American Hustle (2013): Provokatif Bir Maharetin Mahsulü!

Kaan Karsan
Kaan Karsan
16 Ocak 2014

Bir dolandırıcı vardır, FBI tarafından yakalanır. FBI, o dolandırıcıyı bir muhbire dönüştürmek ister; ona bir ortak çalışma önerir. Başka bir çaresi olmayan dolandırıcı bu öneriyi kabul eder; hem piyasadaki diğer dolandırıcıların hem de ‘yolsuz’ların yakalanacağı bir planın başrolünü üstlenir. Hem teoride hem de pratikte defalarca kullanılan bir formül karatahtaya yazılır ve macera başlar. “American Hustle” her şeyden önce hem Hollywood filmlerinde hem de sosyal hakikatimizde defalarca rast geldiğimiz bu denklemi kuruyor. Geniş açıdan bakınca, bunun pek de heyecan verici tınlamadığını itiraf edebilmek için cesur olmaya gerek yok. Zira American Hustle’ın hikayesi Hollywood piyasasında, pazar payı gayet büyük olan, çok satan ve sattığı ölçüde sıradanlaşan bir hikaye…  Bu sebeple American Hustle’ın neden farklı olduğunu anlamamız için hikaye mevzusunu birincil bağlayıcı olarak addetmememiz gerekiyor. Çoğu zaman olduğu gibi bu sefer de ‘şeytan ayrıntılarda gizli’. American Hustle’ın tüm sihri, David O. Russell’ın ‘hükmetme’ kabiliyetleriyle ilintili…

american hustle

David O. Russell ve Eric Singer ikilisinin ‘gerçekten de olmuşluk’ temelli senaryolarından yola çıkalım. American Hustle’ın başında şuna benzer ve biraz muzip bir ifade yer alıyor: “İzleyeceklerinizden bazıları gerçekten de oldu”. Bu bir ipucu; bir yol gösterici… Senaryo, mevzusunun gerçeklik pratiğini ne tamamen çöpe atıyor ne de bir kurtarıcı olarak görüyor. Bu ifadeyi bir meydan okuma olarak da görmek mümkün: “İşlerse bizimdir, işlemezse hiç bizim olmamıştır”.  Ne olağanlığına ne de olağandışılığına ikna eden ancak tuhaf bir büyüleyicilikle ‘çalışan’ diyaloglar da tam olarak bu meydan okumanın müsebbibi. Her satırda ‘komik’ ve ‘zeki’ bir dokunuş var; ancak bir sonraki satırda neler olacağı merakı, seyirci ciddiyetini diri tutuyor. Bir taraftan metnin sırtını yasladığı cinsel gerilim mizah-öykü ikilisinin gizli tutkalı haline gelirken öte taraftan karakterlerin her çatışmada yeni koşullanmalarla kendilerini yenilemeleri filmin sunduğu genel ‘şaşırma’ halinin katalizörü oluyor. Filmin her saniyesinde absürtlüğe göz kırpan, uçurumun sınırlarında gezinen karakterlerin senaryo matematiği içerisinde güzelce ve anlaşılmaz şekilde ‘gerçekleştirilebilmesi’  son zamanların en incelikli metinlerinden birini müjdeliyor. Bir önceki filmi için yazdığı ‘uyarlama senaryo’sunda yine çok iyi bir iş çıkaran ancak ‘mütevazı’ halini her satırda koruyan David O. Russell, bu kez filminin ilk saniyesinden itibaren daha büyük oynamaya kararlı.

Tabii bu harika metin David O. Russell’ın sahadaki çalışmasından bağımsız düşünülemez. Belki de -özellikle bağlam açısından tartarsak- sinema tarihinin en iddialı ‘Con Artist’ filmiyle karşı karşıyayız. Russell, büyük bir inatla, her mizansende bunun çok büyük bir iş olduğunu gösterme hevesinde. Zayıf bir metinle içi boş kalacak bir kılıfı, senaryosuna güvenerek genişletiyor. ‘Cut üstüne cut’ kurgusuyla, müthiş öykü temposuyla, oyuncularına çok büyük bir performans alanı açan oynatma metodolojisiyle ve kamerayı da öykünün saf ve provokatif bir parçası haline getiren mizansen kurma becerisiyle tipik suç filmi kalıplarının fersahlarca dışına taşırıyor filmini.  Hatta bazı anlarda yaptığı şeyden o denli keyif alıyor ki, durması gereken yerde durmuyor; devam ediyor. Filme zarar vermek pahasına şovunu sekteye uğratmıyor. Zaten American Hustle’ın başyapıt mertebesine ulaşmasını engelleyen şey de eksiklikler değil, fazlalıklar sanki… Film psikolojik olarak sonlanmışken ‘yeni bir şok’ uğruna cümlenin noktasını kaydırmak için çekiştiren ‘ikinci’ finali örneğin… Tabii bu fazlalıklar, American Hustle’ın son zamanlarda karşımıza çıkmış en görkemli ve en kışkırtıcı sinema şovlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

american hustle 3

Adeta filmin adından birkaç adım önde giden, çok konuşulan oyunculuk performansları ise hem oyuncuları hem de David O. Russell’ı gözümüzde yüceltecek türden. İki sene ardı ardına dört oyuncusu Akademi Ödülü’ne aday olan bir yönetmenin ‘oyuncu yönetme’ becerisini oyuncudan ayrı tutamayız. Christian Bale’in bazı senaryoların uygulamasında ‘fazla’ gelen üstün konsantrasyonu bu kez kusursuz bir şekilde çalışırken kimliksel açıdan bir bukalemunu canlandıran Amy Adams, duygusal med cezirleriyle kafa karıştırıcı bir şekilde parlıyor. Geçtiğimiz sene rüştünü yine bir David O. Russell filmiyle iyiden iyiye ispatlayan Bradley Cooper filmin mizahi açıdan en önemli kuvvetlerinden biri olurken Jennifer Lawrence yalnızca bu filmin değil, senenin bütün oyuncularından rol çalıyor. Hatta ve hatta bu dört muhteşem performansın hem süre hem de heybet babında gerisinde duran/durmak zorunda kalan Jeremy Renner dahi ayrı bir parantezi hak ediyor. Kısacası David O. Russell, Hollywood bahçesinde birlikte çalışılması en çok arzulanan yönetmenler arasında tepeye tırmanmaya devam ediyor.

Görücüye çıkan her işinden sonra zanaat becerisinin hakkı teslim edilen David O. Russell’ın en büyük zıplaması olarak American Hustle’ı göstermekte hiçbir sakınca yok. Metni bu kadar güçlüyken metinden bağımsız olarak da bu kadar büyük ve güçlü olan bir filmi yıllar sonra da layıkıyla anacağımıza da şüphemiz yok. Hatta şunu da söyleyelim… American Hustle, David O. Russell’ın bir gün mutlaka bir başyapıt çıkaracağını müjdeleyen, buna ilk kez ikna eden bir iş…  Tartışmanın filmin önemli olup olmamasına varan kısmı ise göreceli zevkler ve renklerin konusu.

Kaan Karsan
twitter

***

Türkçe Adı: Düzenbaz

Yönetmen: David O. Russell

Senaryo: Eric Singer, David O. Russell

Yapım: ABD, 2013

Oyuncular: Christian Bale, Amy Adams, Bradley Cooper, Jennifer Lawrence, Jeremy Renner

Süre: 138′

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5