Arbitrage (2012): Yararlar, Zararlar

Kaan Karsan
Kaan Karsan
09 Ocak 2013

Richard Gere’i en son ne zaman ciddiye almıştık? Hatırlamak güç. Hatta bu sorunun cevabı Terrence Malick’in başyapıtı Days of Heaven’a kadar varabilir belki… Bu hafta vizyonlarımıza konuk olacak olan Arbitrage, bizlere Richard Gere’i bir kez daha ciddiye alma fırsatı tanıyor. Hem de biz ondan yana olan umudumuzu büsbütün kesmişken.

2009 yılında çektiği kısa filmi The Weight ile profesyonel kaynaklara ilk adımını atan Nicholas Jarecki’nin filmini tasvir etmek pek kolay değil. Hırslı ve ekonomik bir anti-karakteri odağına alıp, hem hırsın hem de insanın öyküsünü anlatmaya soyunan Jarecki, her şeyini kaybetmek üzere olan bir adamın hayattaki tüm kazanımlarını sorgulayacak kadar ileri gidiyor. Bu mevzu üzerinden paranın yarattığı tuhaf gerçeklik ve rüya algılarını masaya yatıran Arbitrage, bir anlamda modern insanın hayatın olağanlıklarıyla süslü ‘korku filmi’ olmaya çabalıyor.

arbitrage

Arbitrage’ı bir ‘korku filmi’ olarak tanımlamamız muhtelif ‘tür sineması’ terimlerini çağrıştırabilir. Lakin Arbitrage’ın ‘korku filmi’ olma yönündeki metotları bu terimlerin çok uzağında… Bu filmde çok ama çok kötü bir duruma düşmenin eşiğinde ve asla bir kenara bırakamayacağı alışkanlıklarına ve kendisini hayata bağlayan tek şey olan hırsına yenik düşmesi an meselesi olan bir adam var. Richard Gere tarafından canlandırılan Robert Miller karakteri temelde insan doğasının en somut tezahürlerinden birini ortaya çıkarıyor. Arbitrage’ın sorunlu ve bu sayede mutlu insan tanımı, içgüdüsel olarak bireyci, hırslı ve benmerkezci bir karakteri işaret ediyor.

Robert Miller’ın kendini tanımlayan hırsı, adına hayat denilen bir oyunu acı ya da tatlı sonuçlar doğuracak olan seçimleriyle yönetme kabiliyeti ve gerektiği takdirde gözünü kırpmadan kendini yalnızlaştırabilecek adımlar atabilme becerisi oldukça iyi çizilmiş yan karakterlerin de katkısıyla makro açılımlar sunan bir karakter öyküsü bahşediyor. Robert Miller kendisini çevreleyen ve kendisine oldukça yakın duran onlarca insana rağmen yalnız bir birey olmanın keyfini sürüyor. Hayatı kurallarına göre oynarken bir yandan da kendisini kurtaracak günah keçilerini hazırlıyor; kendisi için optimal seçeneği bulabilmek adına algoritmik bir yapı kuruyor. Kısacası Robert Miller, modern toplumun makineleştirdiği ‘mükemmel insan’ın kaçınılmaz hatalarını yaparak daha çok kendisi oluyor.

Dünyanın bir türlü içerisinden çıkamadığı ekonomik girdabın nedenselliğine dair önemli sözler sarf eden filmin, dönemi belgeleme başarısı da takdire şayan. İçinde yaşadığımız dünyanın, para kazanmak için çalıştığımız işlerin, ‘modern toplum’ tanımı üzerinden içgüdüsel kazanımlarını kaybeden insanın kendini yitirme öyküsü, ekonomik krizle kurulan kimi alegorik bağlar üzerinden kuvvetleniyor.  Bir karakter öyküsü, günümüz toplumuna dair oldukça berrak açılımlar sunuyor ve bunun neticesinde tepesi göklere ulaşan plazalara, şirketlere ve sermayeye ‘anlam katarak’ onları anlamsızlaştırıyor.

arbitrage2

Arbitrage’ın asıl kuvveti ise kendi döneminin ‘başarılı insan’ yanılsamasa varan öyküsünde değil; bu öyküyü anlatma biçiminde. Zira henüz ilk filmini çekmekte olan Nicholas Jarecki’nin biçemi, bir Amerikan filminde uzun zamandır görmediğimiz ölçüde cesur ve ısrarcı… Oldukça iyi yazılmış bir senaryoyla yola çıkan Jarecki, filmin hiçbir anında bunu ‘entrikalarla’ örülü tipik bir ‘thriller’a çevirmiyor ve ilelebet muhafaza etmek istediği ‘arthouse’ yaklaşımı yakınında tutuyor. Filmin genel dokusu sadece kendine özgü bir tat inşa etmeyi başarıyor. Nihayetinde ise ortada bazı anlarda tatsız, bazı anlarda da tuzsuz olmasına rağmen oldukça leziz bir ürün oluşuyor.

İlk film heyecanına kapılıp boyundan büyük işler yapmaya kalkışan onlarca yönetmenin arasında Nicholas Jarecki’nin kendini tutan ve dilini arayıp bulan tavrı ise ayrıca dikkat çekiyor. Filmin başından itibaren ağır aksak bir tempo kuran ve bu tempoyu film süresince istikrarlı bir biçimde muhafaza eden Jarecki, öyküsünü şaşırtıcı ve göz kamaştırıcı bir yetkinlikle örüyor. Sıradan olması için her türlü elemente sahip olan Arbitrage, başarılı bir karakter çalışmasıyla ve gerilimi tüm durağanlığına rağmen diri tutmayı başaran anlatısıyla önüne çıkan engelleri birer birer aşıyor.

İyi yazılmış karakterlerin arasında ‘eksik’ kalan birkaç karaktere rağmen genel anlamda tüm parçalarına hâkim olabilen bir film Arbitrage. Kendisinden beklendiği gibi oldukça sade, manidar ve şık bir finalle sonlanarak izleyenini düşünce deryalarına sevk ediyor. Gürültü koparmadan, sinemaya saygı duyarak ve takip edilmesi gereken bir yönetmeni müjdeleyerek sonlanıyor.

Not: Bu yazı Yer Gösterici dergisinin Ocak 2013 sayısında yayımlanmıştır.

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
2 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 5