Aquarius (2016): Anıların Gör Dediği

Nasıl ki fotoğrafların zihinlerdeki etkisi bir ömüre yayılan duyguların yoğunluğuyla biçimleniyorsa, bazı hayatlar da o duyguların tüm inceliklerini taşıyabiliyorlar. Bu ister geçmişin kırıntıları için geçerli olsun, isterse şu an nefes alınan bir saniye için… Hayatın insanın omzuna yüklediği tüm o yaşanmışlıklar, bir fotoğraf karesi muntazamlığında kendi yönlerini ve nerede durmaları gerektiğini tayin edebiliyorlar. Aquarius’un baş karakteri Clara’nın hayatı da, bir fotoğraf albümündeki anılar silsilesi içinde canla başla çarpan bir kalbin temsilini andırıyor. Clara seviyor, aşık oluyor, güçlü kalıyor, gülümsüyor, ağlıyor, dans ediyor ve yaşıyor. Yaşarken karşısına çıkan tüm çıkmaz sokaklara da hayran kalınası bir cesaretle karşı koyuyor.

Kleber Mendonça Filho, ikinci uzun metrajı olan Aquarius’ta Clara’nın hayatını merkeze aldığı bir hikâye sunuyor seyircilere. Epizodik olarak üç parçadan oluşan bu hikâye, Clara’nın hayatındaki belirli dönemeçlerin etrafında konumlanıyor. Onu tanımlayan özelliklerin ya da olayların belirleyicisi olmuş bu üç dönemeç, bir yandan onun hayatına ışık tutarken bir yandan da Brezilya’nın yakın tarihini yansıtan bir ayna işlevi görüyor. Alonso Ruizpalacios’un yönetemenliğindeki 2014 yapımı Güeros’ta gördüğümüz sinemanın ‘kayda alma’ işlevinin kamera hareketleriyle birlikte, hareketli görüntünün getirdiği farkındalığı seyircilere yaşatması durumu Aquarius’ta da göze çarpan tekniklerden birine dönüşüyor. Bu tercih, yönetmenin bireysel bazlı bir hikâyeyi, içinde bulunduğu coğrafyadan ilham alarak şekillendirmesine yardımcı olan belirleyici etkenlerden biri. Çünkü kendi şehrinde ve kendi yaşam alanında, yıllardan beri süregelen alışkanlıklarla iz bırakmış ve bırakacak olan bir kadının mücadelesini izliyoruz Aquarius’ta. Ruizpalacios’un Güeros’ta, bir kasedin peşinde bulundukları siyasal ortamın ve kimliklerinin altını kazan karakterleriyle, geçmişe dair yolculuğu zihinlerdeki izlerle yansıtması gibi, aynı türden bir yolculuk hâli burada da mevcut.

Aquarius’ta Clara’nın oturduğu evin onda oluşturduğu tüm değerler, aynı onun işi, ailesi, hastalığı ve tutkusu gibi hayata tutunma nedenlerinden biri hâlini almış yıllar içinde. Bu değerlerin anıları anlamlı kılmak ve yaşanılan yere fiziki anlamda da hayat vermek için oluşturduğu habitat aslında filmin ilk bölümünde kendini açık ediyor. ‘Clara’nın Saçları’ başlığıyla açılan bu ilk bölüm, Clara ve ailesinin oldukça saygı duyduğu bir aile büyüğünün doğum gününe odaklanıyor. Partiye giden Clara’nın yanındakilere dinlettiği müzikle açılan sekans, davetlilerin teker teker bu aile büyüğünü kutlamasıyla ilerlerken, o evdeki hatıralar da yeniden hayat buluyor. Bir yaşamı takdir etmenin getirdiği bu şölen duygusu, kendiyle bir mücadele halinde. O ev, o eşyalar sessiz ve cansız değiller. Hiçbir zaman öyle olmadılar. Şahit oldukları tüm sesler ve tüm görüntüler onlarla birlikte yaşayanların peşine takıldı. Clara’nın tedavisinin getirdiği yoğun ve sancılı sürecin onun saçlarında fizikselleşmesi gibi bir iz bu. Onun hastalığının da konu edildiği bu doğum günü kutlaması, o evin dinamiklerini anlamlandırmak için gereken tüm ipuçlarını seyircilere yansıtan bir sekans olarak hayat buluyor Filho’nun kamerasında da. Kamera bir fotoğrafçı pozisyonuna evrilip gülümsemelerin ardına gizlenmiş tüm hatırları bulup çıkarıyor.

Aquarius, anılarla oynayan ve onları tekrar şekillendiren yönetmenliğiyle de bir oyun yaratıyor kendi içinde.. Filmin ikinci kısmı olan ‘Clara’nın Aşkı’, onun cinselliğini özgürce yaşamasından, hayata karşı olan tutkusuna kadar saf yaşam enerjisiyle dolu bir kesit sunuyor. Bu kesit, Clara’nın ilk bölümde doğum günü partisinin mekanı olarak davetli olduğumuz evi de dahil olmak üzere koca bir şehri kapsıyor aslında. Sitelerin ve yeni nesil yaşam alanlarının da devreye girdiği bu yeni çevre, geçmişe kapı açan mekânların da izlerini yok etmeye niyetli. Clara da bunun farkında; ama onun tutkusunu elinden alacak bir güç yok. Hayatlarını dolu dolu yaşamaktan hiçbir zaman taviz vermemiş aile bireylerinin bir temsili gibi duran konsolun dahi bu direnişte bir yeri var üstelik. O ev içindeki tüm eşyalarla birlikte Clara’nın zihninde yer etmiş bir dayanışmanın parçası o konsol. Özenle dizdiği plakları ve haykırıcasına çalan tüm şarkılar da onda iz bırakmış, birbirinden farklı insanların seslerine dönüşüyor her seferinde. O yüzden onunla bu müzik yolculuğu için röportaj yapmaya gelen gazeteciye verdiği cevap ayrı bir anlama sahip. Müziğin dijitale geçip geçmemesinde hiçbir sıkıntı yok; ama o plaklar müziğin yolculuğundan izler taşıyan ve o izleri bugünlere taşıyabilecek olan yegâne araçlar. Onun cevabıyla şehrin içinde bulunduğu durum da örtüşüyor. Şehrin yeniliklere ayak uydurmasında, insanların yaşam alanlarını değiştirmelerinde Clara’nın gözardı edemediği bir nokta var. İçinde bulunduğu mekanın izleriyle şekillenen benliğinin de elinden alınacağının getirdiği farkındalık, Clara’ya mücadele etmesi için güç veren en önemli etkenlerden. Bu farkındalık onun duyumlarıyla birlikte bir yolculuğa çıkıyor.

Filho kamerasının ritmini de Clara’ya göre ayarlıyor. Baktığı yerler ve kadrajın dışında kalan hayat, onun göz hareketleriyle konumlandırılıyor. Clara’nın başını başka bir yöne çevirdiği her sahne, yönetmenin filmin ritmini belirleyen kamera hızlı hareketleriyle bir ritm kazanıyor. Önce Clara’yı sonrasında şehri görüyoruz. Baştan sona bir sokağı, ardından da Clara’nın evini görüyoruz. Çünkü içerde ve dışarda olan ya da Clara’nın baktığı yönde ve onun ötesinde olan her şey bu yaşama dahil. Yapılan yeni konutlar da bunu kazıyabilecek yetkinlikte değiller. Konutların dışında kalan ve yaşanmışlığın dahilinde olan her duygu gibi seyirciler de aynı ritimle ve coşkuyla bakıyorlar şehre. Filmin son bölümü olan ‘Clara’nın Hastalığı’ da her ne kadar onun geride bıraktığı üzücü bir anısını çağrıştırsa da aklından da vücudundan da attığı bir geçmişi, şehrin atmak zorunda olduğu bir hastalıkla birleştiriyor. Bütün bir yaşamın onu oluşturan anlamlarla beraber sürüp gidebilmesi için mekanların ruhunun gerekliliğine yeniden değiniyor Clara. Onun gözlerindeki zafer de bu yolculuğun bir simgesine dönüşüyor.

Kleber Mendonça Filho, göz alıcı kadrajları ve bizi Clara’nın hayatından şehrin gerçekliğinde savurduğu yönetmenliğiyle Aquarius’ta göz dolduruyor. Clara’ya hayat veren Sonia Braga’nın oyunculuğuyla bizleri de o evin içinde dans ettiren Aquarius, kendi hayatlarımız ve anılarımız için de bir yol gösterici…

Sezen Sayınalp
twitter

***

Yönetmen: Kleber Mendonça Filho

Senaryo: Kleber Mendonça Filho

Yapım: Brezilya, Fransa 2016

Oyuncular: Sonia Braga, Maeve Jinkings, Irandhir Santos

Süre: 146′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 5