A Cure for Wellness (2016): Üzerinize Afiyet

İsviçre Alplerine bakan seçkin, kozmopolit bir sanatoryum dünyanın dört bir yanından tedavi için gelen zengin, tuzu kuru müşteriler ağırlıyor. Bu zamana kadar maddiyat ve çıkar peşinde koşturmuş fakat artık modern hayatın hızı ve stresiyle baş edemez olup tüketim toplumu dayatmalarından bıkmış usanmışlar için meşhur şifalı sularıyla huzurlu bir zindelik vadediyor bu tesis. 19. yüzyılda ince hastalığa yakalananlara önerilen istirahat ve hava değişiminin 21. yüzyıl uyarlaması bu bir nevi. Hem bu seferki hastalık da en az verem kadar vahim. Başka bir şey bu kurumsal kültür humması, insanı içten yiyip bitiren, azılı bir tükenmişlik hissiyle teşrif eden. İşte böyle bir illete karşı iddialı bir tedavi uygulanıyor bu yeryüzü cennetinde. Müdavimler o kadar memnun, o kadar mutlu ki. Gelenin geri dönmek istemediği, istese de dönemeyeceği bir düzen kurulmuş.

Güzelim bir tepeye yerleşmiş, Dracula’nın şatosundan bozma bu müstesna sağlık merkezi günün birinde genel müşteri profilleri için fazla genç bir misafiri konuk edecek oluyor. Şirketinin suça bulaşmış finans meseleleri yüzünden başı dertte bu yeni yetme yönetici, bir süre önce sanatoryuma yatmış CEOları ile derhâl iletişime geçip onu gerekli imzalar ve görüşmeler için geri dönmeye ikna etmek zorunda. Fakat elbette işler planlandığı gibi gitmiyor. Genç yöneticinin peşi sıra biz de ister istemez ziyaretimizi uzatmak zorunda kalıyoruz. E hazır gelmişken hidroterapinin iyileştirici etkilerinden faydalanmamak olmaz. Buhar banyoları, duyusal yoksunluk havuzları, su diyetleri, derken yılan balıkları, koca birer imbikmiş meğer ekselanslarının yıkama yağlama tankları.

Bu noktada, The Ring gibi bir yeniden çevrim harikasıyla ismini duyurup Pirates of the Caribbean serisine imza atmış stüdyo destekli yönetmen Gore Verbinski’nin A Cure For Wellness ile seyirciyi gişe sinemasının sersemletici etkilerine karşı aynı muhteviyattan (ve maalesef filmdekine benzer) bir çeşit tedaviye çağırdığını hayal etmek mümkün. 40 milyon dolarlık yüksek bütçesiyle bu tuhaf, ayrıksı korku filminin çekilebilmiş olması en az filmdeki kür kadar mucizevi. Bu zamanda hangi stüdyo bu projeye evet der, bunca para yatırır akıl almıyor. Yanlış anlamayın, bunu bir alay olarak ifade etmiyorum. Tersine, böylesi eşine ender rastlanan ana akıma çelme grotesk aşırılıklar her zaman başım üstüne. Gel gör ki Verbinski’nin tedavi fikri için önce hastalık gerek diyen bu Grand-Guignol kabus manzarası aklını peynir ekmekle yemiş pozlar veriyor. Enteresan bir fiyasko var burada, yer yer cezbedici ama çoğunlukla bezdirici.

Aslına bakarsanız A Cure For Wellness aşk ve ölüm yakaran karanlık bir kocakarı masalından ibaret. Anlattıklarının dehşetini kavrayamamış ve dolayısıyla yansıtmaktan da aciz, cılız bir masal hem de. Bütün parça parça parlak fikirlerden oluşuyorsa bile, anlamlı ve tutarlı bir birliktelik yok ortada. Oysa anlatı The Phantom of the Opera’yı kıskandıracak denli deli bozuk bir gotik şamataya sıçramadan çok önce Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’ından aldığı şık ilhamı açık ederek entelektüel anlamda umut veren bir kurulum sergiler görünüyor. Ne var ki çok geçmeden (neredeyse ilk yarım saat içinde) mekân ve niyet hakkındaki sis perdesi, hikâyeye tematik anlamda derinlik katacak o muğlaklık dağılıveriyor. Karakterlerin birbirleriyle etkileşimlerinin nezaket ve gözdağı arasında dan dun, inceliksiz geçişleri evlere şenlik. Bir de mantıksızca pattadak oradan buradan çıkan ana karakterin açmazları tekrar üstüne tekrar etmiyor mu. Sanki ortada açıklandı mı şok etkisi yaratacak mühim bir muamma varmış gibi film ipucu vermeyi sürdürdükçe ipler koptu bende. En son gözümüze gözümüze sokulan, senaryodan anahtar kelimelerin yazılı olduğu kırpılmış çengel bulmaca şeritleri hatırlıyorum. Gizeminin üzerini örtmekte çileden çıkarır beceriksizlikte bu metinden meselenin psikolojik boyutunu doğru düzgün aydınlatmayı beklemek abes olur zaten.

Kayda değer ne var peki? Her şey bir yana Gore Verbinski görsel eli kuvvetli bir yönetmen. Onun fotografik heves ve meziyetleri, görsel hikâye anlatıcılığından nasiplenmişliği sağ olsun, muazzam bir sanat yönetimi ve sinematografi ile beraber olduğundan fazlası eder görünmeyi başarıyor film. Gerçi o da anlatının ağızdan aşırı yılan balığı yüklemesine özenip imge, motif, alamet ve kötülük habercisi görüntüler derken ipin ucunu kaçırmıyor değil. Bununla beraber filmde adamın yansımalara karşı dikkat çekici ilgisini görüp acaba hikâyenin yüzeyselliğinden haberdar da bizimle mi eğleniyor dediren anlık sinsi zekâ parıltıları ile karşılaşıp keyiflenmek mümkün. Fakat aynı yönetmen, bu saçmalık ancak çakmak çakılıp tutuşturulmayı hak ediyor fikriyle gelen gülünç absürtlüğü daha en başından kucaklaması gerektiğini bilemeyerek hayal kırıklığına da uğratıyor bir yandan.

Düşünüyorum da suyla gelen susuzluk ne müthiş bir başlangıç noktası halbuki. Filmde tersi dile getirilse de tedavinin bir idea olarak hastalıktan önce geldiğinin iması da keza. Kaçan balığa hayıflanmadan edemiyorum. Keşke A Cure For Wellness yoruma açıklığından taviz vermeyip Ouroboros çağrışımlarını kökleyebilseymiş. O zaman belki bu iki saat yirmi altı dakikalık insanın suyunu tüketen seanstan ne yaparsak yapalım ölüyor olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmiş ve bundan fazlasıyla, hastalıklı derecede memnun ayrılabilirdik.

Ali F. Kısakürek
twitter

***

Türkçe adı: Yaşam Kürü

Yönetmen: Gore Verbinski

Senaryo: Justin Haythe, Gore Verbinski

Yapım: ABD, Almanya, 2016

Oyuncular: Dane DeHaan, Jason Isaacs, Mia Goth

Süre: 146′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 5