Angel-A(2005):Bir Yaratılış Yin Yang’ı


Aylin Solakoğlu
24 Eylül 2011

Luc Besson ismi pek çok sinefil için belli bir önem taşır. Kendisi en iyi yönetmenler sıralamamızda olmasa bile mutlaka çektiği bir film ile görüntü hafızamızın bir yerinde durur. The Fifth Element ile tanıştığım Besson; Leon ve Nikita gibi filmleriyle avrupalı bir sinemacının, hollywood klişelerini nasıl ustaca kullandığını kanıtlar nitelikte iyi filmler ortaya koymuştu. Fransız yönetmen, ülkesinde hollywood tarzı filmler çekmesi nedeniyle eleştirilmesine rağmen, bu tarzın içinde avrupanın sinema anlayışını da eklemeyi unutmuyor ve filmlerindeki diyaloglar, sahnelerin kurulumu ve şiirselliğin kurguya yansıması ile aslında iki ayrı dili tek bir tabakta servis ediyor. Bir bakıma, yönetmenliğini yaptığı 17 filmin yanında 40’tan fazla senaryo yazarak, parasını sinema sektöründen kazanması ve bunu açıkça dile getirmesi, bazı avrupalı sinemacılara doğru gelmese de, kendisinin bu yolu seçmesi kadar normal olan bir şey daha olamaz. Lakin son zamanlarda ismini oldukça zayıf senaryoların altında görmemiz ve yönetmenliğini yaptığı Joan of Arc ve Angel-A gibi filmlerle takipçilerini şaşırtmışa benziyor.

1999 yılında Joan of Arc filmiyle gündeme gelen Besson, bu filmin aldığı ağır eleştirilerin etkisiyle 6 yıl yönetmenlik koltuğunu boş bıraktı. Bu dönemde yapımcılığa ve senaryolara ağırlık veren Besson, yıllar önce yazmaya başladığı Angel-A filminin senaryosunu tamamlayıp, bu defa Paris gibi güçlü bir öğeyi filminde kullanarak, seyircinin karşısına çıktı.

Uzun bir aradan sonra son filmin hafızalarda bıraktığı izi silmek adına, Besson’ın oyuncu ve konu seçimlerinden, filmin çekim yerinin ve renginin uygunluğuna kadar pek çok ayrıntıyı tekrar tekrar düşünüp, klişelerin o güvenli ama sıradan havasına fazlasıyla kapıldığını görüyoruz.

Fallen Angel(düşen melek); tek tanrılı üç dinin benzer hikayelerine konu olmuş, meleklik görevinden atılmış ve dünyaya düşmüş meleği temsil ederken; sanatın pek çok disiplininde farklı kurmacalarda kendine yer bulmuştur. Sinema sektörü de elbet bu gibi mistik öğelerin değerini en iyi ortaya çıkaran bir disiplin iken; Der Himmel Über Berlin(wings of desire)’den City of Angels’a kadar pek çok film bu konunun üzerinden, başarısını yakalamış. Elbet Der Himmel Über Berlin filmini ayrı bir yerde tutup, ondan sonra gelen benzer temalı filmlerle karıştırmamak gerekir. Ne derler bilirsiniz, kopyalar aslını yaşatır.

”Bütün hayatım boyunca bir pisliğin içindeydim. Kimse bana yardım etmedi. Asla.”

Paris’te yaşan yeşil kartlı André (Jamel Debbouze), neredeyse tüm Paris’e borçlanmış ve borçlarını ödeyemediğinden, Paris mafyaları tarafından tehdit edilir bir durumda hayatının çıkmaza girdiğini düşünüp, intihar için Paris’in Seine nehrinde bulunan bir köprüye çıkar. İntihar edeceği sırada, köprünün diğer tarafında kendisiyle aynı durumda bir kadını görmesiyle, André’nin filmi başlar. Kendisinden önce suya atlayan Angela’yı (Rie Rasmussen) kurtarmak André’ye düşer ve bu durum, ikilinin ilerleyen dakikalarda gelişecek, dostluk ve sevgi bağlarının temeli olur.

Filmin henüz başlarında, izleyicinin net olarak çözemediği bir bulmaca içinde ilerleyen olaylar, André’nin Angela sayesinde borçlarını kapatması ve iklinin birbirine zıt karakterlerinin çatışması ile devam eder. Yönetmenin de deyişle André ve Angela; biri uzun biri kısa, biri esmer biri sarışın, biri kadın biri erkek, biri iyi biri kötü, birbirini tamamlayan zıtlıklardan oluşmuştur. André’nin içindeki kadınlık Angela’da vücud bulur, Angela onun dile getiremediği yanıdır ve bu ruhsal bütünlük, André’nin kendisini tanımasını, içindeki iyiyi ortaya çıkarmasını sağlar. Vicdanın dile geldiği haldir; Angela ve insanın mucizilere inanmadığı bir çağda, André için yeryüzüne gönderilmiş bir melek.

Akıcı bir kurguda, bol diyaloglu geçen filmin replikleri temaya uygun olarak güzel dizilmiş olsa da klişelerden kurtulamamış havasıyla, izleyici için sorgulayıcılıktan uzak, parçaları yerine oturtulmuş bir puzzle gibi sunuluyor. Oysa filmin başında verilen belirsizlik, filmin sonunda da kullanılsa, izleyicinin kendine düşünme payı bırakacağı bir alan yaratılabilirdi. Bu haliyle film, güzeller güzeli Paris’in arka planında olduğu, siyah beyazlığın getirdiği fantasik bir lirik havası içinde, görsellikte sıradışı çizginin yakalanmasıyla sinematografik  olarak başarılı ama konu itibariyle beklentiyi karşılamamış bir film olmuş. Keza, tanrı ve melek kavramlarında, Besson’ın risk almaktan çekindiği her sahnede anlaşılıyor. Özellikle kurtarıcı rolünden ödün vermeyen ve sınırları belirleyen tanrı, bir yandan da kullarının kendilerini bulması ve sevmesi adına, meleklerini onların etrafında pervane yapıyor. Etik kuralların yer yer zorlandığı filmde, kötüler cezasız kalmazken, iyilik ve aşk ise kazanan tarafta yerini alıyor.

Özellikle, pek çok kişi tarafından filmin unutulmaz karesi olarak sayılan ”ayna” sahnesi, André’yi canlandıran Jamel Debbouze tarafından neredeyse kusursuz oynanmış. Film boyunca başına gelen tüm aksiliklere rağmen tek bir karede bile ağladığını göremediğimiz karakterin, kendisiyle yüzleştiği bu anı, oyunculuk ve plan olarak iyi olsa da, seyircinin etkilenme eşiğini ne kadar aştığı tartışılır. Zira hep sorulan bir sorudur? Baş rol ağladığında, seyirci de ağlamalı mıdır? ya da diğer bir deyişle, kaç kişi André’nin ayna sahnesinde sözlerinden çok ağlamasına odaklanmıştır? Filmin genel olarak dramatik yapısındaki bu eksiklik, filmin sonunda izleyicinin rüyada olmadığını fark etmesiyle bitiyor. Jim Jarmush’un dediği gibi ”en iyi filmler rüya gibidir, gerçekten izleyip izlemediğini bilemezsin.”

 

Angel-A, siyah beyaz bir masal ve her masal gibi klişelerle boğulmuş bir hikayeye sahip. Lakin masalsı ve fantastik yapısı ile başrol oyuncularının uyumu, verilmek istenen zıtlıkları iyi harmanlamış. Oyuncu seçimlerinde yanlış tercihlerde bulunduğunu pek görmediğim Luc Besson, sevginin gücüne de her zamanki gibi oldukça güveniyor.

”Sevildiğini duymadan sevdiğini söyleyemezsin.”

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5