A Single Man (2009): Zamanın Tiktakları Arasında


Aylin Solakoğlu
12 Temmuz 2011

 

Tom Ford‘un ilk yönetmenlik denemesinde bu denli başarlı olacağını kim tahmin edebilirdi? Bafta, Golden Globes ve Oscar’da gelen adaylıklar ile 2009 yılının en başarılı filmlerinden biri olarak gösterilen A Single Man, Tom Ford’un başarısının yanında, her rolün altından ziyadesiyle kalkan Colin Firth‘ün oyunculuğuyla başarılı edebiyat uyarlamaları listesinde kendine yer bulan filmlerden.

Film daha vizyona girmeden hakkında epey konuşulmuş ve moda tasarımcısı Ford’un nasıl bir eser ortaya çıkaracağı az çok tahmin edilir olmuştu. Zira 1962 yılının Los Angeles’ında geçen hikayesi ile bir dönemi temsil edecek filmin kıyafetlerinden, sinematografisine kadar pek çok ayrıntısı bir modacının hayal gücüyle şekillenecekti. Ford, beklentileri boşa çıkarmadı, hem görüntü yönetmeni Eduard Grau’nun katkıları hem de bir modacıya yaraşır inceliklerle filmin şiirselliğini güçlendirdi. Ortaya ise hem özgün hem de dili oturmuş bir film çıktı.

Christopher Isherwood‘un aynı adlı romanından uyarlanan film, İngiliz profesör George’un Amerika’da öğretmenlik yaptığı süreçte; 16 yıllık sevgilisi Jim’i bir araba kazası sonucu katbetmesinin ardından yaşadığı buhranları ve değişimi anlatan bir yapım. Jim’in kaybından sonra intihar etmeye karar veren George’un yalnızlığı, çevresine ördüğü duvarları ve bu duvarların yıkılışını sade ve görsel yönü ağır basan bir dille anlatan yönetmen, film boyunca yaptığı birkaç gönderme ile mesajını güçlendiriyor.

Bir filmin edebiyat uyarlaması olmasının zor tarafı; kitap dilinin insanın hayal gücünü sınırlardan kurtarması iken, film dilinin insanın hayal gücünü şartlandırmasıdır. Pek çok zaman edebiyat uyarlamalarının başarısız olmasının altında yatan neden okuyucunun hayalinde yarattığı hikayeyi, filmde bulamaması olur. A Single Man’de ise Ford, bunu kimi zaman ağır çekimler, kimi zaman çok yakın çekimler, çoğunlukla sahnelerdeki renk seçimleri ve sessizlik ile yenmeyi başarmış. İzleyiciye hem düşünmesi için zaman vermiş hem de izleyiciyi soru sormaya yöneltmiş. Filmin başı, zirveden atlamakla eşdeğer bir olayla açılıyor ve o dakikadan itibaren izleyicinin kendine sorduğu tek soru ”bundan sonra ne olacak?” oluyor. Merak ve ikilemler ile dinamiğini yakalayan senaryo; kurgudaki flashbackler ile bize aslında George’un iç dünyasına dair pek çok detay veriyor. İhtihar denemeleri sahnelerindeki sarkastik yaklaşım,  Aldous Huxley‘in After many a Summer kitabının yaptığı ölüm ve narsizim üzerine göndermeler, karşımızda sadece eşcinsellik tabanlı bir aşk hikayesinin olmadığının güçlü kanıtları olarak görülebilir.

Jim’in ölümünden sonraki başarısız ihtihar girişimlerinin hemen ertesinde derste kendini oldukça farklı bir şekilde ”korku”dan söz ederken bulan George; azınlıklar üzerine yaptığı konuşmada, Jim’in ölüm haberini aldığı telefon konuşmasında ve bunun gibi pek çok sahnede, Colin Firth’ün muazzam oyuncluğu ile filme derinlik kazandıran bir karakter. Zira film onun hikayesiyle izleyiciyi de içine çeken yoğun bir ıstırap havasına bürünüyor. Ford, eşcinsel sorunlarını göstere göstere değil; kısa ve net sahnelerdeki, vurucu cümleler dile getirmekten de geri kalmıyor, özellikle ”biz görünmeyiz” sözü bir nevi cam evde yaşayan George için ironik bir yaklaşımla perdeye yansıyor. Aynı şekilde Psycho göndermesi de gözden kaçırılmayacak bir ayrıntı.

Julianne Moore‘u ise gördüğümüz kısıtlı zamanlarda, oyunculuğu ile filme renk kattığını söylebiliriz. Zira George’un iç sıkıntıları arasında rahatlamak bir nevi farklılaşmak adına yanına gittiği Charley karakteri; bir İngiliz kadınından çok, rahat ve çılgın kişiliği ile umutsuz bir aşık. Film, yalnız bir adamın iç sıkıntılarını, korkularını, yabancılaşmasını anlatan, görselliğinin yanında müzikleri ile de oldukça başarılı olan bir yapım. Özellikle filmin başı ile sonu arasındaki uyum, George’un da dediği gibi ”o anları beklemek, o anlar için yaşamak”, zamanın durdurulamaz olduğunu kanıtlar nitelikteki tiktaklar, küçük ayrıntılar ile büyük bir film çıkarmış ortaya.

Tom Ford’un ilk filminde böyle bir iş çıkarması, bir sonraki filmleri için çıtayı oldukça yükseltmiş oluyor ve merakla diğer filmlerini bekleme nedenimiz.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5