Anna Karenina (2012): Başrolde Joe Wright

Kaan Karsan
Kaan Karsan
25 Aralık 2012

İtiraf edelim ki Joe Wright’ın bir Anna Karenina uyarlaması yaptığını ilk duyduğumuzda ortaya çıkacak olan mahsulün herhangi bir film olmayacağının farkındaydık. Gelgelelim, bu farkındalığın övüncüyle edindiğimiz beklenti, filmin sunduklarını karşılayacak nitelikte değildi. Lafı uzatmanın pek de anlamı yok. Zira Joe Wright, Anna Karenina’yla birlikte hem kendi sinemasını hem de içinde bulunduğu dönemin sinemasını bambaşka bir yere taşıyor, sinema evrenini büküyor, sinemaya yönelen algılarımızı tazeliyor ve bu sebeple bu yazıyı sözün bittiği yerden başlatıyor. Öyle ki Anna Karenina’nın zihnimizdeki izdüşümünü kelimeler ve cümlelerle toparlamak pek de kolay değil.

Basite indirgemeye cüret edersek, Joe Wright’ın tasarladığı iki saatlik bir ‘bale gösterisi’ olan Anna Karenina, ilk celsede öyküyü üslubun ardına koyuyor. Joe Wright, mekânı dekor; oyuncuları ise birer maket hüviyetine büründürürken başrolü kendi kamerasına devrediyor. Edebiyat deryasının en güçlü karakterlerinden biri olan Anna, bir anda kendi hikâyesinde bir ‘arka plan’, bir ‘araç’, bir ‘süs’ haline geliyor. Joe Wright’ın bütünüyle stili ön plana çıkaran ve bu sayede sihirli bir biçimde meselesini de önemli kılan tercihleri, filmin ilk saniyesinden itibaren seyirciyi görsel ve işitsel bir sinemasal senfoniye hazırlıyorlar. Bu sinemasal senfoni de neredeyse tamamı tek bir mizansen halinde kurulmuş olan armonik bir yapıya hizmet ediyor.

Joe Wright’ın Anna Karenina’sı, kendinden önceki hiçbir uyarlamayla karşılaştırılamayacak kadar radikal bir yoldan yürüyor. Bütünüyle melodik bir yapı kurarak Wright’ın önceki filmlerinde altyapısını hazırladığı anlatının en sağlam temelleri Anna Karenina’yla atılırken Joe Wright, yapıtının bir sinema filmine benzememesi için elinden geleni yapıyor. Öyküyü ve biçemi ayrı iki koldan işleyen film, kendisine oldukça geniş bir hareket alanı sağlayacak bir düzlem çiziyor. 130 dakikalık, temposu yavaşlamak nedir bilmeyen enfes bir koreografi, bilinen zamanı, dramatik yapıyı ve karakter dünyalarını bükerek sadece bu filmin sınırları içerisinde kalan yepyeni kavramların oluşmasına mahal veriyor. Joe Wright, uygulanması oldukça zor, yepyeni bir öykü anlatma metodu geliştirerek kendinden sonraki yetenekli sinemacılara bir tür miras bırakıyor.

Anna-Karenina_05

Film, sinemayı bir sahne olarak kullanarak temelde teatral bir yapı oluşturuyor. Ancak bu teatral yapı sanatın tüm kollarından beslenerek genişliyor ve Wright’ın her hamlesiyle debisini kuvvetlendiriyor. Bir sanat dalının başka bir sanat dalını özümseyip ihtiva etmesi elbette ki yeni bir şey değil. Ancak Joe Wright sinemanın illüzyon yaratma kabiliyetinden faydalandığından daha çok anlık gerçeklikten, canlılıktan ve kolektif performanstan faydalanıyor. İşin tuhaf ve yaratıcı olan yanı ise bunu kurgunun nimetlerini kullanarak yapması oluyor. Kurgu gerçekle el ele tutuşuyor. Nihayetinde oluşan canlı kurgu ise bir yandan seyirciyi avucunda tutarken diğer yandan onu yabancılaştırıyor.

Joe Wright’ın tasarladığı devasa oyun sahnesi, geniş bir coğrafyada geçiyormuş hissi yaratmasına rağmen ‘tek mekânlı’ kalabilen bir mizansenler silsilesine işaret ediyor.  Müthiş bir dinamizmle sürekli olarak değişen, değiştirilen arka planlar ve beraberinde gelen zamansal atlamalar her anı sürprizlerle dolu bir akış oluşturuyor. Bir noktadan sonra performansları dahi filmin bir dekoruna dönüşen oyuncular ise filmin atmosferine hizmet eden küçük detaylara dönüşüyorlar.

Acilen söylemek lazım geliyor ki Anna Karenina, kısa Joe Wright filmografisinin en riskli ve en casur yapıtı… Zira Tolstoy’un zaten kendi başına bir klasik olan romanını arkasına alan Stoppard, Wright ikilisi bu filmin tüm geleneksel anlatı normlarını yıkıp onları başka bir şeye dönüştürmek için çabalıyorlar. Son dönemde iyiden iyiye etkisini gösteren ‘nostaljiye özlem’ ve ‘geleneğe saygı’ yönelimlerinin karşısında, geleneksel bir klasiği post-modern bir anlatımla takdim ederek kendisine ayrıksı bir yer edinen, deli işi bir film Anna Karenina. Bu deliliğin neticesinde de alışkanlıklara haiz sinema seyircisinin edindiği bütün koşullanmaları savuşturan, değerini yıllandıkça arttıracak ve nadiren karşımıza çıkabilecek olan zaman-ötesi bir başyapıt peyda oluyor.

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 5