Anadolu Kartalları (2011): Vasat Bir Yerli Dizi Bölümü

Pilot olma aşkı ile yanıp tutuşan dört gencin eğitim serüvenini aşk ve aile hayatlarına da yer vererek işleyen, bunu Türk Hava Kuvvetlerinin 100. yılı şerefine yapıp 29 Ekim rüzgarını da arkasına alarak ülkenin son hali gereği yükselen milliyetçilik dalgasından da yararlanmaya çalışan Anadolu Kartalları, ne yazık ki giriştiği her cephede yenik düşmüş ve vasat bir yerli dizi bölümünden öteye gidememiş bir film olarak karşımızda…

Yönetmenliğini Ömer Vargı’nın yaptığı, başrollerini ise Çağatay Ulusoy, Engin Altan Düzyatan, Özge Özpirinçci, Hande Subaşı, İsmail Filiz ve Alper Saldıran gibi yerli dizilerden aşina olduğumuz genç oyuncuların canlandırdığı Anadolu Kartalları, yoğun ve başarılı PR çalışmaları ve özellikle dünyanın en iyi pilotlarına sahip olmanın haklı gururunu taşıyan Türk Hava Kuvvetlerinin 100. yılı şerefine hazırlanmış olması nedeni ile bu hafta öne çıkan filmlerdendi. Ancak böyle bir amaç dahlinde hazırlanan film, iki son derece başarısız karakterin yüzeysel ve hatta yer yer lise tadı veren “aşk” hikayesinden öteye ne yazık ki gidememekte.

Filmi eleştirmeye geçmeden önce yapılan hayati bir hataya dikkat çekmek icap ediyor. Filmin baş rolündeki Çağatay Ulusoy’un (Ahmet Onur) annesi Neşe karakterine hayat veren yılların oyuncusu Filiz Taçbaş’ın isminin filmin afişlerinde yer almaması affedilmez bir hata olduğu kadar 5846 sayılı yasaya da aykırılık teşkil etmekte. Toplam 8 sahnede yer alan Şevket Çoruh ve 6 sahnesi olan İlhan Şeşen’in isimleri afişin üst kısmında büyük puntolarla yer alırken 12 ayrı sahnede rol alan Filiz Taçbaş’a afişte hiç yer verilmemiş olması kanımca büyük bir saygısızlık olduğu gibi aynı zamanda hukuksuzluk da. Bu hususta ilerleyen günlerde afiş toplatmaya kadar gidebilecek ve bu kadar sıkı PR çalışması yapılan bir filme ciddi leke düşürecek hukuki bir ihtilafı öngörmek için ise ne yazık ki hukukçu olmaya gerek yok.

Filme dönecek olursak en kötü ve hatta göz tırmalayan unsurun kesinlikle çok çok hatalı yapılan cast seçimi olduğunu söylemek yanlış olmayacak. Özellikle başrolü üstlenen Çağatay Ulusoy’un yetersizliğin de ötesinde ilkokul piyesi tadında hayat verdiği Üsteğmen Ahmet Onur karakteri, zaten zayıf olan olay örgüsünü iyice çekilmez kılan en mühim eksiklik. Kopuk hikayeler ve gerçeklikten uzak diyaloglar bir de böyle başarısız bir performansla birleşince yaratılmaya çalışan “asi, havalı, cesur ve dahi genç pilot” imajı yerini olduk olmadık “tribe giren” bir liseliye bırakmakta.

Çağatay Ulusoy’un (Ahmet Onur) her şeyi yanlış anlayan, mütemadiyen naz yapan “tipik türk kızı” profilindeki kız arkadaşı rolündeki Hande Subaşı’nı tarif etmek için ise kelimeler kifayetsiz… Alelade bir yerli dizi bölümünde bile göz tırmalayacak kadar başarısız bir performansa sinema perdesinde maruz kalmanın ciddi şekilde fiziksel acıya yol açabileceğinin yaşayan kanıtı olmuş Sayın Subaşı. Rejinin filmin geneline yayılmış basiretsizliği üstün bir yetenek yoksunluğu ile birleşince ortaya saç baş yoldurtacak cinsten zorlama bir performans çıkmış ki hakikaten akıllara zarar!

Bunlar dışında Alper Saldıran ve özellikle Ayşe Üsteğmen rolündeki Özge Özpirinçci’nin performansları yukarıdaki ikili ile karşılaştırınca Oscar’a aday olabilecek seviyede ki filmin tek izlenebilir sahneleri de bu ikilinin göründüğü sahneler. Ayrıca binbaşı rolü için en az bir 10 yaş genç kalan Engin Altan Düzyatan da tüm karizmasına ve diğerlerine nazaran kalburüstü oyunculuğuna rağmen bahsettiğimiz yaş engeli nedeni ile eğreti gelinlikten öteye geçememiş.

Ekin Türkmen’in canlandırığı Özlem adlı karakter ise iki liselinin aşklarına meze olmaktan ibaret, filmin en yama karakteri olarak karşımıza çıkmakta. Ne yapıyor, ne işe yarıyor, neden orada eminim senarist Hakan Evrensel’in bile bu konuda bir fikri yok. Bu haliyle öğrenci filminden hallice zoraki bir “yan öykümsü”den başka bir şey yok hatırda kalan.

Senaristten bahsetmişken; “aile yemeği esnasında Hande Subaşı tarafından dillendirilen –evet, bizim de kanatlarımız var ama sizinkiler gibi çelikten değil, aşktan…- cümlesini gündelik bir aile yemeğinde o sümsük karaktere söylettirmek için ne kafası yaşamak gerekiyor?” sorusu da benim hala aklımı kurcalayan en kayda değer soru sanırım… Öyle ki 14 yaşında olsam kesin Facebook’ta paylaşırdım ve en az 3 Burcu, 5 Melis ve 12 Berk de beğenip altına Cezmi Ersöz’den yüreğinize dokunacak vecizeler yazarlardı diyeyim, gerisini varın siz hesap edin.

Filmin tek akılda kalan ve keyifle izlenen bölümleri ise kesinlikle uçuş sahneleri ki o sahnelerin bile belirli bir sinemasal zemini ne yazık ki mevcut değil. İdeolojik açıdan ne kadar doğru bulunur bilinmez lakin amaç milliyetçi değerleri yükseltmek ve Türk Hava Kurumu’nu yüceltmek ise karşıda bu amaca hizmet etmesi gereken bir düşman olması muhakkak gerekirken filmimiz bunu karikatürize ve kıskanç yabancı yarışmacılarca sağlamaya çalışmış ama yine yeni yeniden yere çakılmış. Tüm eğitim süreci ve filme de adını veren Anadolu Kartalları tatbikatı boyunca, bir saatte yazılmış gibi duran senaryo, güzel uçak sahneleri ve görkemli uçuşlarla birlikte havada uçuşup, ufukta kaybolmakta…

Her şey çok güzel olacak ve İnşaat gibi iki keyifli filmin yönetmen koltuğundan aşina olduğumuz Ömer Vargı ise zayıf senaryo, olmayan olay örgüsü, kopuk hikayeler ve can çekişen performansların da etkisi ile ipin ucunu saldıkça salmış ve ortaya reji adına da tek bir kare çıkmamış.  Öyle ki filmi bu haliyle bir savaşa övgü filminde kendisinden alıntı yapılarak muhtemelen kemikleri sızlatılan Mevlana görse “yok sen gelme” bile diyebilirdi.

Kısacası amaç pilotların iç dünyasına değinmek yahut bir pilot nasıl yetişir konulu bir film çekmek ise olmamış. Amaç Türk Hava Kuvvetleri’ni yüceltmek ise olmamış. Amaç havacılık üzerinden güzel bir aşk filmi ortaya çıkarmak ise hiç olmamış. Yani olmayınca olmuyor işte…

 

Yazı Sera Kadıgil tarafından kaleme alınmıştır.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5