatmak yetmiş onlara. İçinde her şey var denemese de çok şey olduğunu inkâr etmemek gerek En azından futbol denilince akla ilk gelenlerden olan, dünyanın en ünlü taraftar gruplarından birini, kitlelerin sesinden değil de bireylerin anlattıklarından dinlemek ve sonsuz bağlılığı biraz da olsa kavramaya çalışabilmek adına…

(Daha önce Milliyet Sanat Ağustos 2008 sayısında yayınlanan bu yazı, Çarşı’nın 30. yılı hatırına Ekşi Sinema’da canlandı.) 

Fatma Onat

onatfat@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5